14 Eylül 2017 Perşembe

Katılım Bankacılığı | Ayşegül Kaya

BİRİNCİ BÖLÜM 

KATILIM BANKACILIĞI

1.1.Katılım Bankacılığı Kavramı

    Geleneksel bankacılıkta, oranı önceden belirlenmiş faiz karşılığında mudilerden toplanan mevduatlar, bankanın belirlediği faiz oranı üzerinden, fon ihtiyacı olanlara kredi şeklinde kullandırılmaktadır. Katılım bankacılığının, geleneksel bankacılıktan ayıran en önemli husus, faiz yerine katılım payı sağlamasıdır. Katılımcıların faaliyet sonuçlarına katılmasını öngören bu sistem, faizsiz bankacılık olarak da bilinmektedir. Buradaki temel amaç; tasarruflarını kullandırmaları karşılığında faiz almak istemeyen tasarruf sahiplerinin sermaye birikimini, etkin bir şekilde ekonomiye kazandırmaktır.
   Bankalar para fabrikasıdır; ekonomiyi finanse ederler. “Katılım bankaları bu finansmanı “faiz” ile değil “kâr-zarar ortaklığı” yoluyla sağlarlar. Dünyadaki kuramsal geçmişi 1940’lara, uygulaması ise “İslami bankacılık” olarak 1970’lere dayanan katılım bankaları, Türkiye’de eski adıyla “özel finans kurumları” (ÖFK), mali serbestleşmenin bir sonucu olarak mali kesimde bir yeniliği temsil etmektedirler. Kredi havuzu gittikçe genişleyen katılım bankaları, faizi değil faiz yasağını bir “çıpa” olarak kullanırlar. Faize karşı duyarlı kesimlerin atıl tasarruflarının faizsiz katılım fonları ve dolayısıyla en az maliyetle reel sektöre aktarılmasında aracı işlevini görürler. Bu işlevini sınıfsal ya da ideolojik bir güdüyle yapmazlar. Katılım bankacılığı, isim bazında Türkiye’ye özgüdür, ancak referansları İslam’ın buyrukları çerçevesinde evrenseldir. O nedenle sermaye yapısı ve müşteri portföyü çok-ulusluluk özelliğine sahiptir. Gelinen aşamada görünen şudur ki; katılım bankacılığı Türkiye’nin genel mali kesiminde yapıcı ve geleneksel bankalara karşı ise bir seçenek olmak iddiasındadır. 
    Katılım bankaları, ilk defa 4389 Sayılı Bankalar Yasası’nda “Mevduat toplama yetkisi bulunmayan ancak, özel cari hesaplar ve kar zarara katılma hakkı veren hesaplar yoluyla fon toplayan, ekonomik faaliyetleri ekipman veya emtia temini veya kiralanması veya ortak yatırımlar yoluyla finanse eden kurumlardır”  şeklinde tanımlanmıştır.
     Katılım bankacılığını, tasarruflarını kullandırmaları karşılığında faiz almak istemediği için tasarruflarını bankalara yatırmayıp altın, döviz, bina, arsa şeklinde değerlendiren tasarruf sahiplerinin, tasarruflarının üretim sürecine sokulması amacıyla kurulan ve kar – zarar ortaklığı anlayışıyla faaliyette bulunan kurumlar şeklinde tanımlamak da mümkündür. 




 Tablo 1: Katılım Bankacılığı Sisteminin Gelişimi

1960-1970
1970-1980
1980-1990
1990-2000
2000-
Kurumlar
Tasarruf
Bankaları
ve
Ticaret  ve Yatırım Bankaları
ve ÖFK ve
Sigorta
Şirketleri
ve Portföy
Yönetim
Şirketleri ve Aracı
Kurumlar
ve e-bankacılık
Ürünler
Karz-ı
Hasen
Mudaraba
Muşaraka
ve
Salam
ve Ticari
Bankacılık
Ürünleri,
Katılım
Hesapları,
İslami
Sigortacılık
ve Yatırım
Fonları, İslami
Bonolar,
Hisse
Senetleri
ve
Yapılandırılm ış Ürünler
Bölge
Körfez Arap
Ülkeleri
ve
Orta Doğu
ve Asya ve
Pasifik,
Türkiye
Aynı
Bölgeler
ve Avrupa ve
ABD




     1.2. Katılım Bankacılığı Çalışma Prensipleri

*Mutlak risk vardır. Bu nedenle toplanan fonlar ticari bir alanda ya da verimli bir teşebbüs için kullanılmalıdır. Yani, İslam’da faizin haram, ticaretin helal olması, katılım bankalarını müşterileriyle birlikte ticari nitelikli iş yapmaya yöneltmektedir. 
*Fonların çok önemli bir kısmı, sosyal verimliliği olan teşebbüsleri finanse eder.
*Finansal risk sermayeyi ödünç veren kişilere aittir. Yani, risk sermayeyi işleten yönetici ya da acenteye ait değildir.
*Sağladıkları kaynaklara faiz ödemezler; kullandırdıkları kaynak için müşterilerinden faiz tahsil etmezler.
*Sermaye bağlantılıdır. İslamî bankacılığın kar-zarar ortaklığı (mudaraba) veya sermaye iştiraki (muşaraka) içerdiği genellikle kabul gören bir gerçektir. İslamiyet’te sermaye sahibi, girişimcinin uzmanlığı ve çalışması sayesinde meydana getirdiği karı, onunla paylaşabilir. Sermayenin getirisi olan kar unsurunun oranı, yani hangi nispetlerde bölüşüleceği önceden bellidir, ancak tutarı belirsizdir.  

     1.3.Katılım Bankalarının Çalışma Yöntemleri

Katılım Bankalarının fon toplanmasında sabit bir faiz vaadi söz konusu değildir. Bunun için kullandıkları yöntemler,  özel cari hesaplar ve katılma hesaplarıdır. Fon kullandırmada ise, nakdi kredi vermemektedirler. Bunun yerine üretim desteği, kar-zarar ortaklığı, mal karşılığı vesaikin finansmanı, uluslar arası piyasalarda mal alım satımı, leasing, faktoring gibi işlemleri yapmaktadırlar.

     1.3.1.Fon Toplama Yöntemleri

Katılım Bankaları’nın kaynakları özkaynaklar ve yabancı kaynaklardan oluşmaktadır. Özkaynaklar işletme sahiplerince sermaye olarak verilen değerler ve işletme faaliyetleri sonucunda oluşan fonlardan meydana gelir. Ancak Katılım Bankaları’nın asıl kaynaklarını yabancı kaynaklar teşkil eder.
Katılım Bankaları’nın temel fonksiyonları, bankalar gibi, fon toplamak ve bu fonları kullandırmaktır. Bankalardan farklı olarak ise bu işlemleri yaparken faiz esas alınmaz. Katılım Bankaları’nın yabancı kaynaklarını cari hesaplar ve katılma hesapları ile topladıkları fonlar oluşturur.

     1.3.1.1.Özel Cari Hesaplar

İstenildiği anda kısmen veya tamamen çekilebilen ve karşılığında hesap sahibine herhangi bir getiri ödenmeyen, anapara ödemesi taahhüt edilen hesaplardır.[1]  
Özel cari hesaplar, ticari bankalardaki vadesiz mevduat hesabına denk gelmektedir. Ancak Katılım Bankalarında bu hesaplara hiçbir bedel ödenmez. Ticari bankalarda ise vadesiz mevduata çok düşük de olsa bir faiz ödemesi yapılmaktadır.[2]
Özel cari hesaplar, TL veya döviz cinsinden açılabilir.Hesap açılması için herhangi bir alt sınır söz konusu değildir. Katılım Bankaları cari hesaplarında biriken fonların tümünü kullanamazlar, toplanan fonların üzerinden Merkez Bankası’nın belirlediği oranda zorunlu karşılık ayırmaları gerekmektedir.  

 

     1.3.1.2.Katılma Hesapları

Katılma hesaplarına yatırılan fonların işletilmesinden doğacak kâr veya zarara katılma sonucunu veren; hesap sahibine önceden belirlenmiş herhangi bir getiri ödenmeyen ve anaparanın aynen geri ödenmesi garanti edilmeyen hesaplardır.

Tablo 2: [Türkiye’de] Katılım Bankalarının Mali İşlemleri (Araçları)
İşlemin adı
Anlamı
Özelliği
Sağladığı yenilik
Cari hesaplar 
(CH)

İstenildiğinde her an kısmen ya da tamamen geri çekilebilen
vadesiz hesaplar.
i-Kapitalist ticaret bankalarındaki -ada ya da taşıyana yazılı olabilen-  vadesiz hesaplara benzer.
ii-CH sahiplerine herhangi bir bedel (kâr payı, faiz vb.) ödenmez.
iii-Mevduat sigortası geçerlidir.11Ancak CH alacaklıları, yatırmış oldukları fonlar için bu fonları kabul etmiş kurumun öz sermaye ve yedek akçeleri ile CH karşılığı aktifleri üzerinde alacaklı olmakta ilk sırada ayrıcalıklıdır.
iv-CF’ye kabul edilebilecek fon tutarının, en çok özkaynakları toplamının 10 katı ile sınırlandırılması, dolaylı bir güvence sağlamaktadır.
Bu hesaplara İslami bankalar hiç bir şekilde faiz, kâr payı vb. herhangi bir ödeme yapmaz(*).


Katılım hesapları (KH)

Bankaya yatırılan tasarruflar karşılığında kârzarar elde edilen vadeli hesaplar.
i-Kapitalist ticaret bankalarındaki vadeli hesaplara benzetilebilir(**).
ii-KH, hangi para cinsinden açtırılmışsa kâr payı da o para cinsinden sahibine ödenir.
İslami bankalar katılım hesapları yoluyla yatırımcılarını kâr-zarara ortak eder. Sağlanan gelir faiz değil, kâr payıdır.Kârın %80'i hesap sahiplerine katılma oranlarına göre dağıtılır, %20'si kurum payı olarak
ayrılır.12



     1.3.2.Fon Kullandırma Yöntemleri


Katılım Bankaları’nın temel ayırıcı özellikleri fon kullandırma yöntemleridir.[3]    Katılım Bankaları tasarruf sahibi ve yatırımcıyı bir araya getirmekte ve yatırımcının riskleri tasarruf sahibi ve kurum tarafından paylaşılmaktadır. Hiçbir zaman önceden getiri garantisi bulunmamaktadır. Getiri, Katılım Bankaları’nın fonu doğru alanlarda kullanma becerisine ve fonu kullanan yatırımcının yatırımının verimine bağlıdır. 
Katılım Bankaları önceleri nakit fon kullandırmazlarken son birkaç yıldır dövize endeksli nakdi fon kullandırmaktadırlar . Nakit kredi verilip, yatırımın sonucuna bakılmaksızın yatırımcının fon ihtiyacının giderilmesini ve belirli bir faizle bunun geri ödenmesini Katılım Bankaları’nın temel mantığına aykırıdır. Katılım Bankaları için fona ihtiyaç duyan yatırımcının, bu fona niçin ihtiyaç duyduğu, nasıl kullanacağı ve bunun bir getirisi olup olmadığı önem taşır. Fona niçin ihtiyaç duyduğu belirlenen yatırımcının bu ihtiyacı giderilir ve bunun sonucuna birlikte katlanılır. 
 Katılım Bankaları’nın fon kullandırma yöntemleri şunlardır:

     1.3.2.1.Üretim Desteği(Murabaha)

      İslam literatüründe Murabaha olarak adlandırılan Üretim Desteği, işletmelerin ihtiyaç duydukları gayrimenkul, hammadde ve malzeme ile teçhizat ve makinelerin üçüncü kişilerden peşin satın alınıp, alış fiyatı üzerinden alıcı ile mutabık kalınan bir fiyattan vadeli satılması işlemidir.

