Klasik İktisat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Klasik İktisat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.04.2014

Adam Smith

İskoçyalı ekonomist ve filozof olan Adam Smith, Glasgow ve Oxford Üniversitelerinde öğrenim görmüş ve daha sonra Glasgow Üniversitesi’nde ahlak felsefesi profesörü olmuştur. Çok geniş sahaya yayılan çeşitli yazıları vardır. Ekonomi, bunlar arasında en önemlisidir.
Ekonomi örgütü hakkındaki görüşlerini etkileyen, doğal hukuka ilişkin inancıdır. Doğal olaylarda bir düzen mevcuttur; bunu gözlem ve ahlâk hissi ile tespit etmek mümkündür. Sosyal örgüt ve pozitif hukuk, bu düzene karşı çıkacağına, ona uymalıdır.
Smith’in 1776 yılında yayınladığı "Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations" adlı kitabı, üretim ve gelir dağılımı teorisini içermekte ve bu prensiplerin ışığında geçmişi değerlendirmektedir. Politika uygulamalarına da yer verdiği bu kitapta üzerinde önemle durduğu konu ekonomik büyümedir.
Büyümenin itici gücünü, işbölümü oluşturmaktadır. İşbölümü, üretim artışına, teknik ilerlemeye ve sermaye birikimine yol açmaktadır. İşbölümü, mübadele gerektirmekte ve piyasanın büyüklüğü tarafından sınırlanmaktadır. Her insan başkalarının elindeki malları arzu ettiği, çıkarlarına göre hareket ettiği için mübadele meydana gelmektedir. Büyümeyi sağlayan diğer bir unsur sermaye birikimidir. Büyümenin başarılı olması için toplumsal, kurumsal ve hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerekmektedir.

Tek Vergi Sistemi

On Yedinci ve On Sekizinci Yüzyıla kadar gerilere giden fakat günümüzde önemini kaybetmiş olan bir vergicilik cereyanıdır. Bu cereyanın ana fikri, ekonomilerde bütün vergilerin kaldırılıp, kamu varidatının tek bir vergiden sağlanmasıdır. Bu fikir bazan ekonomik düzenin tabiî sonucu olarak, bazan çok verginin tatbikat zorlukları gibi pratik nedenlerle savunulmuştur.
Bilimsel bir açıdan ekonomik sistemin bir unsuru ve başlıbaşına bir müessese olarak tek vergi fikrini yaymağa çalışan ekol On Sekizinci Yüzyılda Fizyokratların. Fizyokratlara göre, ekonomide sadece tarımla uğraşan sınıf, müstahsil sınıftır. Sosyal sınıflara paralel olarak, ekonomideki bütün diğer faaliyetler dışında, değer yaratan faaliyeti sadece tarımdır. Buna göre, tarım sektörü dışında her hangi bir faaliyetten alınan vergi in’ikâs sonucunda tarım sektörüne aktarılmış, ancak bu arada bazı idarî ve formel güçlükler çekilmiş olacaktır, öngörülen varidatın sağlanması ve fakat idarî zorlukların ortadan kaldırılması için bütün vergilerin kaldırılıp, sadece tarım üzerine vergi salınması teklif edilmiştir.

