Yasalar - Kanunlar - Teoriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yasalar - Kanunlar - Teoriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.04.2014

Emek-Değer Teorisi

Bu teoriler özellikle dış ticaret açısından ekonomik ilişkiler konusunda temel dayanak noktasını oluşturur. Kısaca, klasik liberal tezlere göre bir üretim maliyetinin o üretim için harcanan emeğe eşit olduğunu ifade eder. Bu teorinin içeriğini oluştururken emek homojen bir değer olarak kabul edilmiş, yani her işçinin ortaya koyduğu emeğin aynı nitelik ve niceliğe sahip olduğu farz edilmiştir. Ayrıca doğal kaynakların doğanın insanlara bir bağışı olarak düşünülmesi ve bunları elde etmek için emek harcanmadığı varsayılmıştır. Sermaye biriktirilmiş üretim aracı yani emek demektir. Sermayeyi yaratan emek olduğu için emek ile ölçülmesi gerektiği düşünülmüştür.
Genel anlamda teorinin ortaya koyduğu ise:
Emek fazla ise maliyet fazla olur ve fiyat fazla olur. Emek az ise maliyet az olur ve fiyat az olur.

Karl Marks

Genel kanıya karşın  Karl Marks, kendi emek değer teorisini yalnızca "emeğe doğaüstü bir güç yüklemek" dediği üzerine kurmaz. Bu konuda Gotha Programı'nın Eleştirisikitabında şöyle der:
Emek, bütün zenginliğin kaynağı değildir. Doğa da, tıpkı, bir doğa gücünün, insan emek-gücünün deyimlenmesinden başka bir şey olmayan emek gibi kullanım-değerlerinin (ve kuşkusuz maddi zenginlik de bu değerlerden meydana gelir!) kaynağıdır.

Azalan Verimler Yasası

azalan verimler yasası

 

Bir üretim sürecinde ve verili teknolojik dü­zeyde kullanılan faktörlerden birinin miktarı arttırılır ve diğer faktörlerin miktarı sabit tutu­lursa, miktarı arttırılan girdinin ilâve birimleri üretime katıldıkça toplam ürün bir noktaya kadar artacaktır. Bu noktadan sonra eklenen birim girdilerle ilâve ürün miktarı azalmaya ve hatta verim düşmeye başlayacaktır. İktisatta bu ilkeye azalan verimler kanunu denir. Bu kanunda belirli bir noktadan sonra değişken faktörün miktarının arttırılması durumunda ek ürün miktarı her defasında daha az olacak­tır. Nedeni ise, değişken faktörün verimliliği­nin giderek azalmasıdır.
Azalan Verimler Kanunu, ekonominin eski kavramlarından olup bu kavramı iktisadi bir model kurmaya yarayacak şekilde ilk kez açık­layan Turgot'dur. Daha sonra bu kanun hak­kında İncelemeler yapmış iktisatçılar, James Anderson, Edward West, David Ricardo, Jean - Baptisto Say, John Stauart Mill ve Paul LeroyBeaulieu'dur.
Turgot azalan verimler kanunu hakkındaki görüşlerini açıklarken, verimli, fakat işlenme­miş bir toprak parçasına bir miktar tohum atıl­dığını varsaymış, ancak bu durumda ekilen to­humu bir kayıp olarak nitelendirmiştir. Daha sonra toprağı hazırlamak, emek ve biçmek için ekmek harcanacak olduğunda, ekilen to­hum ürün getirecek ve harcanan emek birimi arttırıldığı takdirde, elde edilen ürün miktarı da o ölçüde artış gösterecektir.


Ancak belli bir sınırdan sonra emek miktarındaki artışa rağmen ürün oranı eskisinden daha düşük ola­caktır.
XIX. yüzyılda azalan verimler kanunu üzeri­ne görüşleri ile dikkati çeken İktisatçılar tek­nolojik ilerleme ile verimlilik artışlarının gıda maddeleri talebini karşılamakta yeterli faktör­ler olmadığını savunmuşlardır. David Ricar­do, azalan verimler kanununun tarımsal üreti­mi arttırmak için daha fazla emek harcanmak suretiyle etkisini göstereceğini savunmuştur. Bu etki ile ürün fiyatları yükselecek ve toprak rantı değerlenecektir. Bunun yanında işçi kesi­mindeki ücretlerinin de en az geçim seviyesin­de dalgalanacağını belirtmiştir.
Jean-Baptiste Say, Azalan Verimler Kanunu­nun madencilikte geçerli olabileceğini savu­nurken; John Stuart Mill ise, bu kanunun yal­nız gıda ürünleri açısından değil, diğer doğal kaynakların üretim faaliyetlerinde de etkili olabileceğini savunmuştur.
Thomar Malthus'un ünlü Nüfus Teorisi (1798) azalan verimler kanununa dayanmak­taydı. Nüfus artışının toplum üzerine etkileri­ni araştıran Malthus'a göre nüfus geometrik diziyle, besin maddeleri ise aritmetik diziyle artmaktadır. Bu teoriye göre nüfûs gıda mad­delerine göre daha fazla arttığından kişi başı­na düşen ürün azalmaktadır. Bu azalmanın ne­deni de elverişli toprakların sınırlı olmasıdır. Aynı zamanda bu teoriye göre, nüfus için ge­rekli geçim araçlarının miktarı sınırlı olup, bu araçların miktarı arttığı halde, nüfus da artış gösterir. Ancak toprak miktarı sınırlı olduğun­dan nüfusta meydana gelen artışlar hayat sevi­yesini düşürmektedir.
Azalan Verimler Kanununun işleyişini bir ör­nekle açıklayabiliriz. 10 dönüm büyüklüğün­de, buğday üretimine elverişli toprağın oldu­ğunu varsayalım. Bu toprağı işlemeden atılan bir miktar tohum belki hiç ürün vermeyecek­tir. Aynı toprakta işçi çalıştırdığımızda durum değişecek ve toprağın işlenmesi sonucunda ürün elde edilecektir. Ancak çalıştırılan işçi sa­yısı arttırıldığı zaman ek ürün artışı da yükselecek ve belli bir noktadan sonra ek ürün artışı düşecektir.