      Katılım Bankasının hem alıcı hem de satıcı rolü oynadığı üretim desteği kurum yanında asıl satıcı ve nihai alıcı olmak üzere üç taraf arasında gerçekleşmektedir. Sistem basit olarak şu şekilde işlemektedir: Gayrimenkul, makine teçhizat, ham veya yarı mamul maddeye ihtiyaç duyan işletme, bunları tedarik edeceği satıcı firma ile ön anlaşma yapar. Daha sonra Katılım Bankasına başvuruda bulunur ve istenilen teminatları da sağlar.Gerekli incelemeleri yapan kurum, satıcı firmadan bedelini peşin ödeyerek malı satın alır ve üzerinde anlaşma yapılmış fiyattan işletmeye satar. Satıcı peşin esastaki faturayı kuruma keser. İrsaliye ise kurum adına ve alıcının sevkini istediği adrese kesilir. Böylece mal doğrudan nihai alıcıya gitmiş olur. Daha sonra Katılım Bankası, alıcı firma tarafından da bilinen alış fiyatı üzerine kâr marjı ekleyerek bu malı alıcı firmaya fatura eder. Sözleşmede belirlenen vade bitiminde faturadaki tutar alıcı firma tarafından Katılım Bankası’na ödenir.[4]
    Görüldüğü gibi uygulanışı basit olan üretim desteği yöntemi bir takım avantajlar taşımaktadır.Öncelikle bütün mal alım satım faturalı, belgeli olduğu için kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasında yararlı bir sistemdir. İkinci olarak finansman maliyetlerinin hesaplanmasında firmalara kolaylık sağlamaktadır. Çünkü finansman maliyeti, satın alınana malın fiyatının içersindedir. Üçüncü olarak da kredi riski açısından uygun bir sistemdir. Katılım Bankası fonun nerede kullanıldığını bildiği için kurum açısından risk kontrolü kolaylaşmaktadır.
    Taşıdığı bu avantajların yanında, yöntemin kendisi ve uygulanışı üzerine önemli eleştiriler yöneltilmektedir. Yönteme yönelik eleştirirler genelde bu finansman metodunun faizle olan ilişkisinde yoğunlaşmaktadır. Bu eleştirilerin ciddiyeti ve önemi, Katılım Bankalarının portföylerinin % 90’dan fazlasının Üretim Desteği’nden oluştuğu göz önüne alındığında ortaya çıkmaktadır.
      Finansal bir işlemin faizi içermesi için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar:[5]

-                  Ödünç verilen anaparanın üzerinde bir fazlalık oluşması
-                  Bu fazlalık ile zaman arasında bir ilişki kurulması
-                  Bu ilişkinin taraflar arasında bir mukavele ile saptanması
Görüldüğü gibi Üretim Desteği’nde iki ve üçüncü maddeler kesinlikle mevcuttur. Birinci maddede ise belirsizlik vardır. Şöyle ki; Üretim Desteği yönteminde banka müşterisine borç para vermemekte olup, ithal ettiği malı maliyet artı kâr ile müşterisine satmaktadır. Kısacası Üretim Desteği’ni faizli olmaktan kurtaran paranın para ile değil, malın para ile değiştirilmiş olmasıdır. Ancak Katılım Bankaları’nın fon kullandırma yöntemleri içerisinde en az riskli ve faize en yakın enstrüman olan Üretim Desteği yöntemi paranın para ile mübadelesi değil, para-mal-para mübadelesi olmasına karşın bu mübadele süreci çok hızlı olmaktadır. Bu yüzden malın kurum elinde kalma süresi çok kısa olmakta, bu durumda yöntemi faize yaklaştırmaktadır.

     1.3.2.2.Kar-Zarar Ortaklığı

Kâr-Zarar Ortaklığı, İslam iktisatçılarının faizden arınmış olduğu konusunda tamamen mutabakat sağladıkları bir yöntemdir. İslam iktisatçılarının faizli sisteme alternatif olarak önerdikleri, Katılım Banklarının kullanması gereken asli yöntemdir.[6] 
Asli bir yöntem olmasına rağmen, Kâr-Zarar Ortaklığı, Katılım Bankaları tarafından fazlaca kullanılmayan bir yöntemdir. Bunun temel nedenleri şunlardır; - Güvenilir ve işin ehli yatırımcı bulmanın zor olması,
- Toplanan fonların kısa vadeli, bu tür yatırımların ise uzun vadeli olması, - Enflasyonun sürekli olarak yüksek seyretmesi.
Kâr-Zarar Ortaklığı şeklinde fon kullandırmadan önce, Katılım Bankaları ile fon kullandırılacak gerçek veya tüzel kişi arasında “Kâr-Zarar Ortaklığı Yatırım Sözleşmesi” imzalanır. Bu sözleşme, her iki tarafın hak ve yükümlülüklerini belirtir.
Kâr-Zarar Ortaklığı iki şekilde ortaya çıkabilmektedir. Bunlar, Kâr-Zarar
Katılımı (Mudaraba)ve Ortaklı (Muşaraka) olarak adlandırılmaktadır.

     1.3.2.3.Mal Karşılığı Vesaikin Finansmanı

Dış Ticaret ve Kambiyo mevzuatı çerçevesinde, Katılım Bankası ile fon kullanan arasında düzenlenecek yazılı bir sözleşme dahilinde, mal karşılığı vesaik mukabilinde fon kullandırması işlemidir.
Bu yöntem esas itibariyle kurumsal finansman desteği yöntemine benzemektedir. Yalnız burada mal karşılığı vesaik Katılım Bankasınca peşin satın alınmakta ve vadeli olarak fon kullanana daha yüksek bir fiyattan satılmaktadır.
 

     1.3.2.4.Uluslararası Piyasalarda Mal Alım-Satımı

Uluslar arası ticari piyasalarda yapılan bir faaliyet türüdür.Fiziki bir mal alınır yada satılır; ancak mal fiilen teslim alınmaz. Satın alma; hamiline yazılı her an el değiştirebilir nitelikte, beynelmilel alanda tanınmış bir depoca verilmiş “ giriş fişi” ile olur. Satın alınan mal, ancak ileriki bir tarihte teslim edilmek koşuluyla cari piyasa fiyatı dikkate alınarak saptanacak, satın alış fiyatından daha yüksek bir fiyattan anında satılır.[7]        
Ön satış mukavelesi yapılarak, tahakkuk ettirilen satın alma işleminin yetkili bir “clearing house” ca garanti edilmesi gerekir. Clearing house bulunmayan yerlerde, taahhüt, resmi piyasada faaliyet gösteren yetkili bir kurumca yapılır.  

     1.3.2.5.Finansal Kiralama

Kiralama en genel anlamı ile herhangi bir varlığın mülkiyetini devralmadan sadece anda kullanım hakkını belli bir süre için elde etmektir. Mal sahibinin mal üzerindeki mülkiyet hakkı saklı kalmak üzere malının kullanım hakkını, bir menfaat karşılığında bir başka kişiye devretmesidir.[8]  
İşletmeler faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duydukları varlıkları satın almak yerine belirli dönemlerde sabit ödemeler yaparak kiralama yoluyla elde edebilirler. Bu tür kiralama anlaşmalarında kiralama süresi, kiralanan varlığın ekonomik ömrünün önemli bir bölümünü kapsamaktadır.
İşletmeler tarafından yatırımların gerçekleştirilmesinde yararlanılabilecek kiralama seçeneği ülkemizde yatırım ve finansman amaçlı kiralama, yada kiralama veya İngilizce karşılığı ile “ leasing” terimi ile anılmaktadır.
Kiralama konusu olabilecek varlıklar oldukça çeşitlidir. Bilgisayarlardan , uçaklara, tarım ve imalat makinelerinden, fotokopi makinelerine kadar her türlü araç kiralama konusu olabilmektedir. Kiralama anlaşmalarında en az iki taraf bulunmaktadır. Kiralama konusu varlığın sahibi; kiraya veren kira ödemeleri yaparak varlığın kullanım hakkını elde eden taraf ise kiracı olarak adlandırılmaktadır. Kiraya verenin ve kiracının ihtiyaçlarına ve kiralanan varlığın özelliklerine göre kira ödemelerinin miktarları ve tarihleri ile sözleşme koşularının değiştirilmesi mümkündür.
İşletmeye sunulan yatırım önerilerinin değerlendirilmesinde, yatırım yapılması düşünülen varlığı kullanımı sonucunda işletmenin elde etmeyi beklediği nakit akışların tahmini yapılır. Daha sonra bu nakit akışlarının tahmini yapılır. Daha sonra bu nakit akışlarının değerine bağlıdır.
Bir yatırımın değerinin ona sahip olmaktan değil de, kullanım hakkını elde etmekten geldiği fikrinin yaygınlaşması ile birlikte varlıkların kullanım haklarının devri anlamına gelen kiralama, işletmeler tarafından faaliyetlerinde kullanılacak varlıkların elde edilmesinde giderek daha sık kullanılan bir yöntem olmuştur. Kiralama ile kiralamaya konu olan varlığın hukuki sahibi ve ekonomik sahibi birbirinden ayrılmış olmaktadır.
Katılım Bankaları finansal kiralama işlemlerini bir sözleşme ile ve asgari dört yıl için yaparlar. Ancak teknolojik ömürleri, yararlanma süreleri kısa olan mallarda sözleşme süresi iki yıldan az olmamak koşulu ile dört yıldan az düzenlenebilir.[9]

     1.3.2.6.Faktoring

Faktoring, kuruluşların kısa vadeli satışlarından doğan alacak haklarını fon sağlamak amacıyla faktör kuruluşa belli bir komisyon ve iskonto karşılığında satması işlemidir. Başka bir deyişle faktoring, kredili satış yapan firmaların bu satışlardan doğan alacak haklarını faktör adı verilen finansal kurumlara satmak yoluyla kısa süreli fon sağladıkları bir finansman tekniğidir.
Senet iskonto ettirilmesi veya teminat olarak gösterilerek bankalardan avans alınması işlemi ile alacak hakkının satışı ( Faktoring ) farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır.İskonto veya avans işlemleri, firma açısından şarta bağlı borç doğurabildiği, yani senedin süresinde  ödenmemesi durumunda iskonto ettiren veya teminat olarak gösteren firmaya geri dönmek hakkına sahip olduğu halde, alacak hakkının  satışında alacağın süresinde tahsil edilmeme riski satın alan finansman kurumu tarafından üstlenilmektedir. Gerçi firma ile alacak hakkını satın alan finansman kurumu arasında yapılan sözleşmede bazı koşullar altında alıcının firmaya geri dönüş hakkı tanınabilir; rücu hakkı olan faktoring yapılabilir yada senedin tahsil edilmeme riski belli oranlarda firma ile finansman kurumu arasında paylaşılabilir veya faktör yalnız ticari senedin tahsilini üstlenebilir. Ancak bu tür finansman tekniğinin yaygın uygulandığı ülkelerde genellikle finansman kurumları senedin tahsil edilmeme riskini de ya tümüyle ya büyük ölçüde yüklenmektedir.
Faktoring, Katılım Bankalarının fon kullandırma işlemleri arasındadır. Ancak Türkiye’deki Katılım Bankaları şu anda bu işlemi yapmamaktadır. 

    1.4.Katılım Bankacılığının Amaçları


Katılım bankacılığının esas amacı, ekonomiye çeşitli nedenlerle katılamayan finansal değerleri yastık altından çıkararak, yabancı sermaye ile birlikte, faizsiz finansman esasları çerçevesinde milli ekonomiye kazandırmaktır .Yastık altında duran bu kaynakların geleneksel bankalar aracılığı ile reel ekonomiye kazandırılamamasının başlıca nedeni, fon sahiplerinin dini inanışlarıdır. Söz konusu bu kaynakların klasik bankacılık anlayışı içinde ekonomiye kazandırılamamasının nedenleri arasında; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nca kimi bankalara el koyma operasyonları ile geleneksel bankacılığa olan güvenin sarsılması, rant ekonomisinden sağlanan kazançların yükselmiş olması, katılım bankacılığı faaliyetlerinin geleneksel bankacılığa göre pek fazla bilinmemesi gibi unsurları saymak mümkündür.  

Faizsiz bankacılığın genel amacı, İslam’ın kabul ettiği ekonomik prensiplere göre ekonomiyi geliştirmektir .Özellikle faizi benimsemeyen kitlelerin sermaye oluşumuna etkin bir şekilde katılmaları sağlanırken, bu oluşumun elde edilebilmesi için de gerekli ortamın hazırlanması gerekmektedir.Bu nedenle, mümkün olduğunca mevcut hukuk sistemi içinde faizsiz bankacılık anlayışını kendilerine prensip edinen katılım bankalarının temel amacı, faizin yer almadığı, riskin paylaşıldığı, İslami kurallara aykırı olmayan ticaret türlerinin egemen olduğu bir piyasanın oluşturulması olarak ifade edilebilir. Katılım bankaları bu hedeflere ulaşmada, modern bankacılık anlayışı için de kendi prensiplerine uygun her türlü bankacılık faaliyetlerinde de bulunmaktadırlar.  