Klasik Ekonomi

KLASİK EKONOMİK DÜŞÜNCENİN DOĞUŞU VE KLASİK OKULUN TEMSİLCİLERİ 
XVIII. yüzyılın sonları, gerek İngiltere'nin, gerekse bir kısım Batı ülkelerinin önemli ekonomik ve politik değişmelere sahne olduğu bir çağdır. Bir kere, daha önce yavaş seyreden teknik buluşlarla bunların sanayiye uygulanması, bu yüzyıl sonunda yoğunluk kazanmıştır. Öyle ki, İngiltere'de bu dönemi "Sanayi Devrimi" çağı diye nitelemek olurlu olmuştur. Sanayi devrimiyle beraber, "ekonomik adam" niteliklerini taşıyan, kapitalist-girişimciler ve üretim araçları mülkiyetinden yoksunlaşan bir işçi sınıfı doğmuştur. 
Bundan başka, Fransız İhtilali (1789) Ortaçağ toplumundan kalan kurumları silmiş, "bireycilik ve özgürlük" iktidara gelen burjuvanın sloganı olmuştur. Bu, yeni bir sınıfın politik egemenliği ele geçirmesinin zaferi sayılabilir. İngiliz Kolonisi olan Kuzey Amerika'da bağımsız yeni bir devletin (A.B.D.) doğması, merkantilist kolonizasyonun önemli bir dayanağını kaybettirmiştir. 
Nasıl ticarî kapitalizm, merkantilizmi; Fransa'da tarımın kapitalistleşmesi yolunda bir değişme, Fizyokrasiyi doğurmuşsa; İngiltere'de Sanayi Devrimi de Klasik İktisat Okulu'nu doğurmuştur. 
Klasik Okul'un başlangıcı, Adam Smith'in "Milletlerin Refahı"nın basıldığı 1776 yılı, sonu da John Stuart Mili'in öldüğü 1873 yılı kabul edilirse, öğreti olarak bir asır gibi uzunca bir süre egemenliğini sürdürdüğü görülür. Hepsi de yeni çağın felsefesini yapmaya, "Sanayi Devriminin ekonomik koşulları"nı inceleyip onları bilimsel kurallara bağlamaya çalışmışlardı. Bu yeni düşüncenin en ünlü temsilcisi İskoç asıllı, Glasgow Üniversitesi'nde bir profesör olan Adam Smith'tir. 

ADAM SMİTH 
 Liberal Klasik Okulun kurucusudur. Kendisine bilimsel ekonominin kurucusu da denir. 1759 yılında ahlak felsefesini açıkladığı "Ahlâki Duygular Kuramı" adlı yapıtıyla tanınmıştır. 1776 yılında yayınladığı "Milletlerin Refahı" adını taşıyan kitabı, ekonomik düşüncelerin gelişme süreci içinde önemli yeri olan ve ekonominin bilim haline gelmesini sağlayan temel yapıtlardan biri sayılmaktadır. Adam Smith' in, kendisinden sonra gelen ekonomistler üzerinde büyük etkisi vardır.
Yapıtın içindeki konular beşe ayrılır: Üretim ve Değer, İktisadî Gelişmenin   Koşulları   ve   Sonuçları,   Merkantilizm,   Fizyokrasi'nin Eleştirilmesi ve Malî Sorunlara Dair Başlangıç. 
I— Adam Smith'in Öğretisinin Temelleri 

16.04.2014

Tam Rekabet Piyasası

tam rekabet piyasası

1.Tam Rekabet Piyasasının Özellikleri:




Tam rekabet piyasasının ayırıcı özelliği, piyasadaki alıcı ve satıcıların tek başlarına fiyatı etkileme gücüne sahip olmamalarıdır. Yani tam rekabet koşullarında firmalar bağımsız fiyat politikası güdemez. Her firma için fiyat önceden saptanmıştır ve firmalar bunu kabullenmek zorundadır. Her bir firmanın sabit fiyatla karşılaşması yatay “fiyat doğrusu” ile ifade edilir. Tam rekabet piyasasını oluşturan koşullar aşağıdaki gibidir:

Piyasada aynı malı üreten ve satın almak isteyen çok sayıda satıcı ve alıcı vardır.

Piyasada çok sayıda üretici ve satıcı firma olduğundan dolayı, bunların her birinin üretim ve satış miktarı o malın piyasadaki toplam satış miktarı içinde önemsiz bir yer tutar. Böylece bir firma satış miktarını arttırdığı veya azalttığında, hatta sıfıra indirdiğinde malın fiyatında hissedilir bir değişme olmaz. Yani her bir firma piyasa fiyatını olduğu gibi kabullenmek zorundadır. Aynı durum alıcılar için de geçerlidir. Alıcılar da çok sayıdadır. Buna göre, bunlardan herhangi birinin o maldan daha çok veya daha az satın alma kararı malın fiyatına etkilemez. Bu, “atomisite varsayımı” olarak adlandırılır.

Tam rekabet piyasasında alıcıların ve satıcıların piyasaya giriş çıkışları tamamen

serbesttir. Üretim faktörlerinin hareketliliği tamdır. Firmalar, uygun gördükleri zaman bir yerden başka bir yere, bir endüstriden başka bir endüstriye geçebilir.