İŞÇİ



sayısı



(değişken
Toplam
Ortalama
Marjinal
faktör)
Ürün
ürün
Maliyet
0
0
0
0
1
100
100
100
2
240
120
140   ,
3
390
130
150
4
520
130
130
5
610
122
90
6
660
110
50
7
660
94
0
8
640
80
-20



Ortalama  ve Marjinal Ürün
Toplam Ürün
Değişen Faktör Miktarı (isçi/Adcı)
Ortalama Ürün
Değişken Faktör Mİkian (Îjçi/Adci)
Marjinal ürün

Tablodaki bilgilerden şu sonuçlar ortaya çık­maktadır:
1- Başlangıçta hem toplum üründü, hem de marjinal ürün ile ortalama üründe ar­tış görülmektedir.
2- Ancak değişken faktö­rün miktarı arttırıldığı zaman toplam üründe artış olsa ile, marjinal ürün düşmektedir;
3--Belli bir noktadan sonra marjinal' ürün sıfır olabildiği gibi, toplam ürün artışı durmakta ve daha sonra değişken faktör arttırıldığı takdir­de toplam ürün düşmek, marjinal ürün de ek­si değere ulaşmaktadır.
Azalan verimler kanunu teknolojik ilerleme­nin olmadığı veya üretim fonksiyonunun sabit olduğu varsayımına dayanmaktadır. Aynı za­manda bu kanun değişken faktörün bütün bi­rimlerini homojen kabul etmiş olup, teknoloji değişmediği ve sabit faktörlerin miktarı arttı-rılmadığı takdirde geçerli olmuştur. Bütün bu varsayımlarda değişme olduğu takdirde top­lam ürün, ortalama ürün ve marjinal ürün eğ­rileri yukarı doğru kayacaktır.

Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi - Ricardo

karşılaştırmalı üstünlükler teorisi


Karşılaştırmalı üstünlükler teorisi, iktisat biliminde bir grubun bir malı göreceli olarak daha az maliyetle üretebildiği bir durumda ticaretin ticaret yapan iki taraf için de nasıl faydalı olacağını anlatır. Önemli olan üretimdeki mutlak maliyetler değil fakat Fırsat Maliyetidir. Karşılaştırmalı üstünlükler modern uluslararası ticaret teorisinin anlaşılabilmesi için önemlidir.

Mutlak üstünlük'te bir ülke diğer bir ülkeyle kıyaslandığında birim girdi başına daha fazla çıktı üretir. Karşılaştırmalı üstünlüklerin mevcut olduğu durumda, eğer bir ülke her türlü çıktı üretiminde mutlak (dez)avantaja sahipse, diğer ülke bazı malların üretiminde uzmanlaşarak bu malları ihraç edebilir.



Örnek 1



İki adam bir adada tek başlarına olsunlar. Hayatta kalmak için su taşıma, balık avlama, yemek pişirme ve ev inşa etme gibi bazı ekonomik aktiviteleri gerçekleştirmek zorundadırlar.

Birinci adamın genç, güçlü ve eğitimli olduğunu, aynı zamanda her türlü işte daha hızlı, daha iyi ve daha üretken olduğunu varsayalım. Bu adam her türlü aktivitede mutlak üstünlüğe sahiptir. İkinci adamın yaşlı, güçsüz ve eğitimsiz olduğunu kabul edelim. Bu adam ise her türlü ekonomik aktivitede mutlak dezavantaja sahiptir. Bazı aktivitelerde iki adam arasındaki farkın çok büyük bazılarında ise küçük olduğunu varsayalım.

Birbirlerinden ayrı ayrı çalışmaları faydalarına olur mu? Hayır. Uzmanlaşma ve takas (ticaret) her ikisinin de faydasına olacaktır.

O zaman çalışmalarını nasıl bölüşeceklerdir? Karşılaştırmalı üstünlükler teorisine göre (mutlak üstünlük değil), genç adam hangi işlerde daha iyiyse o işlere daha fazla zaman ayıracak, yaşlı adam ise genç adama göre biraz daha kötü olduğu işler üzerinde yoğunlaşacaktır. Bu tarz bir düzenleme toplam üretimi artıracak ve/veya toplam işgücünü azaltacaktır. Ticaret, ikisini de daha zengin yapacaktır.



Örnek 2

A 100 P1 ve 100 P2 İhtiyaç duyuyor

B 100 P1 ve 100 P2 İhtiyaç duyuyor