Katılım bankaları, bankaların ekonomiye kazandıramadıkları tasarruf tutarlarını, direkt olarak para ve sermaye piyasasına kazandırarak, hem tasarruf miktarının artmasına hem de artan bu fonların ekonomide daha verimli bir şekilde kullanılmasına (yaptıkları her türlü bankacılık hizmetleri ile birlikte), önemli ölçüde katkıda bulunmaktadırlar. 
Katılım bankaları, mevcut ekonomik sistem içinde İslam’ın kabul etmediği faiz sistemini tamamen göz ardı ederek, tasarruf sahipleri ile birlikte “faizsiz bankacılığı” işler hale getirmişlerdir. Katılım bankacılığında faiz yerine, ortaklık prensibinin benimsenmesi; reel ekonominin dışında kalan fonların sanayi ve ticaretin finansmanı için kullanılabilmesine olanak tanımasının yanında, faizsiz bankacılık esasına dayalı finansman yöntemlerinin kullanılmasına yol açmıştır. Örneğin, katılım bankaları girişimci zihniyete sahip fakat sermayeye ihtiyacı içinde olan kişilerin, bu özelliklerini de reel ekonomiye kazandıracak bir işlevi de yerine getirmektedirler.  
Günümüzde, katılım bankaları Türk finans piyasasında bütün gelişmiş ülkelerin finansal piyasalarında geçerli olan finansal enstrüman çeşitliliğini ve tek boyutlu geleneksel bankacılık sistemine alternatif kurum ve araçlar sağlamayı ve çeşitli bankacılık hizmetlerini İslami ilkeler doğrultusunda yapmayı hedeflemiş ve bu hedeflerini kısmen de olsa yerine getirebilmişlerdir. 

     1.5.Katılım Bankacılığının Sunduğu Hizmetler


Katılım bankalarının sunduğu hizmetlerin sınırlı olduğu düşünülse de, bu bankalar hem geleneksel bankacılıktaki İslami ilkelere ters düşmeyen ürünleri sunabilmesi, hem de farklı ihtiyaçlar için faizsiz bankacılık ilkelerine uygun ürünler geliştirmesiyle bu kanıyı değiştirmiştir.
Türkiye Katılım Bankaları Birliği’nce katılım bankalarının sunduğu hizmetler şöyle sıralanmıştır:(TKKB,2008,s.28)

·         Faize bağlı olmaksızın kredi ve ödünç verme
·         Altın külçe alım ve satımı
·         Peşin döviz alım ve satımı
·         Kredi mektubu
·         Garantiler
·         Faize bağlı olmaksızın önceden belirlenmiş bir ticari getiri çerçevesinde garanti karşılığında finansman bonoları şeklinde kısa vadeli finansman sağlama
·         Komisyon karşılığında tüm menkul kıymetleri toplama ve değerlendirme hizmetleri
·         Faizli olmamak koşulu ile tüm menkul kıymetleri (hisse senedi, yatırım sertifikası gibi) alım ve satımı
·         Belirli amaçlar (ticareti tarım sanayi ve gayrimenkul gibi)için özel fonlar kurma ve yönetme
·         Murabaha esasına göre finansman sunma
·         Müşareke esasına göre finansman sunma
·         Azalan katılım prensibine göre finansman sunma
·         Özel yatırım hesapları hizmetleri, bankalarla birlikte doğrudan yatırım
·         Finansal kiralama hizmetleri
·         Gayrimenkul alımı ve satımı
·         Finansal acente hizmetleri
·         Üçüncü şahıslar için önceden kararlaştırılmış kar prensibine göre alım ve satım hizmetleri
·         Açıkları kapatmak amacıyla özel fonlar oluşturma
·         Projelerin fizibilite çalışmaları için teknik, ekonomik, finansal, yönetim ve pazarlama danışmanlığı sunma.
·         İslami ilkeler uygun olarak portföy yönetimi ve yatırım fonları
Projelere finansman sağlama ve uluslararası piyasalara kaynak transferi.

    1.6.Katılım Bankacılığı Kredi Modeli


Katılım bankacılığı en temel prensibi olan ‘Faizsizlik Prensibi’ esas alınarak katılımcılarına kar-zarar esasına göre gelir sağlamayı hedeflenmektedir. Kredi talep edenlere direkt olarak anaparayı ödemek yerine, leasing diye tabir ettiğimiz müşterinin ihtiyaç duyduğu malı satıcıdan peşin alıp kendisine vadeli satmak, kiralamak veya iş sahibiyle proje bazında ortaklık oluşturmaktır. Esas itibariyle faiz, ödünç verilen paranın vade sebebiyle miktarı önceden belirlenmiş sabit bir fazlalıkla geri ödenmesinin şart kılınmasından doğar. Klasik bankalar tasarruf sahiplerinden başta belirlenen faiz oranı karşılığında para toplamaktadır. Katılım bankalarında ise toplanan fonların sahiplerine belli bir gelir taahhüdünde bulunulmadığı gibi yatırılan anaparanın garantisi dahi yoktur. Diğer önemli bir fark ise, katılım bankalarında nakit kredi sistemi olmamasıdır. Reel ekonomik faaliyetlerin ve tamamıyla mal alım satımı ile faturalı ve kayıtlı işlemlerin finanse edilmesi söz konusudur.
   

   1.7.Katılım Bankaları ile Ticari Bankalar Arasındaki Benzerlikler ve Farklar


Her iki kurum da devlet karşısında aynı ölçüde sorumlu ve bağımlı pozisyonda bulunmaktadırlar. Bunun sebebi; kuruluş ve faaliyetler için özel izin, faaliyetlerin ve mali durumun denetlenmesi, mali duruma ve yönetime müdahale yetkisi gibi konularda benzer kurallar konulmasıdır. Her iki tür kurumun mali ve idari yapısı ile teşkilatlanma ve müşterilerle muhatap olma tarzları birbirine benzemektedir. Bu kurumlara, banka ve katılım bankacılığı ayrımından haberdar olmayan bir kişinin bakış açısı ile dışarıdan bakılacak olursa, gerek bilanço ve mali tabloların içeriği yönünden gerekse müşterilerle muhatap olan birimlerin düzeni ve çalışma tarzında büyük benzerlikler olduğu görülecektir. Hatta bu yönden bakıldığında bankalara benzeyen tek mali kuruluş türü katılım bankaları denilebilir. Nakit akışına aracılık (çek muhatabı olma, havale, elektronik ödeme, akreditif), emanet hizmetleri (kiralık kasa, vadesiz cari hesap), bilgi satma (fizibilite raporları hazırlama, danışmanlık, istihbarat yapma) gibi hizmetlerin tamamını hem bankalar hem de katılım bankaları verebilmektedir. Karşıladıkları ekonomik ihtiyaçlar acısından da her iki kurum arasında önemli benzerlikler vardır. Tasarruflarını değerlendirmek isteyenlere yardımcı olmak, finansman ihtiyacı olanların bu ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çalışmak, kişisel ve ticari ihtiyaçları kolaylaştırmaya yönelik olarak bulunan çözümleri uygulamak bunların başlıca fonksiyonları olarak sıralanabilir

                     Tablo 3:Katılım Bankaları ile Diğer Bankaların Karşılaştırılması
Finansal
Kiralama
Finansal kiralama yöntemiyle müşterilerine doğrudan kaynak aktarabilirler. Yani finansal kiralama yetkileri vardır.
Finansal kiralama yapamazlar, fakat finansal kiralama şirketi kurabilirler.
Müşterilerin
Üstlendikleri
Risk ve
Sisteme
Duyulan
Güven
Müşteriler bu sistemde kâr ve zarara ortak olduklarından riski önceden kabul etmektedirler. Dolayısıyla bu sistemde güven esastır. Teminat ve ipotek kadar ortak olunan projenin sağlamlığı da önemlidir. 
Faiz esasına dayandığı için risk yoktur. Bankacılık sisteminde güven konusu teminat ve ipotek ile çözümlenmiştir. 
Kullandırılan
Fonun
Müşteriler
Açısından
Maliyeti
Fonu kullanan müşterinin belirlenen vade sonunda ödeyeceği tutar belirlidir ve sonradan ekonomik konjonktüre göre değişmez.
Bankalar zaman zaman kredi maliyetlerini değişik finansman enstrümanlarına endeksleyebilmektedir (hazine bonosu, devlet tahvili gibi). Bu durum kredi maliyetlerinin sonradan değişebilme olasılığını ortaya çıkarmaktadır.
Kullandırılan
Fonun Süresi
Daha çok uzun süreli yatırım amaçlı projeleri finanse etmektedirler.
Daha çok ticari amaçlı kısa
süreli kredi kullandırmaktadırlar.
Fon
Maliyetleri
Özel cari hesaplarda toplanan fonların herhangi bir maliyeti yoktur. Katılma hesaplarında ise fon sahibine sistem gereği
herhangi bir getiri garantisi verilmemektedir.
Fon kaynaklarının tamamının (vadeli, vadesiz, ihbarlı mevduatta farklı olmak üzere) bankaya maliyeti vardır.
Denetim
Bankalar Kanunu madde 65’e göre, bu kanun kapsamındaki kuruluşlar(katılım bankaları dahil) ve bunların faaliyetleri, kurumun denetim ve gözetimine tabidir. Kurum, bankaların genel kurul toplantılarına gözlemci sıfatıyla temsilci gönderebilir.
Bankalar Kanunu madde 65’e göre, bu kanun kapsamındaki kuruluşlar(yatırım, kalkınma ve mevduat bankaları dahil) ve bunların faaliyetleri, kurumun denetim ve gözetimine tabidir. Kurum, bankaların genel kurul toplantılarına gözlemci sıfatıyla temsilci gönderebilir.
Kredi ve
Diğer
Yatırımlar
Kredi kullandırmada dikkat edilen en önemli faktör, finansmanın şirkete değil, değerlendirilen projeye yapılmasıdır.
Kredinin açılmasında bankaya karşı verilen teminat ön planda tutulur.


Tablo 3 (Devamı)
Üstlenilen
Risk
Toplanan fonların reel ekonomide kullanımı esas olduğundan ve katılım bankaları ile fon sahipleri arasında yatırım ortaklığı söz konusu olduğundan, hem katılım bankası hem de fon sahibi açısından risk olasılığı her zaman mevcuttur.
Bankalar önceden belirlenmiş faiz oranı karşılığında fon toplamaktadırlar. Dolayısıyla mudi açısından herhangi bir risk yoktur. Burada riski üstlenen taraf bankadır.
İktisadi
Sistem
İslâm iktisadi sistemini (genel hatlarıyla) esas alarak faaliyet gösterirler. Fakat katılım bankalarının tam anlamıyla İslâmi prensiplere göre faaliyette bulundukları söylenemez. Bugüne kadar faizsiz bankacılık, 'tek yasal bankacılık sistemi'
olarak sadece İran ve Sudan da uygulanabilmiştir.
Kapitalist iktisat sistemini esas alarak faaliyet gösterirler.
İşlemlerinde
Kullandıkları
Finansal
Enstrüman
Kullandırdıkları finansal enstrüman açısından bankalarla karşılaştırıldıklarında dezavantajlıdırlar. Çünkü bu kuruluşların çalışma sistemleri bazı enstrümanların kullanımına uygun olmayabilir (tahvil ihracı gibi).
Bankalar, yeni geliştirilen enstrüman eğer kârlı ise, bu enstrümanı herhangi bir kısıtlamaya gidilmeksizin kullanabilirler. Örneğin; repo, bankalar arası piyasa, hazine bonosu gibi kısa vadeli enstrümanlara yatırım yapmaları mümkündür. 
Makro
Ekonomiye
Etkisi
Kayıt dışı ekonominin mutlak önlenmesi nedeniyle, yapılan her işlem devletin vergi gelirlerini artırmaktadır. Kullandırılan fon, direkt olarak reel ekonomiye gittiği için, yatırım tutarının artması, istihdam kapasitesinin artması ve bu etkenlere bağlı olarak birçok ekonomik hareketliliğin ortaya çıkması söz konusudur.
Kredi teminat esasına göre verildiği için, işlemlerin ne kadarının kayıt altında olduğu kontrol edilemez. Kullandırılan kredinin ne kadarının yatırım amaçlı ne kadarının tüketim amaçlı kullanıldığı kesin olarak kontrol edilemez.
Dağıtılan
Nemaların
GVK'ya
Karşı
Durumları
Katılım bankalarınca dağıtılan kâr payları
193 sayılı GVK'ya (Md.75/12) göre, Menkul Sermaye İradı sayılmakta ve gelir vergisine tabi tutulmaktadır.
Mevduat faizleri de 193 sayılı
GVK'ya göre, Menkul Sermaye İradı sayılmakta ve gelir vergisine tabi tutulmaktadır. 
Tablo 3 (Devamı)
Müşteri
Getirisi
Katılım hesaplarında biriken fonların kullanılmasından doğan kârın genel olarak %80'i hesap sahiplerine dağıtılır. Zarar var ise, fon sahiplerinin katılımları oranında zararı karşılayacakları sistemin esasında mevcuttur.
Sistem gereği, mudinin kazancı oransal olarak önceden belirlenmiştir.
Kültürel Açıdan
Bugün için hakim olan sistem, faize dayalı kapitalist sistemdir. Dolayısıyla, katılım bankalarının içinde doğdukları sisteme kültürel yönden yabancı olmaları bir dezavantajdır. Yani katılım bankaları, doğu dünyasına daha yakın olan Türk milletinin sahip olduğu kültür değerlerinin bir ürünüdür. Sonuçta katılım bankaları İslâm iktisadının bir ürünüdür.
Kapitalist sistem, faiz temeline oturtulan banka sistemini doğurmuştur. Yani bankalar, kapitalist ekonomik sistemin bir ürünüdür. 
Reel
Ekonomiye
Katkı
Katılım bankalarını klasik bankalardan ayıran temel fark, kâr ve zarara katılma esasına göre toplanan fonların, faizsiz yöntemlerle ticari ve sınai faaliyetlerde değerlendirilmesidir.
Bankalar, topladıkları fonun bir kısmını reel ekonomiye kazandırırken, bir kısmını da rant ekonomisinde değerlendirebilmektedirler. Hazine bonosu, devlet tahvili, repo da olduğu gibi.
Toplanan
Fonların
Güvencesi
Bankacılık Kanunu’na göre, katılım bankalarında, gerçek kişiler adına özel cari ve kâr ve zarara katılma hesaplarında toplanan tasarruflar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun güvencesi altındadır. (gerçek kişiler adına özel cari, kâr ve zarara katılma hesaplarında toplanan tasarrufların kişi başına, anapara ve kâr payı tutarının 100.000 TL'lik kısmı güvence altındadır)
Toplanan fonlar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kapsamındadır. Tutar (100.000 TL) katılım bankalarından farklı değildir. Bankalar Kanunu’na göre tüm kredi kuruluşları gibi bankalar da, nezdindeki tasarruf mevduatını sigortaya tabi kısım üzerinden sigorta ettirmek ve bunun üzerinden prim ödemek zorundadırlar.
Getiri
Dağıtımı
Yasal herhangi bir sınırlama yoktur.
Mevduat faizlerinde bazı sınırlamalar vardır.