Tam rekabet piyasasında üretilen veya satılan mallar homojenlik gösterir.



Bunun anlamı çeşitli firmalar tarafından piyasaya sürülen aynı tür mallar arasında kalite ve özellikler bakımından fark olmamasıdır. Örneğin müzik seti piyasasında tam rekabet söz konusu ise, her bir firmanın aynı büyüklükteki müzik setleri arasında kalite ve nitelik bakımından farklılık yoktur. Yani alıcının A firmasının ya da B firmasının malını tercih etmesi için herhangi bir neden yoktur.
Gerek alıcılar ve gerekse satıcılar piyasa hakkında tam bilgiye sahiptirler. Bu, “açıklık

varsayımı” olarak adlandırılır. Alıcı ve satıcılar piyasayı yakından ve iyice tanıdıklarından, hangi malın nerede ne fiyatla satıldığını sağlıklı olarak bilir.

Bütün bunların bir sonucu olarak, tam rekabet piyasasında hem alıcılar hem de satıcılar tek başlarına piyasayı etkileme gücüne sahip değildir.


2. Tam Rekabette Uzun Dönem Dengesinin Sonuçları




Uzun dönem denge durumunda piyasa fiyatı, kısa dönem ve uzun dönem maliyet eğrilerine bu maliyetlerin minimum olduğu noktada eşittir. Bu durum tüketici, üretici ve toplumun kısıtlı kaynaklarının kullanılışı açısından aşağıda sıralanan bazı önemli sonuçları içerir:

a. Uzun dönem dengesi sağlandığında tüketicilerin arzularına en uygun mal demeti üretilmektedir. Yani tüketicilerin kullanmayı arzu ettiği mallardan, arzu ettiği miktarda üretilmektedir. Uzun dönem dengesi sağlandığında fiyat ve uzun dönem marjinal maliyet birbirlerine eşittir. Talep veya fiyat toplumun o mala verdiği önemin bir ölçüsü sayılabilir. Uzun dönem marjinal maliyet ise o malın marjinal toplumsal maliyeti olarak kabul edilebilir. O halde bu ikisinin birbirine eşit olması toplumun arzu ettiği malın, arzu ettiği miktarda üretilmiş olması demektir.

b. Uzun dönem dengesi sağlandığında üretimin maliyeti mümkün olan en düşük düzeydedir. Bütün firmalar uzun dönem maliyet eğrisinin minimum noktasında işlevlerini sürdürmektedir. Kurulması mümkün olan değişik büyüklükteki tesislerden en uygun büyüklükte olan yani optimum kapasite kurulmuştur. Kurulan bu tesis, maliyetin en düşük olmasını sağlayacak şekilde, yani tam kapasite ile çalıştırılmaktadır. Bu, denge üretim düzeyinin kısa dönem ortalama maliyet eğrisinin minimum noktasına denk gelmesi demektir.

c. Uzun dönem denge durumunda fiyat ortalama maliyete eşittir. Ortalama maliyet mümkün olan en düşük düzeyde olduğuna göre fiyatta mümkün olan en düşük düzeydedir. Şu halde tüketiciler arzu ettikleri malı, arzu ettikleri miktarda, hem de mümkün olan en ucuz fiyata sağlayabilmektedirler.

d. Fiyatın ortalama maliyete eşit olması aşırı karın sıfır olması demektir. Uzun dönem dengesi sağlandığında hiçbir firma aşırı kar elde edemez. Başka bir deyişle üretim faktörleri üretime katkılarının normal karşılığını elde etmektedir. Bu da gelir dağılımı açısından elde edilen bir durum, tam rekabet piyasasının bir başka olumlu sonucudur.

e. Son olarak, tam rekabette reklama gereksinim duyulmaması kaynak savurganlığını önler. Tam rekabette firmalar fiyatı veri kabul eder ve bu fiyattan satabildikleri kadar mal satar. Satışı arttırmak için fiyatı düşürmek zorunda değillerdir. Şu halde reklam tam rekabette gereksizdir. Böylece kaynakların bir kısmının satış arttırıcı faaliyetlere ayrılması gerekmez.