                           Tablo 3 (Devamı)

Tabi
Oldukları
Meslek
Kuruluşu
Sektörde faaliyet gösteren katılım bankalarının sorunlarını ortaya koyma, çözüm yolları üretme, daha etkin ve verimli hizmet verilmesini sağlama gibi görevleri üstlenen Türkiye Katılım Bankaları
Birliği'ne üye olma zorunlulukları vardır.
Türkiye Bankalar Birliği'ne üye olmak zorundadırlar.


     1.8.Katılım Bankacılığında Problemler

1.8.1.Kurumsal Yapının Teşekkülü 

Faizli ve faizsiz finansman kurumlarının karşılıklı rekabetine açık olan bir sistemde faizli bankacılık hem kuruluş kolaylığı hem de çalışma pratikliği nedeniyle daha makul görülmektedir. Ancak son yıllarda faizsiz bankaların kurulmasındaki sorunlar ortadan kalkmaya başlamıştır.

1.8.2.Mevduat Erozyonu

Faiz getirisinin olmaması halkın mevduat yatırma isteğini ortadan kaldıracağı ileri sürülebilir. Ayrıca kar-zarar ortaklığı zarar riski nedeniyle çoğu kez faiz tercih edilmektedir. Bu durum mevduatların ticari bankalara kaymasına neden olmaktadır.[10]  

1.8.3.Banka Zararları İhtimali

Katılım Bankaları finanse ettiği bir teşebbüsün karşılaşabileceği bir zararı paylaşması nedeniyle içine düşebileceği bir zarar ihtimalidir. Finanse edeceği çeşitli iş alanlarındaki karlılığı sahip olduğu teknik bilgi, tecrübe ve detaylı verilerle değerlendirmek imkanına sahip olan bankalar için böyle bir ihtimal genelde söz konusu değildir. Çeşitli faaliyet alanlarına yaymış olduğu fonlarını kullanan teşebbüslerden bir kısmı zarar etse bile, diğerlerinin karı onu telafi edecektir.  

1.8.4.Kısa Vadeli Krediler

Kâr ve zararın tespitinin mümkün olmadığı bir dönem için kısa vadeli kredilerin Kar-zarar ortaklığına göre oluşturulması mümkün değildir.

 1.8.5.Tüketici Kredisi

Bu krediler daha çok ihtiyaç içindeki düşük gelir dilimleriyle alakalı olmakla beraber, günümüzde yeni bir boyut kazanarak orta sınıfa dönük bir uygulama haline dönüşmüştür. Daha önemlisi bu kredilerin amacı; zorunlu ihtiyaçları karşılamaktan çok bilinçli olarak, hayat standardının yükseltilmesi için dayanıklı tüketim mallarının satın alınması için gerekli finansman teminine yönelmiştir.  

    

1.8.6.Kaynak Tahsisi

Katılım bankalarıyla ilgili diğer bir sorun da kaynak dağılımını temin edemeyeceği hususudur. Faizin olmaması ve yatırılabilen fonları alan kimselerin bu fonlardan sınırsız olarak istifadeetmeleri nedeniyle sınırsız olarak genişleyecek talebi, arzla dengeye getirecek bir mekanizma ortadan kalkacak, aynı zamanda kaynak tahsisinde böyle objektif bir kriter bulunmayacaktır. 












[1] “Dünyada ve Türkiye’de Faizsiz Bankacılık”, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, 2005,s: 38. 
[2]  KARAPINAR; a.g.e, s:33


İKİNCİ BÖLÜM

2.1.TÜRKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞI KAVRAMI


Katılım bankacılığının, ülkemizdeki uygulaması, tam anlamıyla islami bankacılık olarak nitelendirilemez. Çünkü hukuki ve ekonomik anlayışı, İslam anlayışından farklı olan bir sistem içinde faaliyette bulunan katılım bankaları, bu sisteme temelde aykırı düşmemek koşulu ile mevcut yasalar çerçevesinde faizi, fon toplama ve fon kullandırma faaliyetlerinde saf dışı tutmak suretiyle, hemen hemen tüm bankacılık faaliyetlerini yapmaları, yani faiz yerine “kar – zarar ortaklığı” ilkesini esas almaları, literatürde bu kurumların uyguladıkları bankacılık modelinin “faizsiz bankacılık” olarak isimlendirilmesine de neden olmuştur. Katılım bankalarını, geleneksel bankalardan ayıran en önemli özellik de uygulama biçimlerindeki bu farklılıklardır.    
Hem geleneksel bankacılık anlayışı, hem de kendi sistemleri doğrultusunda makro ekonomiye sağladıkları katkıları artırmak amacıyla katılım bankaları, Bankalar Kanunu’na tabi (01. 11. 2005 tarihinden itibaren) tutulmuşlardır. Bu Kanun, Türk mali sektörü içinde, katılım bankalarının bulundukları statü karmaşıklığından kurtulmasına, açık bir biçimde banka alt türü (Katılım Bankaları, Mevduat bankaları, Kalkınma ve Yatırım Bankaları ile birlikte) olarak kabul edilmesine, yapılan düzenlemelerin katılım bankalarının mali sektör içindeki geleneksel bankalar ile rekabet edebilme güçlerine ve hukuki yapılarına önemli ölçüde katkı sağlamıştır.

  Tablo 4 :Türkiye’de Faaliyet Gösteren Katılım Bankalarının Tarihsel Gelişimi
Ticari Unvanı

Kuruluş Tarihi

Tarihsel Gelişim/Statü
Değişiklikleri/Sermaye Yapısı

Albaraka                 Türk
Katılım 
Bankası AŞ 

1985

Orta Doğu merkezli Albaraka Bankacılık
Grubuna     ait     olan     Banka      sermayesinin
%54,06’sı bu gruba, %9,38’i diğer hissedarlara ait olup %17,11’i halka açıktır.  
Asya Katılım Bankası

1996


Kuveyt Türk Katılım 
Bankası AŞ

1989

1989’da ÖFK statüsünde kurulmuş, 1999’da unvanı Kuveyt Türk Katılım Bankası AŞ olarak değişmiştir. Kuveyt Türkün sermayesinin %62,23’ü Kuwait Finance Housea, %9’u Kuveyt Devlet Sosyal Güvenlik Kurumuna, %9’u İslam Kalkınma
Bankasına,        %18,71’i        Vakıflar         Genel
Müdürlüğüne, %2’si de diğer ortaklara aittir. 
Türkiye Finans Katılım 
Bankası AŞ 

1984

Faisal Finans unvanı ile 1984’te kurulmuştur.
Şirket hisselerinin sahibi olan Dar Al-Maal Al-İslami S.A. (DMI) Grubu 1998’de hisselerini İsviçre'de mukim OLFO S.A. şirketine devretmiştir.

2.2.TÜRKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞININ KURULUŞ NEDENLERİ


Katılım Bankacılığı’nın Türkiye’ye gelmesinin dünyadaki örnekler incelendiğinde biraz geç olduğu görülmektedir. Ancak süre bazlı karşımıza çıkan bu farklılığın yanında, faizsiz bankacılığın ortaya çıkış sebeplerine baktığımızda diğer ülkelerle çokta farklılık gözükmemektedir. Faizsiz bankacılığın doğuşunu hazırlayan dini sebepler açısından Müslüman bir ülke olan Türkiye’de de aynı sebeplerin geçerli olduğu söylenebilir.
Ekonomik ve sosyal nedenler açısından incelediğimizde ise gelişmekte olan bazı Ortadoğu ve Arap ülkelerinden kaynak temininin yanı sıra faize karsı duyarlı olan kesimin elinde bulundurduğu tasarrufların ekonomiye dahil edilmesi amaçlanmıştır. Bahsi geçen sebeplerle Faizsiz Bankaların kuruluşunun önünün açılmasını takiben çok geçmeden beklendiği üzere Arap ve Körfez ülkelerinden ülkemize sermaye hareketleri gözlenerek ilk olarak ‘Özel Finans Kurumu’adı altında faizsiz bankacılık prensipleri doğrultusunda çalışan Al Bakara Türk ve Faisal Finans Kurumları kurulmuşlardır.
Esas itibariyle 1983 Yılında Katılım Bankalarının kurulmasına izin verilmesinin ana hedef ve beklentileri su şekilde ifade edilebiliriz;
•           Petrol İhracatçısı İslam ülkelerinde 1974 yılından beri biriken fonların sermaye ve Yurtdışı Cari Hesaplar yoluyla ülkemize çekilmesi,
•           50 milyar dolar olarak tahmin edilen, ülkemiz atıl tasarrufunun harekete geçirilmesi,
•           1980 yılında başlatılan dışa açılma politikalarına uyum sağlayarak tarihi ve manevi bağlarımız bulunan İslam ülkeleri ile finansal ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi,
•           Bu ülkelerdeki yoğun kalkınma çabaları ve yatırımlar ile büyük ölçüde artan ithalatlardan daha büyük paylar almak ve ortak girişimleri bu yollarla finanse etmek,
•           Arap Finans Dünyasındaki Dış Fonlar'ın bu kurumlar yoluyla kullanılması ve Ekonomik sorunlarının çözümünü kendi aralarındaki işbirliğinde gören İslam Ülkelerinin İslam Bankası - İslam Konferansı Teşkilatı - OPEC - Arap Birliği -Kalkınma Fonları - İslam Finans Kurumları gibi kurdukları teşkilatların bir kısmına üye olan Türkiye' nin bunlara uyan mali teşkilatlarını oluşturmasıdır.

2.3.KATILIM BANKALARININ TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKILARI


1985 yılından bu yana 20 yılı aşkın süredir Türk finans sektöründe faaliyet gösteren Katılım Bankaları, hem sektörün gelişimine paralel olarak Türk ekonomisi içerisinde büyümüş hem de kendine has özellikleri ile Türk ekonomisine çeşitli katkılar sağlamışlardır. Mali sektör içerisinde kendine yer bulan bu bankacılık türü tasarruf sahiplerinin tasarruflarını kullandırabilmesi için alternatif bir yol olmuş ve bu sayede atıl kalan fonların sanayi ve ticaret sektörlerinde kullanılmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca bu bankaların uygulamış oldukları fon kullandırma yöntemleri Türk bankacılık sektöründe yer alan diğer banka türleri için örnek teşkil etmiştir. Katılım Bankacılığının ortaya çıkışının ekonomik nedenlerinden biri olan Arap dünyasının petrolden almış olduğu kazancın değerlendirilebilmesi fikri ile birlikte Türk ekonomisi ve diğer Arap ülkelerinin ekonomik ilişkileri yakınlaşma göstermiş Türkiye’nin bu ülkelerle yapmış olduğu ticaret hacminde artış gerçekleşmiştir. Özellikle son 20 yılda serbest piyasa ekonomisi içerisinde önemli görevler üstlenmişlerdir.
Katılım Bankalarının Türkiye ekonomisine sağladığı katkılar madde şeklinde hazırlanmıştır;

2.3.1. Atıl Tasarruflarının Sisteme Dahil Edilmesi 

 Katılım Bankaları çeşitli sebeplerle ekonomik sistem dışında kalmış atıl tasarruf ya da yastık altı diye adlandırabileceğimiz kaynakların ekonomiye kazandırılmasına aracılık etmektedirler. Katılım Bankaları, öncelikle ve özellikle dini inanışlardan dolayı sistem dışında kalmış tasarrufların faizsiz bankacılık prensiplerine göre faaliyet göstermelerinin sonucu olarak sisteme dahil olur hale getirmişlerdir. Tasarrufların yatırıma dönüşmesi ülke ekonomilerinin gelişmesini doğrudan etkilemektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin tasarruf oranlarının düşüklüğü önemli bir sorundur. Türkiye’de dini inançlarından dolayı klasik bankalara mevduat yatırmayan ciddi bir potansiyelin olduğu tahmin edilmektedir. Katılım Bankaları’nın bu tasarrufların bir kısmını ekonomiye kazandırmaları büyük başarı olacaktır.

 

2.3.2.Kayıtdışı Ekonominin Önlenmesi

 Katılım Bankaları çalışma yöntemleri gereği fon kullandırırken gerçek ekonomik faaliyetleri finanse etmektedirler. Kredinin, kredi kullanan firma yerine mal tedarik edilen satıcılara ödenmesi nedeniyle veriliş amacı dışında, riskli, spekülatif, verimsiz ve kayıt dışı işlerde kullanımı önlenmektedir.
 Türkiye ekonomisinin baş etmeye çalıştığı en önemli sorunlarından birisi olan kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı ekonomiden kaynaklanan vergi kaybıdır. Katılım Bankaları, kayıtlı ekonomiyi destekleyen önemli bir işleve sahiptir. Bütün işlemler, gerçek alım-satımlardan ibaret olduğu için kayıtlı ekonomiye dahildir.
 Katılım bankalarının işlemleri gerçek ticarete dayandığından ve faturasız işlem yapmadığından Türkiye’nin kayıt dışı ekonomi ile mücadele noktasında önemli görevler üstlenmektedirler. Katılım Bankaları’nın yaygınlaşması ve sağladıkları finansman tutarının artması kayıt dışı ekonominin küçülmesini sağlayacaktır. Katılım Bankaları’ndan kullanılan fon oranı arttığı takdirde kredi talep edenler bu kurumların prensiplerine uygun hareket etmek zorunda kalacaklarından, faturasız veya kayıt dışı işlem yapamayacak, devlet Katılım Bankaları’nın işlemleri sonucu daha fazla vergi geliri elde edebilecektir.

2.3.3. Reel Sektörün Finanse Edilmesi

İstikrarlı bir büyümenin altında finans sektöründeki dengeli yapının yanı sıra reel sektörün üretim ve hizmet alanında göstereceği performans da önemlidir. Reel sektörün üretim ve hizmet alanındaki başarısı ülke ekonomisinin büyümesi üzerinde lokomotif rol oynamaktadır. Ülke ekonomilerinin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmeleri için eldeki kaynaklarını en uygun ve en verimli şekilde kullanılabilmesi, bunun için ise reel sektörün desteklenmesi gerekliliği ekonomi açısından oldukça önemlidir.
Katılım Bankaları’nın uygulamaları tamamen reel sektörün ihtiyaçlarına yönelik olmuştur. Katılım Bankaları, çalışma prensipleri gereği Devlet iç Borçlanma Senetleri gibi sabit getirili, faizli plasmanlarla işlem yapmamaktadırlar. Dolayısıyla topladıkları fonların büyük bir kısmı reel sektöre plase edilmektedir.
İslami hükümlere göre faizin yasak kılınmasından dolayı Katılım Bankaları işleyiş prensipleri olarak sadece ticari alım-satım isleri ile ilgilenmektedirler. Kaynaklarını reel sektöre yönelik proje bazında değerlendiren Katılım Bankaları kaynakların verimli alanlarda değerlendirilmesinde etkili olmaktadırlar. Katılım Bankaları doğrudan reel sektörü finanse ederek kaynakların tarım, sanayi, ticaret ve hizmet gibi alanlarda değerlendirilmesini sağlayarak topladıkları kaynakların doğrudan ekonomiye kazandırılması ile yatırıma veya direkt üretime dönüşmesini temin eden bir özelliğe sahiptirler .

 

2.3.4. İstihdamın Artırılması

Katılım bankalarının reel sektöre sağladıkları katkılar sayesinde yeni yatırımları desteklemekte, bu durum istihdamı artırıcı faaliyetlerin gelişmesini sağlamaktadır. İstihdam alanlarının genişlemesi ve sağlıklı bir şekilde ayakta durabilmesi için kullandırdıkları fonlar ile direkt ya da dolaylı imkanlar sağlamak suretiyle Katılım Bankaları istihdamı artırıcı katkılar gerçekleştirmektedirler.

 

2.3.5. Rekabetin Geliştirilmesi

 Katılım bankalarının kendine has metodları farklı yapıları ile Türk bankacılık sistemi içerisinde önemli bir rekabet unsuru oluşturmaktadırlar. Hem fonun toplanması hem toplanan fonların kullandırılması aşamasında alternatif sundukları için rekabet ortamını canlandırmaktadırlar. Kâr/zarar ortaklığı içeren katılım havuzları yatırımcı ve tasarruf sahipleri için alternatif oluşturmaktadır. Sundukları hizmetlerin toplum kesiminde de ilgi toplayarak, yaygınlaşması sistem içerisinde rekabetin gelişmesini, genişlemesini sağlamıştır.

 

2.3.6. Yabancı Sermaye Transferi Sağlanması

Türkiye’de faaliyete geçen ilk faizsiz finans kuruluşları özellikle körfez ülkelerinden gelen yabacı yatırımcılar tarafından kurulmuştur.
Faisal Finans, Kuveyt Türk ve Albaraka Türk kuruluşlarının hakim ortakları ve sermaye kaynakları körfez ile Ortadoğu ülkelerinden olup söz konusu kuruluşlar Türkiye’ye faizsiz bankacılık alanında ilk defa yatırım yapan bankalardır. Katılım bankaları yabancı sermayenin ülkemize gelmesinde önemli bir köprü vazifesi üstlenmişlerdir. Sağlanan kaynak, sermaye hareketi ve sıcak ilişkiler ile Katılım Bankaları sayesinde Türkiye’nin dış ticaret hacmi büyümekte ve ekonomik şartlar daha iyi hale gelmektedir.

 

2.3.7. Maliyet Düşürücü Katkıları

Katılım Bankaları sabit getiri vaadi ile fon toplamadıkları için ellerindeki kaynakları çok daha esnek şekillerde piyasaya kaynak olarak sunma imkânına sahiptirler. Ekonomilerdeki geçiş ve sıkıntılı dönemlerde bu özelliklerini kullanarak daha ucuza finansman sağlayabilirler.
Ekonomilerde özellikle finansman maliyetlerinin ucuz olması büyüme ve gelişmenin daha hızlı olmasını sağlamaktadır. Katılım Bankaları’nın sabit getiri vaadi bulunmaksızın gerçekleştirdikleri fon toplama yöntemleri ve gerçek ticari işlemlere kaynak sağlayan fon kullandırma imkânları faizli (klasik) bankacılara göre cari faiz oranlarından bağımsız hareket etmelerini sağlayarak bu oranları aşağı çeken bir etkiye sahiptirler .

2.4.Katılım Bankaları ile İlgili İstatistiki Bilgiler


Katılım Bankalarının geleneksel bankalardan ayrılması hususunda üç adet hipotez test edilecektir. Olson ve Zoubi tarafından yapılan çalışma örnek alınarak, Türkiye örneği üzerinde uygulama yapılmıştır. Katılım bankalarında risk düzeyi, geleneksel bankalardan daha fazladır.



2.4.1.TEST EDİLECEK HİPOTEZLER


H1: Katılım Bankaları, geleneksel bankalardan daha karlıdır.
Katılım bankaları müşterilerinin çoğunluğunun, dini hassasiyetlerinden dolayı bu bankalarda işlem yapması, masraf ve giderleri göz ardı edebilmelerine neden olmakta, bu durum da katılım bankalarının etkinliğini azaltabilmektedir. Bu sebeple test edilecek ikinci hipotez, geleneksel bankaların katılım bankalarından daha etkin olmasına ilişkindir.
H2: Geleneksel bankalar, katılım bankalarından daha etkindir.
Son olarak, geleneksel bankalarla katılım bankaları arasında gerçekten bir farklılık varsa bu farklılığın finansal oranlarla ortaya konabilmesi gerekir. Bu nedenle test edilecek üçüncü ve sonuncu hipotez finansal oranların katılım bankaları ve geleneksel bankalar arasında ayrıt edici bir fonksiyona sahip olmasına ilişkindir.
H3: Finansal oranlar, katılım bankaları ve geleneksel bankalar arasında ayırt edici bir fonksiyona sahiptir.

 2.4.2. FİNANSAL RASYOLAR


Tablo 3’de tanımlanan 23 finansal rasyo kullanılmıştır. Bu rasyolar 5 genel kategoriye ayrılabilir: Karlılık Oranları, Etkinlik Oranları, Aktif Kalite Göstergeleri, Likidite Oranları ve Risk Göstergeleri. Bankaların karlılık düzeylerini karşılaştırmada, aktif karlılık oranı, öz sermaye karlılık oranı, kar marjı ve mevduat karlılığı oranlarını kullanılmıştır.
Etkinliğin değerlendirilmesinde; faaliyet karı/faiz gelirleri, Ek faiz: (faiz gelirleri – faiz giderleri)/toplam borçlar, faaliyet gelirleri/toplam aktifler, faaliyet giderleri/aktifler, faiz gelirleri/giderleri, aktif devir hızı, net faiz marjı, net faizsiz marjı oranları kullanılmıştır.
Varlık kalitesinin değerlendirilmesinde, özel karşılıklar/krediler, takipteki krediler/krediler, krediler/ mevduatlar ve krediler/toplam aktifler oranları kullanılmıştır.
Son olarak likidite ve risk değerlendirmesinde ise; nakit/ toplam aktifler, nakit/mevduatlar, mevduatlar/ toplam aktifler,  toplam aktifler/özsermaye, toplam borçlar/özsermaye, dağıtılmayan karlar/toplam aktifler oranları kullanılmıştır.






Bu sonuçlara göre, Türkiye’de beklenenin aksine 23 oran arasından sadece üç oran; Net Kar/ Faaliyet Karı (NKFK), Krediler/Toplam Aktifler (KTA) ve Mevduatlar/Toplam Aktifler (MTA) oranları her iki banka türü arasında ayırt edici bir fonksiyona sahip olduğu, diğer oranların her iki banka türü arasında önemli bir farklılık göstermediği anlaşılmaktadır.
Analiz sonuçlarında NKFK oranının ortaya koyduğu pozitif korelasyon, katılım bankaları için kar marjının geleneksel bankalardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuç,  “H1: Katılım Bankaları, geleneksel bankalardan daha karlıdır.” hipotezini doğrulamaktadır. Buna göre, geleneksel bankalara kıyasla daha riskli bir yatırım yapan katılım bankası müşterilerinin daha yüksek getiri elde ettiği ortaya çıkmaktadır.
Analiz sonuçlarında “H2: Geleneksel bankalar, katılım bankalarından daha etkindir.” hipotezini destekleyen bir sonuca ulaşılamamıştır. Her iki banka türü için etkinlik oranları birbirine yakındır.
Son hipotezimiz “H3: Finansal oranlar, katılım bankaları ve geleneksel bankalar arasında ayırt edici bir fonksiyona sahiptir” olarak ileri sürülmüştü. Kullandığımız her iki metot da Türkiye’de faaliyet gösteren katılım bankalarının ve geleneksel bankaların finansal rasyolar aracılığı ile birbirinden ayırt edilebileceğini göstermektedir. 

Katılım bankaları, geleneksel bankalardan daha yüksek kar marjına sahiptir. Buna karşın, varlık kalite göstergelerinden krediler/toplam aktifler ve likidite değerlerinden mevduatlar/toplam aktifler oranları geleneksel bankalar lehinedir. Geleneksel bankalar çok daha fazla kredi kullandırmakta ve mevduat elde etmektedir. Bu durumun sebebi, kamu kuruluşları ve çoğu özel sektör kuruluşunun geleneksel bankalarla iş yapması, geleneksel bankaların daha iyi pazarlama politikaları gerçekleştirmesi, müşterilerde devam edegelen alışkanlıklar, riskten kaçınma eğilimleri, mevcut katılım bankalarının sayılarındaki yetersizlikler olabilir.


2.5.Faizsiz Finans Ürünleri

         

2.5.1.Katılım Endeksi

Katılım Endeksi, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Ulusal Pazar’da işlem gören ve Katılım Bankacılığı prensiplerine uygun hisse senetlerinden oluşan bir borsa endeksidir. Hisse senedi seçimi, Katılım Bankacılığı prensipleri doğrultusunda oluşturulmuş Endeks Kuralları esas alınarak yapılır. Buna göre, endekste faaliyet alanı faize dayalı finans, ticaret, hizmet, aracılık (bankacılık, sigorta, finansal kiralama, faktoring ve diğer faize dayalı faaliyet alanları), alkollü içecek, kumar, şans oyunu, domuz eti ve benzer gıda, basın, yayın, reklam, turizm, eğlence, tütün mamulleri, silah, vadeli altın, gümüş ve döviz ticareti olmayan şirketler bulunur. Ayrıca, endekse girecek şirketler bazı finansal oranları da sağlamak zorundadır. Şirketlerin toplam faizli kredilerinin piyasa değerine oranı %30’dan, faiz getirili nakit ve menkul kıymetlerinin piyasa değerine oranı %30’dan ve yukarıda bahsedilen faaliyet alanlarından elde ettiği gelirlerinin toplam gelirlerine oranının da %5’ten az olması gerekmektedir. Bu kurallara uygun hisse senetlerinden halka açık piyasa değeri en yüksek ilk 30 şirket endeks şirketlerini oluşturmaktadır.

Dünya genelinde alternatif yatırımların büyük bir hızla artması, gelişmiş ülkeler dahil olmak üzere birçok ülkede bu yatırımların en çok büyüyen alanlardan biri olması nedeni ile Katılım Endeksi’nin oluşturulması, yabancı yatırımcı ilgisinin çekilmesi için de önem arz etmektedir. Ülkemizde bu konuda bir standardizasyonun bulunmaması nedeni ile bu yatırımcı kitlesine hitap etmekte ciddi eksiklikler yaşanmaktadır. Katılım Endeksi Kuralları’nın uluslararası uygulamaları dikkate alması nedeni ile Katılım Endeksi ve bu endekse dayalı ürün ve hizmetler, yabancı yatırımcılara da hitap edebilecektir.

Krediye teminat kabul edilebilecek hisse senetleri tespiti, türev uygulamalar ve hisse senedinin kullanılabildiği diğer birçok alanda, Katılım Bankacılığı prensipleri doğrultusunda yatırım yapan yatırımcıların ve bu hizmeti veren kurumların ihtiyacını karşılayacak olan Katılım Endeksi, bu alanda standardizasyon için atılan ilk adım olması itibarı ile de ayrı bir değer kazanmaktadır

2.5.2.Murabaha

Klasik fıkıhta murâbaha malın mâliyetinin müşteriye bildirilmesi ve üzerine kâr eklenerek satılmasıdır. Yani müşteri satın aldığı mal sebebiyle satıcıya ne kadar kâr verdiğini bilmektedir. Ancak Türkiye’de uygulanan murâbahanın klasik fıkıhtaki vâdeli satıma tekâbül ettiği de bazı İslâm hukukçularınca ifâde edilmiştir. Bu durumda müşteriye malın mâliyetinin tam olarak açıklanma zorunluluğu olmamaktadır. Bugün katılım bankalarının asıl para kazanma yöntemi murâbahadır. Daha çok peşin alınan malın vâdeli kârlı satımı şeklinde işlemektedir. Malın satıcıdan banka adına alınması sırasında, banka müşterisi bankayı vekâleten temsil etmektedir. Mal ile ilgili evrakların müşteri adına tanzim edilmesi ise İslâm hukûku açısından önemsizdir. Zira İslâm hukûkunda evrakların müşteri adına düzenlenmesi şartı bulunmamaktadır.

Buna göre murâbahanın aşamaları şöyledir:

*Müşteri almak istediği malı bulur. Satıcıyla akit yapmaz. Katılım bankasından vekâlet almış ise akit yapabilir.
*Katılım bankasına malı almak üzere başvurur.
*Katılım bankası malın alım satıma uygun olup olmadığını ve müşterinin ödeme kabiliyetini araştırır.
*Katılım bankası kurumsal işlemlerde satıcıya sipariş formu gönderir. Müşterisine malı alması için vekâlet verir. Bireysel işlemlerde bu vekâlet şubedeki personel, SMS mesajı ya da MİM (Müşteri İletişim Merkezi) yoluyla verilir.
*Katılım bankası malın alındığına dair evraklar ulaşınca satıcıya ödeme yapar.
*Katılım bankası malı müşterisine taksitli bedelle satar.
*Katılım bankaları murâbaha yapabilmek için şu noktalara dikkat etmektedirler:

Ortada alınıp satılacak bir mal ya da hak var mıdır?
Eğer alım satım yapılacak bir mal ya da hak yok ise katılım bankası nakit borç verip fazlasıyla tahsil edemez. Zira bu durumda fâizcilik yapmış olur. Bu bakımdan katılım bankaları murâbahasını yapmadıkları bir malla ilgili vergileri, cezaları, devlet okul harçlarını, noter masraflarını vs. 85 murâbahaya konu yapmazlar. Müşterinin nakit sıkıntısı dinen muteber bir gerekçeye dayanıyorsa ve nakit sıkıntısı aşılmadığı takdirde müşteri adına büyük zararlar söz konusu olacak ise teverruk yoluyla işlem yapılması uygun görülmektedir.

Alınıp satılacak mal ya da hak dinen satıma uygun mudur?
Eğer müşterinin katılım bankasından talep ettiği mal dinen alım satıma uygun değilse murâbaha yapılamaz. Bu bakımdan içki, sigara, kumar malzemeleri, müstehcen yayınlar vs. murâbahaya konu olamazlar.

Alınıp satılacak mal taksitle satıma uygun mudur?
Murâbaha vâdeli satımdır. Dolayısıyla alınıp satılacak malın vâdeli satıma uygun olması gerekir. Paraların ve para hükmündeki varlıkların ise vâdeli satımı kâr değil fâiz doğurur. Bu bakımdan katılım bankaları döviz murâbahası yapmazlar. Altın konusunda ise İslâm hukukçuları arasında görüş ayrılığı vardır. Külçe altın ile çeyrek, yarım, tam altını para sayıp işlenmiş altını, hurda altını ve altın tozunu mal sayan görüşe göre bu tür mal kabul edilen altınlar murâbahaya konu olabilmektedir. Bu görüşe göre gümüş para vasfını tamamen kaybetmiştir. Bazı katılım bankaları ise altın ve gümüşü tamamen para saydıkları için bunların murâbahasını yapmazlar.

Alıcı ile satıcı kendi aralarında sözleşme yapmışlar mı?
Sözleşmesi bitmiş işlemlere katılım bankası dahil olamaz. Çünkü ortada satıcıdan alınıp müşteriye satılacak mal kalmamış demektir. Bu sebeple esas faturası kesilmiş, sözleşmesi imzalanmış, ruhsatı/tapusu devrolmuş, peşinatı verilmiş işlemlere katılım bankası dahil olamaz. Kaporanın malın mülkiyetini devreden bir ödeme olup olmadığı ise tartışmalıdır. Bazı katılım bankaları kaporayı mülkiyeti devreden bir ödeme saymayan görüşle amel ederken bazı katılım bankaları kapora ödenmiş ise murâbaha yapmamaktadır.

İşlem sahte midir?
Katılım bankası gerçek işlemlere yardımcı olabilir. Sahte işlemlerle finansman sağlamak isteyenlerle çalışamaz. Bu bakımdan akrabalar, eşler, ortaklar, grup firmaları arasındaki murâbaha taleplerine ilk etapta olumsuz yaklaşırlar. Yine satıcıya ödenen para muvâzaa hissi verecek şekilde alıcıya ödenmiş ise katılım bankaları böylesi müşterilere karşı da dikkatli davranırlar.

Fâizli bankalar bunların hiçbirine dikkat etmez. Dolayısıyla katılım bankacılığında uygulanan murâbaha ile fâizli bankacılıktaki krediler kesinlikle farklıdır.

2.5.3.Sukuk

Sukuk, Arapça “Sak” kökünden gelmektedir. Sak, kelime anlamı olarak sertifika veya vesika anlamlarını içinde barındırmaktadır. Sukuk ise “Sak” kelimesinin çoğulu olduğundan, sertifikalar anlamına gelir. Arapça’da bono ve tahviller için “Senet” kelimesi kullanılırken; İslami tahvil olan saklar için ise, “Sukuk” kelimesi kullanılmaktadır.Bu çerçevede “finansal sertifika” anlamına gelen ve çok çeşitli çalışmalarda tahvilin İslami muadili olarak tanımlanarak “İslam tahvili” adını alan sukuk, faizsiz olması özelliği ile İslami esaslara uygun bir menkul kıymet olarak kabul edilmektedir.

En basit şekliyle sukuk bir varlığa sahip olmayı veya ondan yararlanma hakkını göstermektedir. Sukukta yer alan hak-iddia sadece nakit akışı hakkı değil aynı zamanda mülkiyet hakkıdır. Bu, sukuku geleneksel tahvillerden farklılaştırmaktadır. Geleneksel tahviller faiz taşıyan menkul kıymetlerden oluşurken, sukuklar temel olarak varlık sepetinde mülkiyet hakkından oluşan menkul kıymettir. Sukuk, yatırımcısına faiz yerine finanse edildiği varlıktan elde edilen gelir/kardan pay verdiği için geleneksel tahvillerle karşılaştırılarak değerlendirilmektedir.Tahvil, borca dayalı sertifika; sukuk ise varlığa dayalı sertifika olarak nitelendirilebilir.

Tahvil, ödünç para bulmak için çıkarılan borç senetleridir. Buna karşılık sukukta, sukuk alıcısı ilgili varlıkta tam tasarruf hakkı kazanmaktadır. Sonuç olarak sukuk alıcısına sukuk varlıklarının satılmasından oluşacak hasılatın yanında sukuk varlıklarından elde edilen gelirlerden de pay alma hakkı verilmektedir. Sukuk ile tahvili biribirinden ayıran diğer bir özellik de tahvil ihraççının borcunu temsil ederken, sukuk ilgili varlıkta payı oranında malikliği temsil etmektedir.

İslam tahvili ya da faizsiz bono olarak da adlandırılan ve faizsiz olması özelliği ile İslami esaslara uygun bir menkul kıymet olarak kabul edilen sukukun; proje, varlık ve bilanço endeksli olmak üzere genel kullanım alanları bulunmaktadır. Genellikle icar veya diğer sukuk anlaşmalarından oluşan ve ikincil piyasada işlem görme kapasitesine sahip olup olmaması kriteri çerçevesinde oluşturulan bir sepete dayalı olarak çıkarılan sukuk, tedavül kabiliyeti olup olmamasına göre ikincil piyasası olan ve olmayan sukuk şeklinde de bir ayrıma tabi tutulabilir. Bu çerçevede icara sukuk, muşaraka sukuk ve mudaraba sukuk, ikincil piyasası olan sukuka; murabaha sukuk, istisna sukuk ve selem sukuk ise ikincil piyasası olmayan sukuka örnek gösterilebilir. Ayrıca uygulamada farklı tipte sözleşmenin (istisna, murabaha, icara vb.) dayanağını oluşturduğu ve birden fazla varlık havuzuna dayandırılarak oluşturulan melez sukuk programları da mevcuttur. Ancak bu tür melez sukuk programlarında portföyün ağırlığı genellikle, ikincil piyasası olan ve sabit bir gelir sağlayan icara sukuktan oluşturulmaktadır.

Başlıca sukuk çeşitleri;mudaraba,müşaraka,murabaha,icara,karz-ı hasen,selem ve tekafül.

Mudaraba (Emek-Sermaye Ortaklığı): Biri sermaye diğeri know -how yani emek, bilgi ve tecrübe sahibi girişimci iki tarafın bir araya gelerek bir projeyi gerçekleştirmeleridir.

Müşaraka (Kar-Zarar Ortaklığı): Mudarabada bir taraftan sermaye, diğer taraftan emek konurken; müşarakada taraflar hem emek hem sermayelerini bir araya getirmektedir. Müşaraka ya da sermayeye dayalı ortaklık, belirli bir yatırımın veya faaliyetin finansmanını sağlamak amacıyla, taraflardan biri banka olmak şartıyla iki veya daha fazla tarafın, sözleşme hükümlerine göre genellikle tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık niteliğinde bir ortaklık kurduğu, yatırımın sonuçlanmasından sonra kar ve zararın katılma payları oranında paylaşıldığı bir faaliyet türüdür.

Murabaha (Maliyet Artı Kar Marjlı satış): Murabaha esas itibariyle peşin mal alıp vadeli satmak suretiyle finansman kullandırma yoludur.

İcara (Leasing-Kira Finansmanı): İcara, geleneksel anlamdaki bankacılık sisteminin finansal kiralama faaliyetlerine benzemekte olup, doğrudan satış yerine, kiralama süresi sonunda mülkiyetin alıcıya geçmesidir.

Karz-ı Hasen (Faizsiz Ödünç): İslami kuralların yapılmasına izin verdiği tek borç verme işlemi faizsiz borç demek olan karz-ı hasendir. Karz-ı hasen daha çok yoksullara temel gereksinimlerini karşılamak için verilmekte olup, bu nedenle boyutları küçük ve etkisi sınırlıdır.

Selem (İleriye Dönük Satın Alma): Ödemenin nakit olarak sözleşme anında yapıldığı, ancak satın alınan varlığın teslimatının önceden belirlenmiş tarihe kadar ertelendiği bir alım-satım işlemidir.

2.5.4.Tekafül

İslami sigortacılık yöntemi, geçmişi İslam peygamberi Muhammed döneminde oluşan uygulamalara dayanmaktadır. Tekafül, modern dünyadaki sigorta uygulamasının İslam dünyasındaki karşılığı sayılabilir. Paylaşılmış sorumluluk veya paylaşılmış garanti prensibine dayanmakta olup, klasik sigortacılıktaki belirsizlik kavramı bulunmamaktadır. Mevcut durumda İslami sigorta sektöründe 58 kurum bulunmaktadır ve bunların prim katkıları 2,5 milyar $ düzeyindedir. Tekâfül, "dayanışma" anlamına gelmekte olup, Arapça kökenli bir kelime olan kefaletten türemiştir. İslam dünyasında çeşitli ülkelerde, farklı yorumlarla uygulanmaktadır. Bu yorumlar birbirinden oldukça değişkenlik gösterebilmekle birlikte, genellikle aşağıdaki ilkelerden en azından bir kısmına uymaktadır:

-Kâr amacı gütmeyen sigortalıların bir araya geldiği kooperatif sigortacılığı.
- Sigorta şirketinin biriktirdiği fonların faiz dışı yatırım araçlarında değerlendirilmesi.
-Hasar ve sorumlulukların katılımcıların paylarına göre bölündüğü bir toplumsal sigorta havuzu modeli.

Tekafül, geleneksel sigortacılıktan farklı olarak ortak sigortacılığı (mutual insurance) baz aldığı için İslami kurallar dahilinde yapılabilmektedir. Genellikle tekafül sözleşmelerinde mudaraba veya vekalet usulleri uygulanmaktadır. Her iki şekilde de, katılımcılar ve şirketin kar paylaşımı esas alınmıştır. Ancak süreçlerde farklılık görülmektedir. Mudaraba usulü sigortacılıkta, şirket de grup üyesi olup, yönetim ücreti almazken, vekalet usulünde şirket sisteme katılmayıp, yönetim ücreti almaktadır. Genel itibariyle üç tip tekafül türü olup, bunlar Genel Tekafül (İslami Genel Sigorta), Aile Tekafül ( İslami Hayat Sigortası) ve Retekafül (İslami Reasürans) dür.


EK-1: 

FAİZSİZ FİNANS SÖZLÜĞÜ

AKİT

Hukukî sonuç doğurmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluşun karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekleşen işlem, sözleşme, mukavele, kontrat.

BEY'

Satış, mal ya da satılabilir bir hakkın bedel karşılığı bir başkasına devredilmesi.


BİRİM DEĞERİ

Katılım bankasının katılma hesaplarına fon kabul ettiği ilk gün için 100 olarak kabul edilen ancak kâr veya zarar edildiğinde değişen, kâr veya zarar kayıtlarının yapıldığı günlerde, vadelerine göre ayrılmış her bir fonun toplam değerinin fonun bir önceki günkü toplam hesap değerine bölünmesi suretiyle hesaplanan, kâr veya zarar kaydı yapılmayan günlerde ise bir önceki günün birim değerine eşit olan katsayıyı ifade eder.

BİRİM HESAP DEĞERİ

Katılma hesabının cari değerini belirleyen ve birim değer ile hesap değerinin çarpılması suretiyle hesaplanan, katılma hesabı sahibinin üzerinde hak iddia edebileceği tutardır.

Hesabın açıldığı gündeki birim hesap değeri, haliyle hesabın kendisine eşittir. Fonun işletilmesi sonucu kâr elde edildiğinde birim değer yükseldiğine göre bu yeni birim değerin, hesap değeri ile çarpımı sonucu bulunan yeni birim hesap değeri, fon sahibinin vade sonunda hak iddia edebileceği meblağı yani yatırdığı para artı kârını gösterir.

Örnek-1: Bir müşteri kurum adına açtırdığı katılma hesabına 1 milyon TL yatırmıştır. Paranın yatırıldığı gün geçerli olan birim değeri 100 ise,
Hesap değeri = 1.000.000 / 100 = 10.000

Örnek-2: Bir müşteri katılım bankasında açtırdığı 1 yıl vadeli katılma hesabına 100.000 TL yatırmıştır. Bir yıl sonra birim değeri 109’a çıkmıştır. Bu hesabın vade sonundaki birim hesap değeri şu şekilde hesaplanacaktır.

 Yatırılan Para : 100 = Hesap Değeri
100.000 TL : 100 = 1.000

 Vade Sonundaki Birim Değeri : 109

 Hesap Değeri x Birim Değeri = Birim Hesap Değeri
1.000 x 109 = 109.000 TL çıkacaktır.

CAİZ

Meşru, yapılabilir, dinen sakıncasız, mubah.

ENFLASYON FARKI

Paranın kaybettiği değer, paranın alım gücündeki azalma oranı. Enflasyon farkının borçludan talep edilmesi faiz değildir. Bilakis enflasyon farkı alacaklının hakkıdır.


FAİZ

Borçtan (karz) elde edilen gelir. Örneğin 100.000 TL borç verip 48 ay vadede 125.000 TL istendiği takdirde verilen borç ile tahsil edilen miktar arasındaki 25.000 TL faiz sayılır. Ayrıca birbirinin yerine geçebilecek malların vadeli satımı da faizli işlem kabul edilir. Mesela 100.000 TL verip üç ay sonra 46.000 EURO almak faizli işlemdir. Zira, paralar birbirinin yerine geçebilirler. İslamiyet’te borçtan gelir (menfaat) sağlamak yasaklanmıştır. Borç verilecekse faizsiz verilmelidir; ticaret (mal alım satımı) ise mübahtır.

Borç (Deyn veya Kredi) faizi; ödünç, alım-satım veya başka her hangi bir sebepten zimmete geçen bir borca karşılık ödenecek olan mal veya parada, belli bir vadeden dolayı şart kılınan fazlalıktır.

FAİZSİZ BANKACILIK

Fon toplama ve fon kullandırma faaliyetleri ile diğer bütün bankacılık işlemlerinde faizin kullanılmadığı, parasal işlemlerle mal ve hizmet hareketlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı, her para hareketinin mutlaka bir mal veya hizmete karşılık geldiği; gelirin kâr ve zarar ortaklığı esasına göre bölüşüldüğü finansal sistem.

GARAR

Belirsizlik hali, bilinmezlik, meçhuliyet.

HARAM

Yapılamaz, gayr-ı meşru, dinen yasak, yapıldığında dinen dünyevi ya da uhrevi ceza olan şey.

HESAP DEĞERİ

Katılım bankasının katılma hesaplarına fon kabul ettiği ilk gün, hesap sahibince yatırılan tutarın 100 olarak kabul edilen birim değere bölünmesi suretiyle, müteakip günlerde ise, para yatıran veya çeken kişiye ait hesap değerine, hesap sahibince yatırılan veya çekilen miktarın birim değere bölünmesi ile bulunacak tutarın, para yatırılmışsa eklenmesi, para çekilmişse çıkarılması suretiyle hesaplanan ve katılma hesabı sahiplerinin fon mevcuduna katılma oranını gösteren katsayıyı ifade eder.

İCARE

Kiralama, menfaat satışı. Örneğin bir evin kullanım hakkının (menfaat) belli bir bedel karşılığı belli bir süreliğine başkasına devredilmesidir. İnsanların emeklerini kiralamaları da mümkündür. Bugün yapılan iş sözleşmeleri aslında icare akdidir.

İCMA

İttifak etmek, görüş birliğine varmak. Hz. Peygamber'den sonraki bir çağda amelî (uygulamaya dayanan) bir meselenin şer'î (dini) hükmü üzerinde İslâm müçtehitlerinin birleşmesi.

İNE SATIŞI

Peşin bedelle satılan bir malın vadeli bedelle geri alınmasıdır. Yani 100.000 TL’ye peşin bedelle bir malı satıp aynı malı 48 ay vadeyle 120.000 TL bedelle geri almaktır. Vadeli bedelle alınan bir malın peşin bedelle geri satılması diye de tanımlanır. Örneğin 48 ay vadeyle 120.000 TL’ye satın alınan bir malın 100.000 TL’ye peşin geri satılmasıdır. Bu yolla nakit temin edilmektedir. Faiz haram olduğu için ticari işlem görüntüsü altında nakit temin edilmeye çalışılmaktadır. Bu işlem bir faiz hilesi olduğu için İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından meşru görülmemiştir.


İSTİĞLAL SATIŞI

Belli bir vadede satış bedeliyle geri alma vadiyle satılan malı söz konusu vadeye kadar kiralamaktır. Yani peşin 150.000 TL’ye bir evi satıp, söz konusu evi 3 yıl sonra geri 150.000 TL’ye almayı vaat etmek ve bu 3 yıl için de evi yeni sahibinden belli bir bedelle kiralamaktır.

KABZ

Teslim almak, tesellüm. Satın alınan bir malı teslim almak ve malın bedelini satıcıya vermektir. Kabz ikiye ayrılır:
Gerçek kabz malın el ile alınmasıdır. Market alışverişlerinde aldığımız malları gerçekten kabzetmiş oluruz.
Hükmi kabz ise satın aldığımız mal ya da sattığımız malın bedeli üzerinde tasarrufta bulunabilme imkanı elde etmemizdir. Bu durumda malı ya da bedelini elimize almamaktayız, ancak bunlar üzerinde tasarruf hakkı elde etmekteyiz. Örneğin sattığımız malın bedelinin banka hesabımıza kaydedilmesi ve satın aldığımız arsayı görmediğimiz halde tapusunu devralmamız böyledir.

KAR

Malın maliyeti ile fiyatı arasındaki fark. Kâr meşrudur. Alıcı aldatılmadığı sürece piyasa fiyatı esastır. Yani kârın belli bir oranda olması şartı yoktur.

KAR-ZARAR ORTAKLIĞI YATIRIMI

Müşteri ile katılım bankası arasında Kâr ve Zarar Ortaklığı Yatırım Sözleşmesi çerçevesinde finansman ihtiyacı bulunan gerçek ve tüzel kişilerin tüm faaliyetlerinden veya belirli bir faaliyetinden veya belirli bir parti malın alım satımından doğacak kâr ve zarara katılmak üzere finansman sağlanması işlemidir. Sözleşmede tarafların kâr ve zarar katılım payları ile varsa teminatlar açıkça gösterilir.

KARZ

Borç, para borcu, el borcu. Örneğin 100.000 TL borç vermek, 10 ton buğday borç vermek. Karz işlemi menfaat karşılığı olamaz. Örneğin 100.000 TL borç verip 120.000 TL isteyemeyeceğimiz gibi 100.000 TL verdiğimiz kişinin evinde bir yıl kirasız da oturamayız. Her ikisi de faiz sayılır.

KARZ-I HASEN

Faizsiz borç vermek, borçtan gelir elde etmemek. Örneğin 100.000 TL borç verip yine 100.000 TL almak. Öte yandan, enflasyon farkını istemek meşrudur.

KATILIM ENDEKSİ

Katılım Endeksi, İMKB'de işlem gören ve Katılım Bankacılığı prensiplerine uygun hisse senetlerinden oluşan bir borsa endeksidir ~

KATILIM FONU

Katılım bankaları nezdinde açtırılan gerçek ve tüzel kişilere ait özel cari hesap ve katılma hesaplarında yer alan parayı ifade eder.

KATILMA HESABI

Katılım bankalarına yatırılan fonların bu kurumlarca kullandırılmasından doğacak kâr veya zarara katılma sonucunu veren, karşılığında hesap sahibine önceden belirlenmiş herhangi bir getiri ödenmeyen ve anaparanın aynen geri ödenmesi garanti edilmeyen fonların oluşturduğu hesapları ifade eder.

Katılma hesabı, hesap sahibi ile katılım bankasının emek sermaye ortaklığı yaparak açtıkları hesaptır. Bu hesaba yatırılan para bankaya emanettir. Banka bu parayı meşru yollarla işletecek ve elde edeceği kârı başlangıçta kârı hangi oranlarda paylaşacakları üzerindeki anlaşmaya göre hesap sahiplerine dağıtacaktır. Banka zarar ederse hesap sahipleri de zarara ortak olacaklardır. Çünkü bu hesaplar bankaya verilmiş borç değil, ortaklık sermayesidir.

KEFİL

Kefalet, bir borcun ifası veya bir hakkın yerine getirilmesi hususunda kefilin zimmeti ile asıl borçlunun zimmetini birleştirmektir. Yani bir borcun ödenmesinde asıl borçlu ile kefil birlikte sorumludurlar. Buna göre kefil de (asıl borçlu ödemediği zaman) bir borcun ödenmesini üzerine alan kimsedir.

KİRA SERTİFİKASI

İcare sukukunun Türkçe’sidir. Yani kira akdine (aslında istiğlal satışına) dayanan sukuk demektir. Şöyle ki bir varlığa sahip taraf, bu varlığı menkul kıymetleştirir ve üçüncü taraflara devreder. Ardından söz konusu varlık yeniden sukuk alıcılarından kiralanır. Belli bir vade sonunda sukuk bedelleri ödenerek varlık yeniden satın alınır.

KURUMSAL FİNANSMAN DESTEĞİ

İşletmenin (Finansman Müşterisi) ihtiyaç duyduğu her türlü emtia, gayrimenkul ve hizmet bedellerinin katılım bankasınca işletme adına satıcıya ödenmesi ve bunun karşılığında işletmenin borçlandırılması işlemidir. Bir nevi işletme sermayesi İhtiyacının karşılanmasıdır.

LİSTE FİYAT ÜZERİNE AKİT

Bir malın vadeli satımı ve vadeli satımda vade farkı uygulanması meşrudur. Ayrıca alım satım sözleşmelerinde tarafları anlaşmazlığa sürüklemeyen küçük belirsizlikler de caizdir. Katılım bankacılığında vadesinde ödenmeyen borçlar sorununu alıcı ve satıcıyı mağdur etmeden ve İslam hukukuna uygun bir usulle çözebilmenin yollarından biri satış sözleşmesinin liste fiyat üzerine yapılmasıdır. Bu tür sözleşmelerde malın peşin fiyatı ve bu fiyata uygulanacak günlük vade farkı bellidir. Müşteri mal bedelini istediği vadede ödeyebilir. Taraflar buna razıdır. Ancak müşteri malın bedelini hangi vadede öderse o kadar günlük vade farkı alınacaktır. Müşterinin bütün borcu tamamladığı tarihte malın nihaî bedeli sabitlenmiş olmaktadır. O zamana kadarki ödemeler bu nihaî bedele göre avans sayılmaktadır.

 Katılım bankalarının hem normal murabahalarında hem de kredi kartı üzerinden yaptığı murabahalarda bu tür sözleşmeler yapılmaktadır.

MAHRUM KALINAN KAR PAYI

İlkesel olarak borçların vadesinde ödenmesi ve borcun vadesinde ödenmemesi sebebiyle alacaklının uğradığı fiili zararların tazmini gerekir. Bazı İslam hukukçuları vadesinde ödenmeyen borçlar sebebiyle alacaklının uğradığı muhtemel kâr kayıplarının da telafi edilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Yani katılım bankasına borçlu olan bir şirket vadesinde borcunu ödemediği için katılım bankası söz konusu meblağı işletemediğinden bir kâr kaybı yaşamaktadır. Bu kâr kaybına sebep olan taraf bunu telafi etmek zorundadır. İşte buna mahrum kalınan kâr payı denilmektedir.

MUDAREBE

Terim olarak; bir taraftan sermaye, diğer taraftan işletme olmak üzere oluşturulan emek-sermaye ortaklığını ifade eder. Katılım bankalarında katılma hesapları böylesi bir ortaklığa dayanmaktadır. Mudarebe sözleşmelerinde ortakların kardan ne kadar pay alacakları aralarındaki anlaşmaya dayalıdır. Zarar ise aslında bütünüyle sermayedara aittir. İşletmeci ise emeğini yitirmiştir. Fakat işletmeci kasıt, kusur ve sözleşme şartlarına aykırı fiillerde bulunursa tazmin ile yükümlü tutulabilir. Katılım bankalarının katılma hesaplarında zarara katılması (en az kar oranının yarısı kadar) oluşan zararda mutlaka kusuru olduğu düşüncesine dayanmaktadır.

MUDARİP

Mudarebe ortaklığında sermayeyi alıp, işletecek kişiye mudârip denir. İşletmeci. Katılma hesaplarında mudarip bankadır. Yani sermayedar ortaklarından aldığı sermayeyi işletecek olan taraftır.

MURABAHA

Malın maliyetinin müşteriye bildirilmesi ve üzerine kâr eklenerek satılmasıdır. Yani müşteri satın aldığı mal sebebiyle satıcıya ne kadar kâr verdiğini bilmektedir. Bugün katılım bankalarının asıl para kazanma yöntemi murabahadır. Daha çok peşin alınan malın vadeli kârlı satımı şeklinde işlemektedir. Malın satıcıdan banka adına alınması sırasında, banka müşterisi bankayı vekaleten temsil etmektedir. Mal ile ilgili evrakların müşteri adına tanzim edilmesi ise İslam hukuku açısından önemsizdir.

MURABAHA KART

Murabaha yapılmasına imkan sağlayan kredi kartı.

MUSAKAAT

Ziraat ortaklıklarıdır. Musakaatta bir taraf meyve ağaçlarını temin eder diğer taraf bunların bakımını üstlenir.

MUZARAA

Ziraat ortaklıklarıdır. Muzaraa yönteminde, bir taraf sermaye olarak arazisini, diğer tarafta iş gücünü üstlenir.

MÜŞAREKE

Sermaye ortaklığı, her iki tarafın da sermayeye katıldığı ortaklık. Bu ortaklıkta kâr anlaşmaya göre paylaşılır; ancak zarar sermayedeki hisseye göre dağıtılır.

MÜTEKAVVİM MAL

Fiilen elde edilmiş olan ve İslâm'ın yararlanmayı mubah kıldığı her şey mütekavvim maldır.

ÖZEL CARİ HESAP

Hesap sahibi ile banka arasında kısmen borç kısmen emanet hükmü doğuran ve hesap sahibine herhangi bir gelir, faiz, zarar ihtimali doğurmayan hesaplardır. Bu hesaplara yatırılan paraların banka tarafından kullanımına izin verildiği ve bankanın bu paraları tazmin mükellefiyeti olduğu için bir açıdan hesaplardaki paralar bankaya verilmiş borç sayılır. Diğer açıdan ise bankanın paranın tamamını kullanamaması, hesap sahiplerine her an ödeme yapabilmek için hazırda para tutması, çok kısa zamanlar için cari hesapların kullanılabilmesi, internet üzerinden işlemlere imkan tanınması gibi sebeplerle emanet de sayılabilirler.

ÖZEL FİNANS KURUMU

Faizsiz bankacılığın Türk hukukunda aldığı ilk ön addır.

RABBUL-MAL

Sermaye sahibi. Katılma hesabı sahipleri bankaya nispetle rabbü’l-mal sayılırlar. Banka ise mudariptir.

SARF

Karşılıklı olarak para hükmündeki şeylerin alınıp satılmasıdır. TL, USD, EURO arasındaki alım satımlar sarf işlemi sayılırlar. Külçe ve gram altınlar da para sayıldığı için TL karşılığı külçe/gram altın alım satımı da sarf akdi sayılır. Sarf sözleşmeleri vadeli yapılamaz.


SELEM

Para peşin mal veresiye satış. Satılan malın ölçü, tartı, çeşit vb. bütün nitelikleri hiçbir meçhul yön kalmayacak şekilde belirlenmeli; ayrıca malın teslim edileceği vade de bilinmelidir. Malın bedeli satım sözleşmesi anında satıcıya teslim edilmek zorundadır.

SEMEN

Malın bedeli.

SUKUK

Devletlerin ve anonim şirketlerin faiz karşılığı borçlanacakları finansal enstrümanlar vardır. Tahvil ve hazine bono bunlardan ikisidir. Böylece faiz geliri elde etmek isteyenlere de bir yatırım aracı sunulmuş olmaktadır. İslâmî finansta ise faizle borçlanmak zaruret hali dışında meşru değildir. Bu sebeple devletlerin ve İslâmî hassasiyet taşıyan büyük kuruluşların ticârî işlemler yoluyla nakit temin etmeleri ve faizsiz gelir elde etmek isteyenlere de bir yatırım aracı sunmak amacıyla sukuk ihracı gündeme gelmiştir.

Sukuk ticari bir varlığın menkul kıymetleştirilerek sertifikalar aracılığıyla satımıdır. Bu sertifikalardan alanlar söz konusu varlığa ellerindeki sertifikalar oranında ortak olurlar. Dolayısıyla söz konusu varlığın geliri de onlara ait olur. En basit şekliyle böyle izah edebileceğimiz sukuk işlemlerinin farklı sözleşmeler (ortaklık, kira, murabaha, selem, istisna) için farklı usullerle kullanılabileceğini de ifade etmeliyiz. Uygulamada en fazla icare sukukuyla karşılaşılmaktadır. İcare sukuku şöyle işler:

 Varlık kiralama şirketi, sukuk ihraç eder.
 Yatırımcılar parayı öder ve sukuk alırlar.
 Kaynak kuruluş varlıklarını varlık kiralama şirketine satar.
 Satış bedelini varlık kiralama şirketinden alır.
 Varlık kiralama şirketi, kaynak kuruluştan aldığı varlıkları yine kaynak kuruluşa kiralar.
 Dönemsel olarak kira alır.
 Aldığı kirayı sukuk sahiplerine varlıktaki ortaklıklarına göre dağıtır.
 Varlık kiralama şirketi, satın aldığı varlıkları, başlangıçta anlaşılan vadede kaynak kuruluşa geri  satar.
 Varlıkların satış bedelini alır.
 Aldığı tutarı sukuk sahiplerine dağıtır.

TEKAFÜL

İslami sigortacılık sisteminin diğer adıdır. Yardımlaşma, dayanışma, bağış ve ortaklık esasına dayanır. Ödenen primler sigorta şirketinin değil katılımcılarındır. Bu primlerle katılımcılara sigorta tazminatı ödenir. Ayrıca bu fonlar faizsiz yatırım alanlarında değerlendirilerek katılımcılar adına kâr sağlanır.

TEVERRUK SATIŞI

Vadeli bedelle alınan bir malın spot piyasada peşin satılmasıdır.

ÜRETİM DESTEĞİ

Kamu otoritesinin veya özel kuruluşların yurt içi veya yurt dışı üretimin artırılmasına yönelik olarak sübvansiyon, teknolojik destek, vergi indirimleri gibi çeşitli yollarla yapılabilen teşviklerdir.

VEDİA

Korunmak üzere emanet bırakılan şey. Mevduat kelimesi ile aynı kökten gelmektedir.

VEFA SATIŞI

Belli bir vadede satış bedeliyle geri alma vadiyle mal satmak.

WAKALA

Wakala, acentelik sözleşmesidir ve genellikle uzmanlık ücreti içermektedir. Genel olarak büyük depo hesapları için kullanılmaktadır. Kişi/kurum yatırım yapılan sermayeye sahiptir ve başka bir kurumu acente olarak atar ve uzmanlık ücreti öder.









Lütfen Gönderiye Yorum Yaparak Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder