24.04.2014

1980 Sonrası Türkiye’de Cari Açık Sorunları ve Çözüm Önerileri | Ahmet Sabri Koyun

GİRİŞ

Ödemeler dengesi, bir ülkenin dış dünya ile gerçekleştirdiği tüm ekonomik işlemlerin kayıt edildiği bir bilanço olarak tanımlanmaktadır. Her zaman denk olan bu bilançonun alt kalemleri incelendiğinde bir ülkenin üretim, verimlilik, teknoloji düzeyi ve rekabet gücü gibi ekonomik durumunu belirleyen temel göstergeler hakkında çok önemli bilgiler elde edilmektedir. Ödemeler bilançosunun alt kalemi olan Cari İşlemler Dengesinin görünümü ise son derece önemlidir. Çünkü ülke ekonomisinin tasarruf, yatır ım ve uluslararası rekabet gücünü ortaya koyan bir gösterge olarak nitelendirilebilir.
Cari İşlemler Dengesi, bir ekonominin dış dünya ile döviz işlemlerinin dengesini vermektedir. Bir başka ifade ile ulusal gelir ile ulusal harcamalar arasındaki farkı ifade etmektedir. Aynı zamanda, ulusal tasarruflar ile ulusal yatırımlar arasındaki farkı da göstermektedir. Bu bağlamda Cari İşlemler Hesabında oluşan açık, ulusal harcamaların ulusal geliri aştığını, yurtiçinde yapılan yatırımların ulusal tasarruflar ile karşılanamadığını ve ülkenin net dış varlık stokunda bir azalma meydana geldiğini göstermektedir.
Cari işlemler dengesizliği birçok gelişmiş ve gelişmekte ol an ülkeler için bir risk teşkil etmese de sorun arz etmektedir. Bu dengesizlik bazı ülkelerde faz la, bazı ülkelerde  ise  açık  olarak  ortaya  çıkmaktadır.  Türkiye  ekonomisinde,  sermaye hareketlerinin   serbestleşmesi   ile   beraber   Cari   İşlemler   Dengesi   açık   vererek ekonomik yapıyı ve beklentileri olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Bu çalışmada  Türkiye  ekonomisinin 1980 öncesi  ve  sonrası  dönemle rinde makroekonomik verilerinde yardımıyla  Cari İşlemler Dengesi’nde karşılaşılan temel sorunlar ve bu sorunların ardında yatan nedenler araştırılarak, söz konusu sorunların ortadan   kaldırılabilmesi      için      uygulanabilecek               çözüm                 yolları                            açıklanmaya çalışılmıştır.
Çalışmanın birinci bölümünde Ödemeler Bilançosu’nun tanım ve ilkeleri incelendikten sonra Ödemeler Bilançosu’nun daha iyi anlaşılabilmesi için alt hesap gruplarına yer verilmiştir. Dah a sonra Cari İşlemler Dengesi’nin tanımı yapılarak Cari İşlemler Dengesi’ne yönelik ekonomi literatüründe yer alan yaklaşımlar açıklanmaya çalışılmış ve Cari İşlemler Dengesini etkileyen faktörlere  yer verilmiştir.
İkinci bölümde ise Cari İşlemler Denge si’nin makroekonomik büyüklüklerle arasındaki ilişki ve sürdürülebilirliği gerek teorik gerekse ampirik çalışmalar yardımıyla detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Son olarak üçüncü bölümde ise ilk olarak Cari İşlemler Dengesi’nin Türkiye uygulaması ve bu uygulamanın kaynağını oluşturan verilen nasıl elde edildikleri araştırılmış, daha sonra Türkiye ekonomisinin 1980 öncesi ve sonrasındaki performansı ele alınarak Cari İşlemler Dengesi’nin bu süreçte nasıl bir yol çizdiği gözler önüne serilmiştir. Son olarak Türkiye’de Cari İşlemler Dengesizliğinin oluşmasının ardındaki nedenler ve bu dengesizliğin giderilmesi için yapılması gerekenler açıklanmıştır.

1.   ÖDEMELER BİLÂNÇOSU VE CARİ İŞLEMLER DENGESİ


Ödemeler bilânçosu, bir ülkenin vatandaşları ile diğer ülke vatandaşları arasındaki tüm işlemlerin sistematik kaydıdır. Günümüzde kullanılan ödemeler dengesi kavramı  ilk kez Merkantilist  düşüncenin temsilcilerinden olan J. Stewart Johnson tarafından 1 767 yılında ortaya atılmıştır. 1 Ödemeler dengesinin ülkeler tarafından sistematik bir şekilde hazırlanıp sunulması  ise II. Dünya savaşı sonrasında
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kurulmas ı ile birlikte gerçek leşmiştir. IMF kuruluşundan sonra 1948 yılında ödemeler dengesi metodolojisinin uluslar arası alanda standart hale gelebilmesi için ödemeler dengesi kılavuzunu yayınlamıştır.  2

Bu bölümde ödemeler bilânçosu kavramı, ilkeleri, ana hesap grupları, cari işlemler dengesi, cari işlemler dengesinin açı klanmasına ilişkin yaklaşımlar ve cari işlemler dengesini etkileyen faktörler konu edilecektir.

1.1. Ödemeler Bilânçosunun Tanım ve İlkeleri

Ödemeler bilânçosu ya da dengesi ülkelerin belirli bir dönem içerisindeki dı ş ekonomik  ve  ilişkilerinin  durumunu  gözler  önüne  serer.  Ülkenin  mal,  hizmet  ve sermaye akımları gibi işlemler dolayısıyla dış dünyadan sağladığı gelirlerin dışarıya yaptığı  ödemelere  eşit  olup  olmadığını  ortaya  koyar.  Bir  ülkenin  dış  ödemeler bilânçosundaki  denge  ya  da  dengesizlik,  o ülkenin  uluslararası  ödeme  gücündeki iyileşme ya da bozulmaları yansıtır, dolayısıyl a da çoğu kez o ülkenin uluslar arası alandaki ekonomik ve mali itibarının bir göstergesi olarak yorumlanır. Dış ödemeler dengesi,  uygulanan  ek onomik  ve  mali  politikaların  bir  sonucudur.  O  bakımdan hükümetlerin   ekonomik  politika   uygulamalarındaki   başarılarının   bir  göstergesi
olarak değerlendirilmesi doğaldır. 3
1  John  M. Letiche,  Balance  Of   Payments  And  Economic Growth, Newyork:  Harper &Brothers Publishers, 1959, s. 19.
2  IMF,  “Balance  Of   Payments   Manual”,  (Çevrimiçi)   http://www.imf.org/external/np/sta/bop/bop
man.pdf, (Erişim Tarihi: 04.02.2009), s. 3.
3  Halil  Seyidoğlu,  Uluslararası   İktisat , Geliştirilmiş  15. b., İstanbul: Güzem Can Yayınları,  2003, s. 395.

Ödemeler dengesi, geniş anlamıyla, bir ekonomide yerleşik kişilerin (Merkezi hükümet, parasal otorite, bankalar, gerçek ve tüzel kişiler), diğer ekonomilerde yerleşik kişiler (yurtdışında yerleşikler) ile belli bir dönem içinde yapmış oldukları ekonomik işlemlerin sistematik kayıtlarını elde etmek üzere hazırlanan istatistikî bir rapordur. 4
Dış ödemeler bilânçosu, bir ülkenin belirli bir dönemde (genellikle 1 yıl), dış âlemden sağladığı gelirlerle, dış âleme yaptığı ödemelerin yer aldığı bir tablodur. Dış ödemeler bilânçosunun açık vermesi, söz konusu ülkenin uluslararası ödeme gücündeki bozulmayı gösterir. Dış açık veren ülkelerin parası yabancı paralar karşısında değer kaybeder. Dış ödemeler bilançosu, bir ülkede izlenecek para, maliye ve dış ticaret politikalarında belirleyici olduğu gibi aynı zamanda bu politikaların değerlendirilmesinde   ve   dolayısıyla   yeni den   biçimlendirilmesine   de   yardımcı
olmaktadır. 5

Ödemeler Bilânçosuna ilişkin en geniş tanım ise IMF tarafından yapılmıştır. Bu tanıma göre ödemeler bilânçosu, belirli bir süre içinde ülkenin yerlileri ile yabancı ülkeler arasında yapılan ekonomik akımların ve bu akımlara bağlı değerlerin, transfer ödemelerinin ve rezervlerden meydana gelen değişikliklerin sistematik ve muhasebe kayıtlarına uygun olarak tespit edildiği istatistikî bir tablodur.
Ödemeler   bilânçosu   tanımlarında   dikkat   çeken   iki    önemli   kavram bulunmaktadır.   Bunlar;   “ekonomik   işlem”   ve   “yerleşik   olma”   kavramlarıdır. Uluslararası ekonomik işlemler, ele alınan ülke ile dış dünya arasındaki mal, hizmet ve faktör akımlarını içerir. Faktör akımları ise sermaye, emek ve  teknolojiden oluşur. Genellikle  bu  ekonomik  işlemler  sonucunda  parasal  bir  ödeme  söz  konusudur. Ödemeler bilânçosu tanımındaki “yerleşik olma” durumu ise ekonomik faaliyetlerini o ülkede yürüten kişileri, şirketleri ve kamu kuruluşlarını kapsar.  Farklı bir ülkenin vatandaşı olsalar da genellikle kişiler ikamet ettikleri veya işlemlerini yürüttükleri ülkede  yerleşik  sayılırlar.   Her  bilânçoda  olduğu  gibi,  ödemeler  dengesinde  de, varlıklarla yükümlülükler birbirine eşittir. Ödemeler dengesinin normal bir kurum

4   TCMB,  “Ödemeler Dengesi İstatistikleri Tanım ve  Türkiye Uygulaması”   (Çevrimiçi)  http://www. tcmb.gov.tr/odemedenge/odemet.pdf , (Erişim Tarihi: 22.10.2008), s.  4.
5   Zeynel Dinler, İktisada Giriş, 6. b., Bursa: Ekin Kitapevi, 2000, s. 485.
bilânçosundan farkı ödemeler dengesine giren rakamların belli bir zaman diliminde gerçekleşen akımları göstermesidir. Normal bir bilânço ise kâr/zarar kalemi hariç stok verileri gösteren bir tablodur. 6
Ödemeler  bilânçosunun  en  belirgin  özelliği,  yapılan   işlemlerin  karşılıklı olarak  kayıt  edilmesidir.  Bu  kayıtlardan  biri  alacak  (+)  diğeri  borç  ( -)  kaydıdır. Örneğin ülke sakinleri diğer ülkelerden parasal bi r alacak hakkı elde etmişlerse  bu ödemeler  bilânçosuna  alacak  olarak  kayıt  edilir.  B unun  tam  tersi  bir  durum  söz konusu  ise  yabancılara  parasal  bir  alacak  hakkı  doğuran  işlemler  de  ödemeler bilânçosuna  borç olarak kayıt edilirler. Yabancılara mal ve hizmet ihracı, yabancı piyasalarda  tahvil  ve  hisse  senedi  satışı,  yabancıların  ülkede  yaptıkları  dolaysız yatırımları  alacaklı  işlemlere  örnek  gösterilirken,  yerleşiklerin  mal  ve  hizmet ithalleri, uluslararası menkul değerlerin  satın alımı ve yabancı ülkelerdeki dolaysız yatırımları gibi işlemler ödemeler  bilânçosuna borç olarak kayıt edilecek işlemlere örnek olarak gösterilebilir.

Ödemeler bilânçosu aslında dış ticaret bilânçosu, hizmetler bilânçosu ve sermaye hareketleri bilânçosundan meydana gelen bir bilânçodur. Genelde bilânçolarda ve onu oluşturan kalemlerde denklik aranmasına rağmen ödemeler bilânçosunu oluşturan bu üç kalemin denk olması zorunlu değildir. Fakat bu üç bilânçonun bir arada değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan ödemeler bilânçosu denk olabilir. Bu da demek oluyor ki; eğer ticaret bilânçosunda bir açık verildiyse bu hizmetler ve sermaye hareketleri bilânçolarında fazla verilerek kapatılmış y a  da bunun tam tersi bir durumda düşünülebilir. Hizmet ve sermaye  bilânçolarının açıkları
da dış ticaret bilânçosunda fazla verilerek kapatılmış olabilir. 7

Ödemeler bilânçosunun oluşturulmasında uygu lanan temel ilke, kaydedilen her işlemin tam olarak eşit değerde olan iki kayıtla gösterilmesidir. Bu kayıtlardan birisi alacak kaydı olarak düzenlenir ve pozitif işaretli olduğu düşünülür, diğer kayıt ise borç kaydı olarak adlandırılır ve negatif işaret v erilir. Böylece, esas itibariyle,

6  Mahfi Eğilmez ve Ercan Kumcu,  Ekonomi Politikası: Teori ve Türkiye Ekonomisi , 8. b., İstanbul: Remzi Kitabevi, 2004, s. 241.
7  İsmail Türk, İktisadi Planlama Prensipleri , 1. b., Ankara: Emel Matbaası, 1970, s. 151.

pozitif  işaretli  bütün  kayıtların toplamı  negatif  işaretli  bütün  kayıtların toplamına eşittir ve rapordaki bütün kayıtların net bakiyesi sıfırdır.  8


Cari  işlemlerde  ve  sermaye  işlemlerinde  ülke  açısından  döviz  girişi  (vey a alacak hakkı) doğuran işlemler alacaklı işlemler olup aktif yanına; döviz çıkışı (veya borç)   doğuran   işlemler   de   pasif   yanına   kaydedilirler.   Oysa   resmi   rezervler hesabındaki  uygulama  bunun  tersidir.  Denkleştirme  amacıyla  ülkeye  döviz  girişi (veya kısa süreli borçlanma) pasif, döviz çıkışı (veya kısa süreli borçlardaki azalma) ise aktif işlemi olarak muhasebeleştirilir.
Ödemeler dengesi istatistiklerinde; Alacak (+) kayıtlar;
—  Cari işlemlerde, mal ve hizmet ihracını,

—  Sermaye işlemlerinde, yükümlül ük artışını veya varlık azalışını, Borç (-) kayıtlar;
—  Cari işlemlerde, mal ve hizmet ithalini,

—    Sermaye işlemlerinde, yükümlülük azalışını veya varlık artışını gösterir.



Ödemeler dengesinde işlemler her bir işlemin eşit değer iki kayıt ile gösterildiği çift kayıt muhasebe sistemine uygun olarak kaydedilmektedir. Örneğin, bir ihracatçı ihraç ettiği malın bedelini döviz olarak almışsa ödemeler dengesi hesaplarına ihraç edilen mallar için bir alacak kaydı, ihracatçının döviz hesabı bakiyesindeki artış (ya da başka bir tür döviz varlığı) için de dengeleyici borç kaydı yapılmaktadır. Aşağıda çift kayıt işlemlerine ilişkin değişik örnekler verilmiştir:


i-         İhracat mal bedeli olarak ihracatçının yurt içinde yerleşik bir banka nezdinde ki döviz tevdiat hesa bına yurt dışında yerleşik ithalatçı tarafından yurt dışından transfer edilen 100 birimlik tutarın kaydı aşağıdaki gibi yapılır.






8   Hazine Müsteşarlığı, “Ödemeler Dengesi”, (Çevrimiçi) http://www.treasury.gov.tr/irj/go/km/docs/ documents/Hazine%20Web/Arastirma%20Yayin/Kitaplar/odemelerdengesi.pdf , (Erişim Tarihi: 03. 01.2009).


Cari İşlemler Hesabı:

Alacak           Borç
İhracat                                                                   100
Sermaye ve Finans Hesapları:
Diğer Yatırımlar/Varlıklar/ Bankaların Döviz Varlıkları                100
ii-   Yurtdışında yerleşik bankalardan yurtiçinde yerleşik bir bankanın sağladığı
100  birim  tutarındaki  sendikasyon  kredisi  kullanımı  aşağıdaki  şekilde  ödemeler dengesine kaydedilir.
Sermaye ve Finans Hesapları:

Alacak           Borç
Diğer Yatırımlar/Varlıklar/ Ba nkaların Döviz Varlıkları                         100
Sermaye ve Finans Hesapları:
Diğer Yatırımlar/Yükümlülükler/Krediler                         100
iii-       Nakit ödeme içermeyen bazı işlemler de ö demeler dengesi kayıtlarına alınmaktadır. Örneğin, yurtiçinde yerleşik bir ithalatçının yurtdışında yerleşik ihracatçıdan 100 birim tutarındaki malın bedelini fiili ithalden sonraki vadede ödemek üzere mal alımı yapmasına ilişkin kayıtlar aşağıdadır.  9
Malın ithalinde:
Cari İşlemler Hesabı:

Alacak           Borç
Mallar                                                                                                     100
Sermaye ve Finans Hesapları:
Diğer Yatırımlar/Yükümlülükler/Ticari Krediler               100
Vadede ihracatçıya malın bedelinin ödenmesinde: Sermaye ve Finans Hesapları:

Alacak           Borç
Diğer Yatırımlar/Varlıkl ar/Bankalar Döviz Varlıkları       100
Diğer Yatırımlar/Yükümlülük ler/Ticari Krediler                                     100
9  TCMB, a.g.e., s. 3.

Çift kayıt prensibi çerçevesinde ekonomik işlemlerin alacak ve borç kayıtları mülkiyet değişiminin gerçekleştiği anda yapılmaktadır. Ekonomik işlemlerin değerlendirilmesinde ise piyasa fiyatları kullanılır. Piyasa fiyatı, işlemin gerçekleştiği ve alıcı ile satıcının almaya ve satmaya razı olduklar ı fiyat olarak tanımlanabilir.


1.2.  Ödemeler Bilânçosu Ana Hesap Grupları



Ödemeler bilânçosu belirli bir dönemdeki ekonomik işlemlerde meydana gelen değişimi  ifade eder. Örneğin öde meler bilânçosundaki 2001 yılı için verilen ihracat kalemi tutarı, sadece o yılın ihracat tutarı artış ını veya azalışını gösterir. Ülkenin o güne kadar yapmış olduğu toplam ihracat rakamın ı göstermez. Yani ödemeler bilânçosundaki kalemler stok değil akım değişkenler dir.


Ödemeler dengesi istatistikleri, Şekil (1)’de görüldüğü gibi temel olarak “Cari işlemler” ile “Sermaye ve Finans” hesabı ndan oluşmaktadır. Bu hesapların yanında üçüncü bir hesap olarak, “Net Hata ve Noksan Hesabı (NHN)” yer almaktadır. Cari denge eşitlik olarak formüle edilirse;


CD = MD + HD + YGD + CT                                                               (1.1)



CD; cari denge,  MD; mal dengesi, HD; hizmetler  d engesi, YGD; yatırım gelirleri dengesi ve CT; cari transferleri göstermektedir.

Bu toplamın sonucu artı ise cari denge fazlası, eksi ise cari denge açığı söz konusu demektir. Yabancıların ülkeye getirdikleri doğrudan sermaye veya bono, tahvil, hisse senedi gibi araçları kullanarak yaptıkları portföy yatırımları ve benzeri döviz girişleri ödemeler bilançosunun ikinci kalemi olan sermaye hesapları dengesini meydana getirir.


Sermaye hesabı, cari dengenin finansmanını sağlayan bölümdür. Eğe r cari denge açık veriyorsa sermaye hesabı bunu dengelemek üzere fazla verir, eğer cari denge  fazla  veriyorsa  sermaye  hesabı  eksi  sonuç  verir.  Bir  başka  ifadeyle  eğer

ekonomi  cari  işlemler  açığı  veriyorsa  bunu  kapatmasının  yolu  dışarıdan  sermaye girişi sağlamaktır. 10


Ödemeler  bilânçosunun  üçüncü  kalemi  olan  NHN,  tanım  gereği,  ölçüm hataları ve tablodaki verilerin eksik veya fazla der lenmesinden kaynaklanmaktadır.


  1. I.  CARİ İŞLEMLER DENGESİ

  1. A.  Dış Ticaret Dengesi
—  İhracat
—  İthalat
  1. B.  Hizmetler Dengesi
—  Taşımacılık
—  Turizm
—  İnşaat Hizmetleri
—  Sigorta Hizmetleri
—  Finansal Hizmetler
—  Diğer Ticari Faaliyetler
—  Resmi Hizmetler
  1. C.  Gelir Dengesi
—  Ücret Ödemeleri
—  Yatırım Geliri
  1. Doğrudan Yatırımlar
    1. Portföy Yatırımları
      1. Diğer Yatırımlar
      2. D.  Cari Transferler
—  Genel Hükümet
—  Diğer Sektörler
  1. İşçi Gelirleri
    1. Diğer Transferler
      1. II.  SERMAYE ve FİNANS HESAPLARI

Ö              A. Sermaye Hesabı
D                            — Göçmen Hesabı
E                            B. Finans Hesapları
M              — Doğrudan Yatırımları
E
Yurtiçinde
  1. Yurtdışında
L              — Portföy Yatırımları
E                  i. Varlıklar
R                 ii. Yükümlülükler
—  Diğer Yatırımlar
—  Rezerv Varlıklar
D                                    i. IMF Nezdinde ki
E                            Varlıklar
N                 ii. Resmi Rezervler

G E S İ


  1. III.  NET HATA ve NOKSAN



Şekil 1. Ödemeler Dengesi Ana Hesap Grupları



Kaynak: TCMB,  Ödemeler  Dengesi  İstatistikleri  Tanım  ve  Türkiye  Uygulaması”   (Çevrimiçi), http://www. tcmb.gov.tr/odemedenge/odemet.pdf , (Erişim Tarihi: 22.10.2008) .



Ödemeler bilânçosu alt kalemleri ekonomi yazınında dört grupta da incelenebilmektedir. Cari işlemler dengesi, Sermaye ve Finans Hesapları, Resmi Rezerv  Hesapları  ve  NHN  Hesabı  şeklinde  sınıflandırılır .  Sermaye  ve  Finans


10    Mahfi Eğilmez, “2006’dan 2007’ye Türkiye Ekonomisi”,  Radikal Gazetesi, 31.12.2006.

Hesapları  içerisinde  ele  alınan  Rezerv  varlıkların  ayrı  bir  alt  kalem  olarak  ele alınması bu durumu açıklamaktadır.


1.2.1. Cari İşlemler Hesabı


Ödemeler bilânçosu içerisinde en fazla öneme sahip olan ana hesap cari işlemler hesabıdır. Bu hesapta ülkenin mal ve hizmet ihracı ile ithali yer almaktadır. Bunun yanında yabancı sermaye yatırımlarından elde edilen kazançlar, yurtdışı işçi gelirleri,  lisans bedelleri,  komisyonlar,  kiralar gibi  geli r hareketleri  ile karşılıksız
transferlerde bu hesap grubu içerisinde yer alır. 11



Bir ülkenin bir dönemdeki cari işlemler dengesi, o ülkenin net dış varlıklarındaki değişmeleri temsil eder. Eğer ülke cari işlemler fazlası veriyorsa borç veren konumunda, cari işlemler açığı veriyorsa borçlanan konumundadır. Net ihracat fazlası olan ülke, bu fazlaya eşit olacak şekilde net dış varlık elde ediyordur. Çünkü yabancılara, onlardan satın alınandan daha fazla satmaktadır. Net dış ticaret açığı
veren ülke ise bu açık kadar yurtdışından borçlanmaktadır.  12



Cari işlemler hesabı iki şekilde tanımlanabilmektedir. Bunlardan ilkinde cari işlemler dengesi, ödemeler  bilânçosu kayıtlarından elde edildiği şekilde net mal ve hizmet   ihracatı   ile   gelir   dengesi   ve   car i   transferler   hesabının   toplamından oluşmaktadır.  Mal  ticaretinden  kaynaklanan  net  ihracata  transit  ticaret  gelirleri, navlun, sigorta ve taşımacılık gibi ticaretin gerçekleşmesini temin edic i çeşitli hizmet gelirleri  de  dâhil  edilmektedir.  Hizmetler  denge sinde  ise  ülkenin  turizm  gelir  ve harcamaları,  yabancı  yatırım  gelirleri  ve  ülkenin  dış  borçluluk  konumuna  bağlı
olarak dış borç faiz ödemeleri veya gelirleri d âhil edilmektedir. 13



Cari işlemler dengesinin elde edilmesindeki ikinci yöntem ise milli gelir hesaplarının kullanılmasıdır. Bu yöntemle milli gelir hesapları, cari işlemler dengesi ve  sermaye  akımları  a rasındaki etkileşim  gösterilmektedir.  Gayri  safi  milli  hâsıla

11  TCMB, Yıllık Rapor 2005, Ankara, s. 2.
12  Maurice Obstfeld ve  Keneth  Rogoff,  Foundations Of International Macroeconomics ,  London: The MIT Pres, 1996, s. 5.
13  S.Tolga Tiryaki, “Cari İşlemler Hesabına Çeşitli Yaklaşımlar, Sürdü rülebilirlik ve Türkiye Örneği”,
(Çevrimiçi) http://www.tcmb.gov.tr/research/work/wp9.pdf , (Erişim Tarihi: 25.10.2008),   s. 1.

(GSMH), özel tüketim harcamaları  (C), özel yatırım harcamaları  (I), hükümetin cari harcamaları   (G) ve net mal ve hizmet ihracatı ile net faktör gelirlerinin (X   – M) toplamından oluşmaktadır.



GSMH = C + I + G + X – M                                                                  (1.2)


Milli gelir hesaplarındaki ikinci temel eşitlik elde edilen gelirin ne yapılabileceğine yönelik ilişkiyi belirlemektedir. Milli gelir harcanabilir (C), tasarruf edilebilir (S), vergi olarak hükümete aktarılabilir (T) ya da yurt dışına transfer edilebilir (Tr).



GSMH = C + S + T + Tr                                                                        (1.3)



GSMH için oluşturulan iki ifade birbirin e eşitlenip, gerekli sadeleştirmeler yapılarak meydana gelen ifade yeniden düzenlendiğinde aşağıdaki eşitliğe ulaşılır:



X – M – Tr = (S – I) + (T – G)                                                                (1.4)



Bu eşitliğin sol tarafı cari işlemler dengesini vermek tedir. Başka bir ifadeyle , cari  işlemler  dengesi,  özel  tasarrufların  özel  yatırımlardan  farkı  ve  hükümetin harcamaları ile vergi gelirleri arasındaki farktan oluşmaktadır. Örneğin, yurt içi özel yatırımlar   yurt   içi   tasarruflarla   karşılanamıyorsa   ve   hükümetin   bütçe   açığı bulunmaktaysa o ülkenin cari işlemler hesabı açık vermektedir.


Son olarak, ülkenin cari işlemler dengesi ile net sermaye akımları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yeni bir eşitliğe ihtiyaç vardır. Tasarruf edilen her lira yurt içinde fizikî yatırım yapma k, hükümetin bütçe açığını finanse etmek için çıkardığı borç senetlerini satın almak ya da yurt dışında herhangi bir varlık satın
almak (FA) suretiyle kullanılabilir. 14



S = I + (G – T) + FA                                                                             (1.5)


14 a.g.e., s. 2.

Yukarıdaki ifade yeniden düzenle ndiğinde aşağıdaki eşitliğe ulaşılır:


FA = (S – I) + (T – G) = X – M – Tr                                                      (1.6)



Bu eşitlik, yurt içi yatırımlarını  finanse  edebileceğinden  daha  yüksek miktarda tasarruf eden ve bu farktan daha düşük miktarda bütçe açığı bulunan bir ülkenin yabancı varlık stokunu ar ttıracağı şeklinde açıklanabilir. Bu durum  yurt dışına sermaye çıkışı olarak da nitelendirilebilir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da yurt dışına sermaye çıkışının cari işlemler fazlasıyla mümkün olabildiğidir.


1.2.1.1. Mal ve Hizmetler


Mallar;  genel mal ticareti,  işlem gören mallar,  onarım gören mallar,  taşıtlar için limanlarda sağlanan mallar ve parasal olmayan (ticari altın) altını kapsar.   Dış ticaret  akımları  “Özel  Ticaret”  veya   “Genel  Ticaret”                                                        sistemleri  çerçev esinde belirlenmekte  olup  ülkelere  gö re  değişim  gösterebilmektedir.  Özel  ticaret  sistemi gümrüklerden  giriş  çıkış  yapan  malları  kapsamakta  bu  nedenle,  ülke  sınırları içerisinde  yer  alan  serbest  bölgelere  sınır  dışından  gelen  ve  giden  mallar  sistem dışında bırakılmaktadır. Oysa genel ticaret sistemi milli sınırlardan giren ya da çıkan
tüm malları dikkate almaktadır. 15



Hizmetler ise ihraç ve ithaline ilişkin  gelir ve giderlerin kayıt edildiği  ana hesaptır.   Kapsamını,                                    Taşımacılık   (navlun   dâhil),   Turizm   gel ir   ve   giderleri, Haberleşme  hizmetleri,  İnşaat  hizmetleri,  Sigorta  hizmetleri,  Finansal  hizmetler, Bilgisayar  ve  Bilgi  hizmetleri,  Patent  ve  Lisans  Komisyonları,  Ticari  ve  Ticaret Bağlantılı Diğer hizmetler,  Finansal Kiralama hizmetleri,  Çeşitli Teknik hizmetler, Kişisel, Kültürel ve Eğitsel hizmetler ile Resmi hizme tler oluşturur.


1.2.1.2. Gelirler


Çalışanların ücretleri, doğrudan yatırım, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan elde edilen gelir ve ödenen tutarları içermektedir. Bu kalem doğrudan yatırımlar ile ilgili olarak hisse gelirleri,  kâr payları,  sermayeye katılan kazançlar ile

şirketler arası diğer yatırımlardan doğan gelir ve giderleri içermektedir. Portföy yatırımlarında da hisse senetlerinden elde edilen g elirler (kâr), tahvil ve benzeri borç enstrümanları ile ilgili gelir ve giderleri kapsamaktadır. Diğer yatırımlarda ise diğer borçlanma ile ilgili gelir ve giderler kaydedilmektedir.


1.2.1.3. Cari Transferler


Ülkelerin aralarında gerçekleştirdikleri bağış ve hibe  şeklinde  yapılan işlemler bu hesaba kayıt edilir. Karşılığında hiçbir ödeme yapılması gerekmediği için bu tür işlemlere cari transferler veya tek yanlı transfer denilmiştir. Örneğin hükümetlerin hibe şeklindeki parasal yardımları, gıda ve ilaç gibi aynî yardımları, eğitim, sağlık,  kültür gibi ticaret dışı alanlarda  faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlara ödedikleri aidatlar, bütçelerine yaptıkları katkılar vb. tek yanlı transferler grubuna girerler.


Yapılan bir karşılıksız transfer, bağışta bulunan ülke açısından borç işlem i niteliğindedir.  Dolayısıyla  bu  tür  işlemler  tek  yanlı  transferler  hesabının  borçlu yanına kaydedilirler. Muhasebe kaydını denkleştirmek için de başka gruplardaki bir hesaba  aynı  miktar  bir  alacak  kaydı  düşürülür.  Söz  gelişi,  yapılan  bağışın  mal şeklinde  olması  durumunda,  tek  yanlı  transferler  hesabındaki  borçlu  işlem,  mal hesabına  bir  alacak  kaydıyla  denkleştirilir  (Mal  ihracatı  yapılmış  gibi).  Eğer bağışlanan para ise, yine tek yanlı transferlerin borçlu kısmına kaydedilir, sermaye ya
da resmi rezervler hesabına denkleştirici bir alacak kaydı düşürülür.  16  Bu kalemin

sektörlere göre dağılımı ise Genel Hükümet (hibe vb.) ve Diğer Sektörler (işçi havaleleri ve diğer transferler), şeklinde yapılmaktadır.


1.2.2. Sermaye ve Finans Hesabı


Bu kalem Sermaye Hesapları ve Finans Hesapları olarak iki gruba ayrılmaktadır. Sermaye Hesabı; Sermaye transferleri (borcun bağışlanması, göçmen transferleri gibi) ve Üretilmeyen, finansal olmayan varlıklar (kara parçası gibi üretilmeyen varlıkların alım/satımı ile patent y ayımlama hakkı gibi maddi olmayan varlıklar) olarak sınıflandırılmaktadır.

Ödemeler Bilânçosu açısından, yurt dışından ülkeye sermaye girişi bir alacak işlemi, ülkeden sermaye çıkışı da bir borç işlemidir. Dikkat edilirse bu özellik mal ve hizmet akımlarındaki durumun tersidir. Bununla birlikte, her iki işlem grubunun dayandığı düşünce birbirinden farklı değildir. Gerek mal ve hizmet ihracı, gerekse yabancı sermaye girişi ülkeye döviz kazandırmakta ya da dış dünya üzerinde bir alacak hakkı doğurmaktadır. B unun tersine, mal ithali ve sermaye ihracı da ülkeden
döviz çıkışına ya da yabancılara karşı borçlanılmasına yol açmaktadır.  17



Ödemeler dengesinin diğer önemli bir bölümü de sermaye (finansman) hareketleridir. Özel ve kamu kuruluşları tarafından yapılan k ısa ve uzun vadeli uluslararası sermaye akımları bu hesapta incelenmektedir.


Uluslararası  ekonomik  işlemlerin  bir  bölümünü  sermaye  ithal  ve  ihracı oluşturur.                   Sermaye  hareketleri  temel  olarak,  bir  ülkenin  dış  mali  varlıkları  ve yükümlülüklerindeki                   değiş meler                 ve       bu    değişmelerin    karşılıklı    kayıtlarını içermektedir. Finans Hesa pları sermaye şekline göre;  Doğrudan yatırımlar, Portföy Yatırımları,   Finansal   Türevler,                   Diğer   Yatırımlar   ve   Rezerv   varlıklar   olarak ayrılmaktadır.   Bunlardan          “Rezerv  Varlıklar”  hariç   diğer  kalemler,   Varlık  ve Yükümlülük  ayrımında,  “Doğrudan  Yatırımlar”  yatırımın  yönüne  göre;  “Portföy Yatırımları” sektör ve enstrümana göre; “Finansal Türevler” sektörlere göre; “Diğer
Yatırımlar” ise enstrüman, sektör ve vadeye göre alt gruplara ayrılma ktadır. 18



Sektörler, Parasal otorite (Merkez Bankası), Merkezi Hükümet (Hükümet ve ona bağlı teşkilatlar, mahalli idareler vb.), Bankalar (Kamu ve özel bankalar), Diğer sektörlerdir (Kamu ve özel kuruluşlar). Vadeler ise, vadesi 1 yıla kadar olanlar kısa vade, vadesi 1 yıldan uzun olanlar ise uzun vade olarak belirlenmektedir.


1.2.2.1. Doğrudan Yatırımlar


Doğrudan yatırım, yatırımcının yerleşiği olduğu ekonomi dışındaki bir ekonomide  yaptığı  uzun  vadeli  yatırımı  gösterir.  Burada  yatırımcının   kuruluşun



17  Seyidoğlu, a.g.e., s. 406.
18  TCMB, Ödemeler…, a.g.e., s. 6.

sermayesinde %10’dan fazla paya sahip olması veya yönetiminde söz sahibi olması esastır.


Doğrudan yatırım kalemi, yabancı sermaye yatırımının yapıldığı ülke ve yabancı sermayeyi getiren ülke ayrımında, Sermaye, Kârın  Sermayeye  Katılımı, Diğer Sermaye olarak sınıflandırılmaktadır.

—     SermayeDoğrudan yatırımcının ana merkezinin bulunduğu ekonomi dışındaki ekonomilerde yeni bir şirket kurulması, mevcut şirketlere iştirak edilmesi için getirdiği sermayeyi,
—    Kârın Sermayeye Katılımı: Doğrudan yatırımlardan elde edilen kârların dağıtılmaksızın sermayeye ilave edilmesini,
—      Diğer Sermaye: Ana şirket ile yatırım yapılan şirket arasındaki borçlanmadan doğan yatırımları ifade etmektedir.


1.2.2.2. Portföy Yatırımları


Menkul  değerlere  yapılan  yatırımlar  ol arak  tanımlanan  portföy  yatırımları, genellikle devlet ya da özel kuruluşların bono ve tahvilleri ile hisse senedi ve diğer para piyasası araçlarını içermektedir. 19


Doğrudan yatırım ile portföy yatırımları arasında bazı önemli farklılıklar vardır. En önemli fark, yabancı ülkede yapılan yatırımın yönetimi ve denetimi konusudur. Doğrudan yatırım durumunda, şirket yönetimi ve denetiminde etkili olunmaktadır. Oysa, portföy yatırımlarında yerleşik şirket üzerinde yönetim hakkı veya denetim söz konusu değildir; bu yolla yerleşik şirket uluslararası piyasalardan kaynak sağlamış olur. İkinci önemli fark, doğrudan yatırımlarda yatırımcının yatırım sermayesinin yanı sıra üretim teknolojisi ve işletmecilik bilgisini de beraberinde getirebilmesi, portföy yatırımlarında ise yabancı yatırımcının sermayeden başka bir katkıda bulunmamasıdır.






19 a.g.e., s. 8.

1.2.2.3. Finansal Türevler


Finansal türevler, bir dayanak varlığın değerine bağlı ancak bu dayanak varlıktan bağımsız olarak alım-satımı yapılan finansal  araçlardır.  Türev  işlemler, ileri bir tarihte yapılacak alım-satımın şartlarını bugünden b elirleyen ve tarafları hukuki olarak bağlayan sözleşmeler ile gerçekleştirilir. Bu sözleşmeler ödemeler dengesi metodolojisine göre vadeli ve opsiyon tipi sözleşmeler olmak üzere iki temel grupta toplanmaktadır.


1.2.2.4. Diğer Yatırımlar


Doğrudan yatırım, portföy yatırımları, finansal türevler ve rezerv dışında kalan diğer tüm sermaye hareketl eri bu bölümde yer almaktadır. Portföy yatırımlarında olduğu gibi, varlık ve yükümlülük ayrımında, türlerine ve sektörüne göre alt ayrımlar bulunmaktadır.

—  Ticari krediler (vadeli mal alım v eya satımı şeklindeki krediler),

—  Krediler (Nakit krediler),

—  Döviz mevcutları ve mevduat hesapları,

—  Diğer varlık ve yükümlülükler.



1.2.2.5. Rezerv Varlıklar


Rezerv  varlıklar,  ülkenin  parasal  yetkilisi  tarafından  ülke  ödemelerinin kontrolü ve ödemelerde ortaya çıkan dengesizliklerin dolaylı olarak döviz kurlarına müdahale   yolu   ile   düzenlenmesine   yönelik   olarak   kullanıma   hazır   olan   dış varlıklardır. Rezerv tanımı, merkezi otoritenin doğrudan ve etkili kon trol kavramını içermektedir.  Ayrıca,  yurtdışından  borçlanmada  teminat,  güven  sağlayıcı  unsur; yurtiçinde ise bazı gereksinmelerde yeterlilik ölçüsü olması da rezerv tutulmasına neden olmaktadır.  Rezerv varlıklar,  Parasal Altın, Özel Çekme Hakkı (SDR), F on Nezdinde ki Rezerv Pozisyonu Döviz Rezervleri, Diğer Alacak Hakları başlıklarında
sınıflandırılmaktadır. 20





20   TCMB,  “Ödemeler  Dengesi  Metodolojisi  ve  Türkiye  Uygulaması” (Çevrimiçi )  http://www.tcmb . gov.tr/yeni/gen_sek/odemeler_dengesi.htm , (Erişim Tarihi: 18.11.2008).

—     Parasal Altın Rezervleri: Ülkenin parasal yetkilisinin elinde tuttuğu parasal altın rezervleridir.

—   SDR: IMF tarafından yaratılan ve üye ülkelerin kotaları çerçevesinde üye ülkelere rezerv sağlamak amacıyla tahsis edilen bir uluslararası rezerv şeklidir.

—    IMF Nezdinde ki Rezerv Pozisyonu: Üye ülkelerin IMF’deki rezerv pozisyonları, üye ülkelerin kredi dilimlerinden satın alışlarının toplamı olup, üye ülkeye her an ödenebilen tutarlardır. IMF’den satın alınan tutarlar, döviz rezervlerinde artış, rezerv pozisyonunda azalışı göstermektedir.

—    Döviz Rezervleri: Döviz rezervleri, par asal otoritenin elinde tuttuğu ödemelerde hemen kullanılabilecek yabancı paralar, menkul kıymetler ile yurtdışında geçerli çek, poliçe, senet ve benzeri ödeme araçlarından oluşmaktadır.

—   Diğer Alacak Hakları : Rezerv varlıklar içerisinde yukarıda sınıflananlar dışında kalan diğer rezerv varlıklarıdır. Örneğin, bankaların elinde tuttuğu rezerv varlıkların parasal yetkilinin  kontrolüne  girmesi  durumunda  bu başlıkta kaydedilir.


1.2.3. Net Hata ve Noksan


Ödemeler dengesinin her işlemin iki ayrı işar etle (alacak ve borç kaydı) kaydedildiği bir muhasebe sistemi olması nedeniyle, ödemeler dengesi konusu her işlem, mahiyeti itibariyle ilgili kaleme kaydedilirken, karşı kaydının da bir başka kalemde yer alması, başka bir deyişle, her işlemin eşit değerde alacak ve borç kayıtlarıyla   kaydedilmesi, böylece “Cari İşlemler Hesabı”nın her zam an “Sermaye
ve Finans Hesapları” kalemine mutlak değer ol arak eşit olması gerekmektedir. 21



Ancak, uygulamada; bu teorik sonuca ulaşmak her zaman mümkün olmamaktadır. Verilerin d eğişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme  ve



21  TCMB, Ödemeler Dengesi İst atistikleri…, a.g.e., s. 10.

kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta; sonuç itibariyle oluşan farklar  NHN kalemine “kalıntı” şeklinde yansımaktadır.


Bazen ödemeler dengesine ilişkin hata ve eksiklikler kendi kendini giderici bir nitelik taşıyabilir. Dolayısıyla ödemeler dengesinin borçlu kısmının toplamının alacaklı  kısmının  toplamına  eşit  olması,  her  zaman  ödemeler  dengesine  ilişkin istatistiklerin tam ve eksiksiz olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Bununla birlikte NHN kaleminin yüksek tutarlara ulaşması, ödemeler dengesi istatistiklerine ilişkin bilgilerin   toplanmasında   önemli   sorunların   olduğunu   işaret   etmektedir.    NHN kaleminin   ihracat   ve   i thalat   kalemleri   toplamının   %   5’ini   aşması,   ödemeler dengesinin   hazırlanmasında   kullanılan                     bilgilerde   ciddi   eksiklik   ve   hataların bulunduğunun bir göstergesi olarak yorumlanmakta ve böyle bir durumda konuyla ilgili ayrıntılı araştırmaların yapılması gerekmektedir.


Örneğin  dış  ticarete  ilişkin  mal  hareketlerinin  gümrük  kayıtlarından   elde edilmesine  karşın  ödemelerin  banka  kayıtlarından  alınması,  işlemlerin  karşılıklı kayıtlarının  aynı  değerle  kaydedilmesini  zorlaştırmaktadır.  Gümrük  kayıtlarında fatura değerine göre 100 birim olarak görülen ihracat mal bedelinin,   ihracatçının yurtiçinde  yerleşik  bankadaki  hesabına  70  birim  olarak  gelmesi,  kalan  30  birim tutarındaki  kısmının  ise  yurtdışındaki  bir  banka  nezdinde  ki  hesabında  kalması halinde, bankalar sisteminden alınan veriler içerisinde  görülmeyen 30 birimlik tutar NHN kalemine yansımaktadır. Bu şekilde oluşan NHN ancak 30 birimlik tutarın da yurda getirilmesi halinde daha sonraki bir dönemde giderilmektedir.  NHN kaleminin varlığına   neden olabilecek        bir        diğer                 örnek    turizm         gelir ve        giderlerinin hesaplanabilmesi için yürütülen anket çalışmaları olab ilmektedir. Anket sonucundan hesaplanan 100 birimlik turizm gelir veya gideri, banka varlıklarında 100 birimlik
artış veya azalış olarak yansımamışsa aradaki fark  NHN kaleminde görülecektir. 22



1.3. Cari İşlemler Dengesi


Cari  işlemler  dengesi  bir  ülke  eko nomisinin  cari  yıl  içinde  dış  dünya  ile yaptığı  alışveriş  kaydının  tutulduğu  bölümdür.  Hesap  içinde  yer  alan  kalemlerin

22  Rıdvan Karluk, Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika , İstanbul: Beta Basım Yayım Dağıtım, 2003, s. 452.

ortak özellikleri bir akım değişkenini yansıtıyor olmalarıdır. Bu hesap üç ana kalem altında açıklanmaktadır. Bu kalemler, dış ticaret k alemi, hizmetler kalemi ve karşılıksız transferler kalemidir. 23


1.3.1. Cari İşlemler Dengesine Yönelik Farklı Yaklaşımlar


Bir ülkenin belirli bir zaman dilimi içindeki cari işlemler dengesi yerleşiklerin yabancı ülkelerin gelir veya üretimleri üzerindeki haklarındaki artış ile yabancıların yurtiçi gelir veya üretim üzerinde benzer şekilde sahip oldukları haklarındaki artış arasındaki fark olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan yola çıkılarak, cari işlemler hesabını yalnızca ihracat ve ithalat arasındaki fark olarak değil, bu farka yabancı varlıklardan  kaynaklanan net sermaye kazancını da ekleyerek oluşturmak
gerekir. 24



Cari  işlemler  dengesini  açıklamaya  yönelik  çeşitli  teoriler  geliştirilmiştir. Çalışmanın   bu   bölümünde                             bu   teorilerden   “Esneklikler   Yaklaşımı”, “Toplam Harcama  Yaklaşımı”,  “Dönemlerarası  Yaklaşım”  ve  “Mundell -Fleming  Modeli” açıklanacaktır.


1.3.1.1. Esneklikler Yaklaşımı


Esneklikler yaklaşımı, cari işlemler dengesinin başlıca alt kalemlerinden dış ticaret dengesi üzerinde odaklanmakta olup, gör eli uluslararası fiyatların cari dengeyi belirleyen en temel açıklayıcı değişken olduğunu varsaymaktadır. Yakla şım, olası bir Devalüasyonun dış ticaret dengesi üzerindeki etkisini analiz eder. 25 Bu bağlamda Devalüasyon, ulusal paranın yabancı para birimler i karşısındaki değerini isteyerek ve
belli bir amaca yönelik olarak düşürülmesidir. Devalüasyonun dış denge üzerindeki olumlu etkileri ihracat gelirlerini arttırıp, ithalat giderlerinin azaltılması şeklinde ortaya çıkar. Devalüasyonun dış ticaret dengesin e iyileştirici bir etki yapması ise Marshall-Lerner koşuluna bağlıdır.



23  Adnan Erken, “Cari İşlemler Dengesi Üzerine Model Çalışması”, (TCMB Araştırma Genel Müdür  - lüğü Tartışma Tebliği No: 9 020), Ankara, 1990, s. 74.
24  Tiryaki, Cari İşlemler…, a.g.e., s.2.
25   Serdar Erkılıç, “Türkiye’de Cari Açığın Belirleyicileri”, (Çevrimiçi)   http://www.tcmb.gov.tr/kutup hane/TURKCE/tezler/ serdarerkilic .pdf, (Erişim Tarihi: 29.10.2008) , s. 17.

Devalüasyon ödemeler bilânçosuna üç tür etkide bulunur. İlki, ithal malların fiyatlarındaki yükselme nedeniyle bu malların miktarındaki azalma, ikincisi, ihraç mallarının fiyatlarındak i azalış nedeniyle ihraç miktarındaki artış, üçüncüsü is e belli bir ihracat miktarının D evalüasyondan sonra daha az döviz geliri sağlamasıdır. Bu üç etkinin net sonucu ihracat ve ithalat esnekliklerine bağlıdır. Eğer esneklikler toplamı birden  büyük  ise  et ki  pozitif  olacaktır.  Bu  koşul,  Marshall -Lerner  koşulu  olarak
bilinmektedir. 26



Esneklikler yaklaşımında uluslararası harcama düzeyleri ve gelir sabit tutulurken, talep ve arzın statik fiyat esneklikleri uluslara rası sermaye akımlarını belirlemektedir. 27


Yapılan   ampirik   çalışmalar,   ithalat   ve   ihracatın   döviz   kuruna   göre esnekliklerinin kısa dönemde oldukça düşük olduğunu ortaya koymuştur. Yani kısa dönemde      Marshall-Lerner                  koşulu                  sağlanmamaktadır.                 Ancak    uzun    dönem esnekliklerinin   yüksek   olduğu   ve   toplamla rının   biri   aşabileceği   de   yapılan çalışmaların sonucu olara k ortaya çıkmıştır. Bu durumda D evalüasyonun kısa dönem etkisi dış ticaret açığını artırmak yö nünde olacaktır. Bunun nedeni, D evalüasyonun döviz gelirleri açısından ithalatı pahalandırma ve ihracat ın değerini düşürme etkisinin kısa dönemde ihracat miktarını arttırıcı ve ithalat miktarını azaltıcı etkisinden daha önemli   olmasıdır.   Yani   ekonomik   birimlerin   kendilerini   yeni   fiyatlara   göre ayarlaması   belli   bir   zaman   sürecini   gerektir mektedir.   Ancak   bir   süre   sonra Devalüasyonun  beklenen  etkisi  görülecek  ve  ticaret  dengesi  düzelecektir.              Bu zamanda  net  ihracatta  ortaya  çıkan  gelişmeyi  gösteren                  E0AE1   yolu  J  harfine benzediği için Devalüasyonun bu etkisine J eğrisi etkisi denir.


Bununla birlikte dinamik denge modelini kullanan son dönemdeki çalışmaların çoğu, dış ticaret dengesi ile ticaret hadlerinin cari ve gelecekteki hareketleri arasında negatif, geçmiş hareketleri arasında pozitif bir ilişki bulmuştur.28


26  Kemal Yıldırım ve Mustafa Özer,  İktisat Teorisi, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2006, s. 332.
27  Maurice  Obstfeld  ve  Kenneth  Rogoff,  “The  Intertemporal  Approach  to Th e  Current Account”,
NBER Working  Paper Series ,  Paper  No: 4893,  (Ekim 1994),   (Çevrimiçi) http://www.nber.org/ papers/w4893.pdf,  (Erişim Tarihi: 26.11.2008) , s. 4.

Devalüasyonun döviz tasarrufu sağlayıcı etkisi bak ımından, ithalatın yurtiçi talep esnekliği kritik öneme sahiptir. Bu esneklik yükseldikçe sağlanacak döviz tasarrufu azalmaktadır. İthalatın dış arz esnekliği ise yüksek olmalıdır. İthalat talebi azaldığında, ihraç mallarının üretimi kısılabilmelidir. Aksi takdirde karşı ülke fiyatlarını kırabilir ve Devalüasyonun etkileri zayıflar.  29






Şekil 2. Devalüasyonun Kısa ve Uzun Dönemde Etkileri: J Eğrisi


Kaynak: Kemal   Yıldırım ve  Mustafa  Özer ,  İktisat  Teorisi,  Eskişehir:  Anadolu  Üniversitesi Yayınları, 2006, s. 333.


Esneklikler yaklaşımının cari işlemler dengesinin belirleyicilerini açıklamada bazı eksiklikleri bulunmaktadır. Bunlardan birincisi yaklaşım kısmi olup, ödemeler dengesinin tamamını değil sadece bir kısmını kapsamaktadır. İkincisi, e sneklikler yaklaşımı ana tema olarak her ne kadar D evalüasyonun cari denge üzerindeki etkisini analiz etse de reel döviz kuru tanımında ticarete konu olmayan malların rolüne ilişkin
açık bir bilgi yer almamaktadır. 30



Bunun yanında esneklikler yaklaşımı dış ticarete konu olan malların arz, talep ve fiyatları dışında, bütün ekonomik değ işkenleri sabit varsaymaktadır. Fakat Devalüasyonun    etkilerini    ölçebilmek    için    diğer    ekonomik    değişkenlerdeki


28  David K. Backus, Patrick J. K ehoe ve Finn E. Kydland, “Dynamics of The Trade Balance and The Terms of Trade: The J -Curve?”, The American Economic Review , Vol. 84, No. 1, (Mart 1994), s. 84.
29  Halil Seyidoğlu, Uluslararası Finans Kitabı , 3. b., İstanbul: Güzem Yayınları, 2001, s.  44.
30  Erkılıç, a.g.e., s. 18.

değişmeleri  de  dikkate almak gerekir. Bu görüş,  toplam  harcamal ar yaklaşımının gelişmesine neden olmuştur.


1.3.1.2. Toplam Harcamalar Yaklaşımı


Esneklikler yaklaşımında,  göreceli fiyat değişikliklerinin ihracat, ithalat ve cari işlemler dengesi üzerindeki etkilerine değinilmiş, bu  değişkenlerin  gelir üzerindeki etkileri ihmal edilmiştir. 31 Başka türlü ifade etmek gerekir ise es neklikler yaklaşımında yapılan D evalüasyonun sonra ki dönemlerde gelir üzerindeki etkisi göz ardı  edilmiştir.  Toplam  harcama  yaklaşımı  bu  eksiklikten  hareketl e  Harberger,
Meade ve Alexander tarafından geliştirilmiştir.



Toplam harcama yaklaşımı, dış açık sorununu ülkenin toplam gelir ve toplam harcamaları ile ilişkilendirerek D evalüasyonun dış dengeyi sağlayıcı etkisini milli gelir üzerinde yaptığı değişmeler yoluyla açıklamaktadır.


Toplam harcamalar yaklaşımı, dış dengesizliği mal ve hizmet harcamalarının yapısında oluşacak değişiklik ile giderileceği görüşünü savunur. Keynesyen gelir belirleme modelindeki denge durumunda, bir ülkenin reel gelir, üretim düzeyi veya toplam üretimi (Y), özel ni hai tüketim (C), kamu kesimi harcamaları (G), yatırım (I),
ihracat (X) ve ithalat (M) bileşenlerinden oluşan toplam harcamaya denktir.  32



Y= C + I + G + X – M                                                                           (1.7)


Yukarıdaki eşitlikte (C+I+G) bileşenleri tek bir terim olarak toplam yu rtiçi harcama (A) olarak tanımlanırsa (6) şu şekli alır;

Y= A + (X – M)                                                                                     (1.8)


(1.8) eşitliğinde yeniden aşağıdaki biçimde ifade edilebilir.


(X – M) = Y – A= Y – C – G – I                                                             (1.9)



31  Charles Van Marrewijk, “Basic Exchange Rate Theories”,  Tinbergen Insitute Discussion Paper , Vol. 24, No. 2, 2005, s. 14.
32  Erkılıç, a.g.e., s. 19.

(1.9) eşitliğine göre, dış tica ret açığının iyileşebilmesi için ülkenin ya üretim düzeyini (Y) arttırması gerekir ya  da  yurt içindeki toplam harcama  düzeyini (A) azaltması  gerekir.  Ekonominin  eksik  istihdamda  faaliyet  gösterdiği  durumda  net ihracattaki  artışa  üretim  de  artışla  eşlik  ede bilir.  Ancak  bunun  için  yurt  içi harcamanın üretimdeki  artış oranından  daha  küçük oranda  artması  gerekir.  Diğer taraftan, eğer ekonomi başlangıç durumunda tam istihdam konumunda ise üretim daha  fazla  arttırılamaz  ve  net  ihracatı  art tırabilmenin  tek  yolu  yu rt  içi  toplam harcamayı kısmak olur. Böyle bir durum ise elbette para ya da maliye politikası yoluyla yurt içi harcamanın baskı altına alınmasını gerektirir. Talebin baskı altına alınmasının mümkün olmadığı durumda, D evalüasyonla kazanılan fiyat avantajı, yurt içi  fiyatlar  seviyesinin  ülkeyi  önceki  rekabetçi  konumuna  geri  götürecek  şekilde yükselmesiyle   kaybolur.   Bu   çözümlemenin   sonucu   olarak,   D evalüasyon   gibi harcama kaydırıcı politikaların amaçlanan etkilere sahip olabilesi için mutlaka daha sıkı maliye ya da para politikaları gibi harcama kısıcı politikalarla desteklenmesi gerektiği görüşü kabul görmüştür. Bir başka deyişle, ekonomi tam istihdamdayken yurt   içi   harcama   kısılarak   kaynaklar   serbest   bırakılmalıdır.   Devalüasyondan kaynaklanan  göreli  fiyat  deği şiklikleri,  boşta  kalan  kaynakların  ihracat  sektörüne tahsis edilmesine  ve  harcamanın ithal  mallardan yerli  mallara  kaydırılmasına  yol
açacaktır. 33



1.3.1.3. Mundell-Fleming Modeli


Mundell-Fleming modeli 1962 yılında Robert Mundell ve Marcus Fleming tarafından geliştirilmiştir. Bu model,  bütçe açıklarının faizleri art tırmasından dolayı yurt dışı sermaye girişlerinin hızlanacağını ve ulusal paranın dış değerindeki artış ile birlikte ithalat talebinin genişleyeceğini ve ihracatın yavaşlayacağını ileri sürer ek cari açıkların bu temelde ortaya çıkacağını ve gelişeceğini belirtmektedir.


Mundell-Fleming modelinde izlenen döviz kuru politikasına göre para ve maliye politikalarının mill i gelir ve dış denge üzerindeki etkisi kısa dönemde farklılaşabilmektedir.




33  Tiryaki, a.g.e., s. 4.

Mundell-Fleming  modeli  özünde  klasik  IS -LM  modelinin  açık  ekonomiye uyarlanmış  halidir.  IS -LM  modelinin  açık  ekonomi  uyarlanması  olan  Mundell – Fleming modeline göre kamu açıkları nedeniyle meydana gelen yurt dışı sermaye girişlerinin  reel  kurlar  üzerindeki  b askısı  ya  nominal  kurlar  ya  da  ulusal  fiyat seviyesindeki artışlar ile gerçekleşmektedir. Mundell -Fleming modeline göre, esnek kur sisteminde bütçe açıkları faiz oranlarını artırır, artan faizler ulusal paranın dış değerini  yükseltir;  dış  değeri  artan  ulus al  para  ithalatı  teşvik  ederken,  ihracatı cezalandırıcı  etki  yapar  ve  sonuçta  cari  işlemler   açığı  meydana  gelir.  Sabit  kur sisteminde ise bütçe açıkları reel gelir ya da reel fiyat düzeylerini arttırmaktadır. Bu durumda                      yine      cari   işlemler   dengesi   bozulmakt adır.          Sonuç                                                                  olarak   aktarım mekanizması farklı da olsa hem esnek hem de sabit kur sisteminde bütçe açıkları
nihayetinde cari işlemler dengesi üzerinde etkisi ni göstermektedir. 34



Böylesi durumlarda hükümetler ulusal üreticileri korumak için tarife ya da miktar             kısıtlamalarına   gidebilmektedirler.   Cari    açık   sorununun  yaşanmadığı durumlarda  ise  kamu  maliyesindeki  istikrar  ile  dışsal  denge  uyum  içerisinde bulunmaktadır. Yurt içi yatırımlarda herhangi bir değişimin yaşanmadığı ve kamu harcama disiplinin söz konus u olduğu durumlarda daha düşük bütçe açıklarıyla dış ticaret dengenin daha kolaylıkla sağlanması mümkün olabilecektir. Kamu  açıklarını azaltmadan  yapılan  D evalüasyonlar  ise  dış  dengeyi  sağlayıcı  olmaktan  ziyade enflasyonist eğilimi ortaya  çıkarmaktadır.  Ha tta kamu mali disiplini sağlanmadan nominal kurların çapa olarak kullanılması da cari işlemler açıklarını sürdürülemez konuma  getirebilir.  Bu  yapı,  Arjantin  ve  k imi  Asya  ülkelerinde  olduğu  gibi
ekonomik kriz üretebilecek bir potansiyele de sahip bulunmakta dır. 35



Mundell-Fleming modelinin en büyük eksikliği ise kısa dönemli bir analiz şekli olduğu için, cari açıkla birlikte giriş yapan sermayenin uzun dönemde borç seviyesini   arttırıcı   ve   bunun   süreklilik   kazanması   durumunda   da   cari   açığı



34   Ahmad Zubaidi Baharumshah, Evan Lau ve Stilianos F ountas, “On The Sustainabilty of Current Account Deficits: Evidence form four Asean Countries”, Journal of Asian Economics , 2003, Vol. 14, No 3, s. 7.
35   Erşan Sever ve Murat Demir, “Türkiye’de Bütçe Açığı ile Cari Açık Arasındaki İlişkilerin VAR
Analizi ile İncelenmesi”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi , Cilt 2, No. 1, (Nisan 2007), s. 49.
sürdürülemez duruma getirici etkisini göz ardı etmesi gösterilmektedir.  36  Örneğin genişletici bir maliye politikası uygulanması ilk aşamada ülkenin para biriminin reel olarak  değer  kazanmasına,  dolayısıyla  cari  işlemler  açığına  ve  sermaye  girişine neden olur. Uzun dönemde ise bu durumun sürmesi ülkenin dış yükümlülüklerinin ve dolayısıyla net dış borç servisinin de yükselmesine yol açar. Böyle bir durumda hem dış  borç  servisini  yerine  getirebilmek  hem  de  mevcut  cari  işlemler  dengesini koruyabilmek  için  dış  ticaret  dengesini n  iyileşmesi  gerekmektedir.  Böylelikle  ilk aşamada reel olarak değer kazanan yerli para biriminin zamanla değer kaybetmesi zorunlu   hale   gelmektedir.   Ülkenin   cari   işlemler   konumunun   sürdürülebilirliği konusunu çözümleyebilmek için önemli olan uzun dönemli d inamik etkiler Mundell – Fleming modelinde yer almamaktadır.


1.3.1.4. Dönemlerarası Yaklaşım


Dönemlerarası  yaklaşım,   Buiter,  Sachs,  Obsfeld ,  Svensson  ve  Razin’in çalışmaları sonucunda 1980’li yılların başında gelişmiştir. Dönemlerarası yaklaşım, esneklikler ve toplam harcamalar yaklaşımının bir karışımını yansıtmasının yanında, göreceli                      fiyatların        makro  ekonomik                belirleyicilerini       hesaplamakta,                       cari                   ve gelecekteki fiyatların tasarruf ve yatırımlar üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Gelecekte   meydana   gelecek   verimlilik   artışı,   reel   faiz   oranları   ve   hükümet harcamaları talepleri gibi bekleyişlere dayalı geleceğe dönük hesaplamalardan doğan özel  tasarruf  ve  yatırım  kararlarını,  bazen  de  hükümet  kararlarını  dikkate  alarak
toplam harcama yaklaşımını geniş letmektedir. 37



Dönemlerarası yaklaşımın geliştirilme nedeni,  1973–74 ve 1979–80’de petrol fiyatlarındaki artışları ve dünya sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler sonucunda oluşan  büyük  cari  açıklar  nedeni  ile  geliştirilmiştir.  İlk  petrol  şokundan  sonr a gelişmekte olan ülkelere verilen banka kredilerindeki ani artış, borçlu ülkelerin dış borç düzeylerinin sürdürülemez hale gelmesi endişesi doğurdu. Bu duruma ne Klasik parasal  modeller  ne  de  Keynesyen  modeller  güvenilir  bir  çözüm  getirebildiler.
36  Malcolm   Knight  ve  Fabio   Scacciavilliani,  “Current   Accounts:  What  Is  Their  Revelance  for Economic  Policymaking?”, IMF  Working  Paper , Vol. 71, (Mayıs 1998), s. 6.
37  Obstfeld ve Rogoff, The Intertemporal…, a.g.e., s. 2.
Gelişmekte olan ülkelerin borç düzeylerini değerlendirme ihtiyacı, doğal olarak bir Dönemlerarası optimal cari işlemler açığı görüşüne yol açtı. 38
Jeffrey David Sachs, cari işlemler dengesindeki hareketlerin dinamik bir makro ekonomik model içinde analiz edilme si gerektiğini savunmuştur. Bu duruma göre cari işlemler dengesinin açık veya fazla vermesi hanehalkı, firmalar ve hükümetlerin Dönemlerarası tercihlerinin bir sonucudur. Bunun bu şekilde açıklanmasının sebebi ise cari dengenin açık veya fazla veriyor olma sının net ulusal tasarrufu ya da borçlanmayı gösteriyor olmasıdır. Bu yüzden gelecekteki olaylar hakkındaki bekleyişler, cari işlemler açığı ve fazlasının belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Cari  işlemlere  yatırım   –  tasarruf  açısından  bakacak  ol ursak,  öncelikle tasarrufun  ticaret  hadlerine  nasıl  yanıt  verdiği  sorusuna  yanıt  bulmamız  gerekir. Önceleri   bu   soruya   geleneksel   yanıt   klasik   Harberger -Laursen-Metzler   etkisi içerisinde  veriliyordu.  Farklı  çalışmalarında  Harberger  ve  Laursen -Metzler  ticaret hadlerindeki                           değişmelerin tasarruf  üzerindeki   etkisiyle                    ilgilendiler.            Tasarruf düzeyinin, ihraç edilebilir mallar açısından ölçülen gelir sabit tutulursa, ihracattaki azalmayla          birlikte                     ticaret           hadlerinin          kötüleşmesi                    sonucunda        düştüğünü
varsaymışlardır. 39

Dönemlerarası yaklaşım, ülkelerin dönemler arası bütçe kısıtlamalarına gitmelerini, ekonomide uygulanacak olan tercihlerde sınırlamalar olacağını varsayar. Buna göre ekonomideki harcamaların bugünkü değeri, yurtiçi üretimin bugünkü değeri ile ilk net dış varlık stoku toplamına eşit olmak zorundadır. Eğer ekonomi net dış alacaklı durumunda ve dünya faiz oranı ortalama değerinin üstünde ise bireyler geçici olarak yüksek dış faiz gelirleri karşısında tüketimlerini düzenleyecekleri için, cari  işlemler  hesabı  fazlalık  içinde  olacaktır.  Ekonomi  net  dış  borçlu  ise,  geçici

38   a.g.e., s. 2.
39   Torsten Persson ve Lars E.O. Svensson, “Current Account Dynamics And The Terms of Trade: Harberger-Laursen-Metzler  Two  Generations  Later”  NBER  Working  Pap er  Series,  No.  1129,
1983, (Çevrimiçi) http://www. nber.org/papers/w1129.pdf  (Erişim Tarihi: 14.01.2009),  s. 43-44.
olarak  yüksek  olan  dış  faiz  oranı  ters  yönde  etkiyle  cari  işlemler  açığına  neden olacaktır. 40

Dönemlerarası yaklaşımlar, küçük bir ekonominin basit mal bileşimini ürettiği, tükettiği ve serb estçe ticaret yaptığını varsayar. Aynı zamanda uluslararası aktif değişiminin de serbest olduğu varsayılır. Ülke ekonomilerinin serbestçe diğer ülke ekonomilerine borç verebileceği ya da onlardan borç alabileceğini kabul edilir. Uluslararası tam sermaye ha reketliliği altında, tüketiciler hem yurtiçi hem de yabancı sermaye piyasalarını kullanırlar.
Sachs  yapmış  olduğu  çalışma  gibi  birçok  çalışmada  olduğu  gibi  yaşam döngüsü tasarruf modelini kullanır. Buna göre kişi ilk çalışma yıllarında borçlanır, daha sonra emeklilik dönemi için tasarruf etmeye başlar ve emeklilik yıllar ında ters tutum   sergiler.   Yaşam   döngüsü   hipotezi,   ajanların   ileriyi   görme   yetenek   ve isteklerinin olduğunu varsayar; bu nedenle cari kararlar ileriye dönük kararlar olarak nitelendirilebilir.  Bunun  yanında  dönemler  arası  yaklaşımların  içerisinde  yer  alan modeller, ekonomik ajanların içinde bulundukları ekonomik çevre hakkında çok iyi bir  öngörüye  ve  tam  bilgiye  sahip  olduklarını  varsayarla r.  Bu  durumda  tüketim, dönemler  arası  optimize  edici  bir  yapı  içinde  ele  alınır.   Örneğin  bir  tüketici, dönemler arasında bir bütçe kısıtlaması ile karşı karşıya ise tüketimini bekleyişlere göre ayarlar.

2.         CARİ    İŞLEMLER     DENGESİNİN     MAKRO     EKONOMİK BÜYÜKLÜKLERLE ARASINDAKİ İLİŞKİ




Makro ekonomik hesaplar, ekonominin performansının değerlendirilmesine imkân tanıyan ve bu hesaplar aracılığıyla belirlenen ilişki leri kullanarak ileriye yönelik tahmin ve planlamaya yardımcı olan  bütüncül  bir  sistemdir.  Makro ekonomik hesaplar; Milli Gelir, Ödemeler Dengesi, Para, Kamu Maliyesi ve Fon Akımları Hesaplarını kapsamaktadır. 58

Makro ekonomik hesaplar, ekonomide çok say ıda kişi ve kuruluş arasında geçen  değişimleri  sistemli  ve  ekonomik  analize  imkân  verecek  şekilde  sunmayı amaçlamaktadır.   Ülkedeki   ekonomik   faaliyetlerin   genel   düzeyini   göstermesi bakımından, Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla (GSYİ H) bu hesap sisteminde en çok kull anılan değişkendir. Bir ekonomide,  belirli bir dönemde,  ülkede yerleşik üretim birimleri tarafından   üretilen   nihai   mal   ve   hizmetlerin   değerlerinin   toplamı   GSYİH’yi vermektedir.   Üretim,    harcama    ve    gelir    yöntemleri    kullanılarak    GSYİH hesaplanmaktadır.

Ödemeler dengesi ise bir ülkede yerleşik ekonomik birimlerin dış âlemle ilişkilerini gösteren bir tablodur. Yurtiçinde yerleşik ekonomik birimler bireyler, kuruluş ve devleti kapsamaktadır.


2.1. Ödemeler Dengesinin Milli Gelir Üzerindeki Etkileri


Ödemeler dengesi, mal-hizmet, faktör ve sermaye piyasalarında yurtiçinde ki yerleşiklerin dış âlemle ilişkilerini göstermesi nedeniyle milli muhasebe büyüklükleri üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Bu etkiler, gelir, harcama ve yatırım -tasarruf dengesi açısından üç alt başlıkta incelenecektir.

40   Zafer  Yükseler, “Makro Ekonomik Hesaplar ve Ödemeler Dengesi”, (Çevrimiçi ) http://www.dpt. gov.tr/DocObjects/Download/3221/ odemeler.pdf, (Erişim Tarihi: 21.03.2009), s. 1.

2.1.1. Gelir Açısından Etkileri


Mal ve hizmet ihracat ve ithalatı, dış âlem faktör gelirleri ve karşılıksız resmi ve  özel  transferlerin  varlığı,  GSYİH,  GSMH  ve  Harcanabilir  Milli  Gelir   (HMG) hesaplarını etkilemektedir. Bilindiği gibi GSYİH milliyet farkı gözetmeksizin ülkede yerleşik  üretim   birimleri   tarafından  üretilen  nihai   mal                                                                                              ve   hizmetleri   dikkate almaktaydı.  Buna  karşın  GSMH  milliyet  esasını  dikkate  alarak,  milli  üretim faktörlerinin yurtdışında elde ettikleri geli rleri ve yabancı üretim faktörlerine yapılan
ödemeleri de kapsamaktadır. Bu ilişkiler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:  59



Y = Yd + NFI                                                                                         (2.1)

Y: GSMH, Yd: GSYİH.
NFI: Net Dış Âlem Faktör Gelirl eri,


Milli gelir hesaplarında, ödemeler dengesinde yer alan kalemler net dış âlem faktör gelirlerini oluşturmaktadır. Bunlar; İşçi Gelirleri (+), Faiz Gelirleri (+), Girişimci Hizmet Gelirleri (+), Faiz Ödemeleri ( -), Kâr Transferleri (-)’dir.


Net dış âlem faktör gelirleri tanımında yer alan ilk üç kalem yurtdışından elde edilen faktör gelirleridir ve GSMH’yi artırıcı etkide bulunurken; faiz ödemeleri ve kâr transferleri yurtdışına yapılan faktör öde melerini oluşturmakta ve GSMH’yi azaltıcı etkide bulun maktadır.


Net dış âlem faktör gelirleri tanımında yer almayan, ödemeler dengesindeki diğer özel ve resmi karşılıksız transferlerden cari transfer niteliğinde olanların  HMG hesabında  dikkate  alınması  gerekmektedi r.  Bilindiği  gibi  Milli  Gelir  (Safi  Milli Hâsıla),  GSMH’den  amortismanların  düşülmesi  ile  elde  edilmektedir.   HMG’ye ulaşmak için, Milli Gelire yurtdışından elde edilen karşılıksız cari transferlerin ilave edilmesi   ve   yurtdışına   transfer   edilen   karşılıksız   cari   transferlerin   düşülmesi gerekmektedir. Bu ilişki ise şöyledir;

Yni = Y – d                                                                                            (2.2)

Ysdi = Yni + NKCT                                                                                (2.3)


Yni: Milli Gelir, d: Amortismanlar,
Ysdi: Harcanabilir Milli Gelir,

NKCT:  Net Karşılıksız Cari Transfer Gelirleridir.



Gayrisafi Harcanabilir Gelir ( Ydi )  söz konusu olduğunda, GSMH’ye sadece Net Karşılıksız Cari Transfer Gelirlerinin ilave edilmesi gerekmektedir.


Karşılıksız transferlerin cari veya sermaye transferi ayrımı tasarrufların doğru hesaplanması açısından önem ta şımaktadır. Cari ve sermaye transferi ayrımı konusunda belirsizlik olmasına karşın, genelde özel karşılıksız transferlerin  cari, resmi karşılıksız transferlerin ise sermaye transferi olduğu varsayılmaktadır.


Net dış âlem faktör gelirleri içinde yer alan işçi gelirlerinin özel karşılıksız transfer gelirleri içinde yer alması yönünde de görüşler bulunmaktadır. Örneğin, göçmen işçiler çalıştıkları ülkede yerleşik olarak kabul ediliyorsa, ülkeye gönderdikleri dövizler dış âlem faktör geliri yerine özel karşıl ıksız cari transfer geliri olarak kabul edilmektedir.


Makro ekonomik büyüklüklerin sabit fiyatlarla hesaplanması pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Özellikle dış âlemle ilişkiler,   mal  - hizmet – faktör gelir ve giderlerinin sabit fiyatlara dön üştürülebilmesi için uygun fiyat endekslerinin bulunması sorununu daha da güç hale getirmektedir. Ayrıca, sabit fiyatlarla gelir ve tasarrufların       daha     gerçekçi        hesaplanabilmesi             için      dış                      ticaret hadlerindeki değişmelerin   GSYİH ve     yurtiçi   tasarruf    büyüklükle rine                      yansıtılması      da
gerekmektedir. 60



2.1.2. Harcamalar Açısından Etkileri


Kapalı  bir  ekonomide  GSYİH,  GSMH’ya   eşit  olmakta;  elde  edilen  gelir tüketim ve yatırım harcamalarında kullanılmaktadır. Kısaca;

Y = Yd = Cp + Cg + Ip + Ig                                                                  (2.4)



Y: GSMH, Yd:  GSYİH,
Cp: Özel Tüketim, Cg: Kamu Tüketimi, Ip: Özel Yatırım,
Ig: Kamu Yatırımı,


Açık bir ekonomide GSYİH ile GSMH arasında net dış âlem faktör gelirleri nedeniyle fark oluşmakta; ekonomide üretilen m alların bir kısmı ihraç edilirken, yurtiçi harcamaların bir bölümü de ithal mallara yapılmaktadır. Bu durum yukarıdaki özdeşliğin aşağıdaki şekilde değişmesine yol açmaktadır;


Yd + NFI = Y = Cp + Cg + Ip + Ig + X – M + NFI                               (2.5)



X: Mal ve Hizmet İhracatı, M: Mal ve Hizmet İthalatı,


Mal ve hizmet ihracatı, yabancıların yurtiçi üretimden aldıkları bölüm için yaptıkları harcamayı gösterdiğinden, tüketim ve yatırım harcamalarına ilave olarak yukarıdaki özdeşlikte pozitif bir kale m olarak yer almaktadır. Mal ve hizmet ithalatı ise kısmen ara malı olarak yurtiçinde üretilen mal ve hizmetlerin değeri içinde yer almakta, kısmen de nihai mal olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle, çift saymayı önlemek için mal ve hizmet ithalatı yukarıda ki özdeşlikte negatif kalem olarak yer
almaktadır. 61



2.1.3. Yatırım-Tasarruf Dengesi Açısından Etkileri


Bir ekonomide, gelirin tüketilmeyen bölümü tasarruf edilmekte ve yatırımların finansmanında kullanılmaktadır. Kapalı bir ekonomide, özel ve kamu

kesimi  tasarruflarından  oluşan  yurtiçi  tasarruflar  kamu  ve  özel  kesim  yatırımları toplamına eşit olmaktadır.


Sd = Sp + Sg = Ip + Ig                                                                          (2.6)


Sd: Toplam Yurtiçi Tasarruflar Sp: Özel Tasarruflar
Sg: Kamu Tasarruf


Açık bir ekonomide, dış âlemle ilişkiler nedeniyle, yatırımlarla yurtiçi tasarruflar arasındaki eşitlik ortadan kalkmaktadır. Cari  işlemler  dengesinin  açık veya fazla vermesine bağlı olarak yatırımlar yurtiçi tasarrufların üzerinde veya altında olabilmektedir. 62 Bu durumda;

S = Sd + Sf = Sp + Sg + Sf = Ip + Ig                                                    (2.7)


S: Toplam Tasarruflar

Sf: Dış Tasarruf ( Dış Kaynak )


Cari    işlemler    dengesi,    karşılıksız   sermaye   transferlerinin   olmaması durumunda dış tasarruflara eşit olmaktadır.

CAB = X – M + NFI + NKCT = Sf                                                         (2.8)



NKCT: NKT

CAB: Cari İşlemler Dengesi

NKCT: Net Karşılıksız Cari Transferler NKT: Net Karşılıksız Transferler


Cari işlemler dengesinin açık vermesi ekonominin gelirinden fazla harcama yapmasına imkân ve rmekte ve ortaya çıkan cari işlemler açığı ise sermaye girişi veya rezerv azalışı ile finanse edilmektedir. Ekonomide gelirden az harcama yapılması durumunda cari işlemler dengesi fazla vermekte ve bu fazla sermaye ihracı veya rezerv artışında kullanılmakt adır.

Yukarıdaki açıklamalardan da görüldüğü gibi ödemeler dengesinin cari işlemler hesabı ile makro ekonomik büyüklükler arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Bu durum, sermaye hareketlerinde gözlenen hızlı liberalleşmeden önce, iktisatçıların cari i şlemler dengesine verdikleri öneminde bir göstergesini oluşturmaktadır.


2.2.  Büyüme ve Cari Denge Arasındaki İlişki


Büyüme,  belirli  bir  amaç  doğrultusunda,  birçok  bakımdan  ölçülebilen  ve çoğunlukla  ekonomideki  üretim  kapasitesinde  yaşanan  artışı  ifade  et mek  için kullanılan bir kavramdır. Ekonomik büyüme, toplam sanayi ürünü olar ak büyüme, GSMH ve/veya GSYİH’de ki artış veya kişi başına düşen ürün miktarındaki artış şeklinde  birçok  bakımdan  ölçülebilir.  Ekonomik  büyümenin  ölçüm  yollarından hangisinin daha verimli olduğu ise ölçümün hangi amaçla yapıldığına bağlıdır.


Büyümenin sürdürülebilir olup olmadığı cari işlemler açığının sürdürülebilir olup olmadığı ile ilişkilidir. Cari işlemler dengesi ile büyüme arasındaki ilişkinin ana kaynağı, milli gelir seviy elerinde meydana gelen artışların iç talepte meydana getirdiği yükselmelerdir. Buna göre iç talepte meydana gelen yükselmeler ithalatı arttırmakta, buna bağlı olarak dış ticaret dengesinde yaşanan  bozulmalar  da  cari açığın oluşmasına neden olmaktadır. İtha lat artışı iki nedenden kaynaklanmaktadır. Birincisi, tüketim mallarına olan  talebin  yeterince  karşılanamaması  bireylerin yabancı mallara yönelmesine neden olmaktadır. Kriz dönemlerinde ertelenmiş olan tüketim harcamalarının istikrarla birlikte yüksek bir ivmeye ulaşması da tüketim malları ithalinin miktar olarak artışını daha da hızlandırmaktadır. İkincisi ise ihracat sektörünün ithalata bağlı olmasıdır. Özellikle krizler sırasında ülke parasının devalüe edilmesi, ihracat eğilimini arttırırken, ihracat se ktörünün yatırım ve ara malı ithaline bağımlı olması ithalatın artmasına neden olmaktadır. İhracatın ithalata  bağımlı olması, ithalatta beklenen kısılmaların gerçekleşmemesine neden olurken ihracat artışının yarattığı gelir etkisi de iç talebi arttırmak s uretiyle yurt içi üretim olanaklarına bağlı olarak daha fazla ithalatı teşvik etmektedir.


Türkiye’de 1994 yılında yaşanan ekonomik krizden sonra ihracat artmış, düşük  maliyetli  işgücü  sağlanmış  ve  üretim  artışı  gerçekleştirilmiştir.  Krizi  takip

eden yıllarda bu artışın hızı yavaşlamış, üretim ve istihdam olanakları yaratılmamış ve ülkeye  spekülatif  sermaye  girişi başlamıştır. 1999 yılında  depremin yol açtığı hasarın etkisi ile büyüme hızlanarak negatif düzeye inmiştir. GSMH, 2 000 yılında tekrar artarak %6,1 seviyesine ulaşmış aynı yıl büyümenin artmasına bağlı olarak cari işlemler açığı da hızla yükselmiştir.


Üretimde ise istihdam olanakları ihmal edilmiş ve  2001 yılında bir kriz daha yaşanmıştır.  Bu  krizden  sonra  1995  yılında  olduğu  gibi  ekonomi  tekrar  hı zlı  bir büyüme  ivmesi  gerçekleştirmiştir.  Tablo  (1)’de  görüldüğü  üzere  krizin  yaşandığı 2001 yılından sonra GSYİH oranında gözle görülür bir artış yaşanmı ş fakat bu artış, 2008  yılının  ikinci  çeyreğinde  imalat  sanayinde  başlayan  düşüş  ve  küresel  mali krizinde etkisiyle ciddi anlamda azalma göstermiştir.

Tablo 1. GSYİH Oranları, Cari Denge ve Cari Açık/GSYİH  (1999–2008)

(Milyon ABD Doları)
YILLARGSYİH Büyüme Oranları (%)Cari İşlemler DengesiCari Açık/GYİSH (%)
1999
-3,4
-1,344
0,5
2000
6,8
-9,819
3,9
2001
-5,6
3,390
-1,7
2002
6,2
-1,522
0,6
2003
5,2
-8,037
2,7
2004
9,4
-15,604
4,0
2005
8,4
-23,157
4,8
2006
6,9
-31,893
6,0
2007
4,7
-38,217
5,8
2008
1,1
-41,400
5,6

Kaynak: TCMB ve IMF.



Cari işlemler açığı yıllara bağlı olarak yüks elen bir eğilim sergilemiş ve 2008 yılında 2005 yılındaki mevcut cari işlemler açığı düzeyinin ortalama olarak iki katına ulaşmıştır. Kriz dönemlerinde oldukça düşük düzeylerde seyreden büyüme oranları 2004 yılında zirveye ulaşarak yüksek cari açıkları da beraberinde getirmiştir.

Türkiye, tarihi boyunca borçlanabildiği sürece ekonomik büyümesini azamiye çıkarmaya çalışmış bir ülkedir . Sürdürülebilir, istikrarlı bir büyüme yerine, riskleri göz ardı ederek büyümeye öncelik veren bir ülke dir. O nedenle de, ekonomik büyümede çok ciddi kesintiler yaşamış bir toplumdur . Yani, kredi limitlerini sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyen bir ülkedir . 63


Türkiye’nin yıllar itibariyle cari açık -büyüme ilişkisine bakıldığında, cari işlemler açığının büyümenin sonucu olara k ortaya  çıktığını, son yıllarda  ise büyümenin cari işlemler açığının nedeni haline geldiği belirtilmiştir . Çalışmaya göre, Türkiye, 2006 yılının ilk çeyreğinde 100 dolarlık büyüme için 94 ,3 dolar cari açık verirken, 2005 yılında 100 dolarlık büyüme için 3 7,8 dolar, 2004 yılında 25,90 dolar
açık vermiştir. 64



Türkiye’de 2002 yılından sonra önemli bir iç talep  genişlemesi gerçekleşmiştir. Bunun sonucu o larak da 2004 yılında GSMH % 9,9 oranında artarken, cari işlemler açığı GSMH’ni n %5’ine ulaşmıştır. Bu dönem de Türkiye ekonomisi de kendi kaynaklarının çok üzerinde büyümüş ve spekülatif sermaye hareketlerine bağımlı hale gelmiştir.


2.3.  Bütçe Açığı ve Cari Denge Arasındaki İlişki


Kamu harcamalarının, kamu gelirlerinden fazla olması durumuna bütçe açığı denir. Bir ekonomide kamu kesimi çeşitli birimlerle temsil edilir. En geniş tanımı ile kamu kesimi: Konsolide bütçe, Yerel yönetimler bütçeleri, Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) bütçeleri, Sosyal sigortalar bütçeleri ve Fonlardan oluşur. Devlet bu beş birimden gelir toplar ve harcama yapar. Bu beş birimde gelir -gider dengesi, kamu kesimi dengesini verir. Oluşan bu kamu kesimi dengesinin açık vermesi kamu kesimi finansman gereği ya da bütçe açığı olarak bilinir.


Birçok ekonomist ve politikacı, ekonomide uzun dönem m akro ekonomik dengelerin korunmasının  cari işlemler açıkları ile bütçe açıklarının kontrol altında

63   Erdal  Kumcu,  “Yü ksek Cari  Açıkla  Sürdürülebilir  Büyüme”,  (Çevrimiçi)  http://hurarsiv.hurriyet . com.tr /goster/haber.aspx?id=288384&yazarid=7 , (Erişim Tarihi: 22.04.2009).
64   ATO, “Türkiye 100 Dolarlık Büyüme İçin 94.3 Dolar Cari Aç ık Veriyor”, (Çevrimiçi) http://www.
atonet.org.tr/yeni/index.php?p=763&l=1 , (Erişim tarihi: 12.04.2009).

tutulmasına  bağlı  olduğuna  inanmaktadırlar.  Bu  gerekliliğe  rağmen  hem  gelişmiş hem  de  gelişmekte  olan  ülkelerde  bu  durum  genellikle  zor   yerine  getirilen  bir olgudur. Bazı ülkeler geleneksel biçimde ya da yasal s ınırlamalar ile mevcut açıkları sürdürmeye çalışmaktadırlar.   Özellikle 1980’li yıllardan itibaren başta ABD olmak üzere diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bütçe açığı ve cari açık problemiyle karşı karşıya  gelmeleri ikiz açıklar üzerinde  araştırmaların   yoğunlaşmasına  neden olmuştur.  Çeşitli  incelemeler  sonucunda  iki  açık  arasında  pozitif  ilişkinin  varlığı tespit edilmiş ve  bu “ikiz açık” hipotezi olarak adlandırılmıştır.  Öte  yandan bazı çalışmalarda  bu  ilişkinin  yönü  ve  varlığı  konusunda  çok  farklı  sonuçlar  elde edilmiştir.  Bazı  araştırmalarda  bütçe   açıklarından  cari  açıklara  doğru  ilişkinin varlığından söz edilirken, bazılarında cari açıklardan bütçe  açıklarına doğru tek yönlü ilişkinin   olduğu   tespit   edilmiştir.   Bazı   incelemelerde   ise   çift   yönlü   ilişkiye rastlanmıştır. Ayrıca iki açık arasında herhangi bir ilişkinin bulunmadığı şeklinde bulgular   da   elde   edilmiştir.   Kuşkusuz   burada   ülkelerin   içerisinde   bulunduğu ekonomik şartların ilişkinin yönün ün belirlenmesindeki en önemli unsurlardan biri olduğu söylenebilir. Tüm ülkelerde olduğu gibi  Türkiye’de de bütçe açığı ve cari
açık sorunları uzun zamandır varlığını korumaya devam etmektedir. 65

Bütçe açığı ile cari işlemler açığı arasındaki ilişkinin t eorik temelini milli gelir özdeşlikleri yansıtmaktadır. 66 Buna göre:

MG = C + I +  G + X – M = C + S + T                                               (2.9)

(2.9) numaralı eşitlik durumunda milli gelir akımına katkılar ile milli gelir akımından sızıntılar birbirine eşit olacaktır.

I + G + X = S + T + M                                                                        (2.10)

Burada C tüketim harcamalarını, I yatırım harcamalarını, G devletin mal ve hizmet  alımlarını,  X  mal  ve  hizmet  ihracatını,  M  mal  ve  hizmet  ithalatını,  S

65    Sever ve Demir, a.g.e., s. 47.
66   Ahmet Ay vd., “Bütçe Açığı-Cari İşlemler Açığı Arasındaki İlişki: Türkiye Örneği (1992 -2003)” (Çevrimiçi)     http://www.sosyalbil.selcuk.edu.tr/sos_mak/articles/2004/12/AAY  -ZKARACOR-MM
tasarrufları, T ise vergileri ifade etmektedir.  (2.10) numaralı özdeşlikten hareketle, bütçe açığı ile ticari açık arasındaki ilişkiyi şu şekilde belirtmek mümkündür:

X – M = (T – G) + (S – I)                                                                    (2.11)
TD = BD + SD                                                                                    (2.12)
Burada TD mal ve hizmet ihracatı ile ithalatı arasındaki farkı yansıtan cari işlemler açığını, BD kamu gelirleri ile kamu harcamaları arasındaki farkı yansıtan bütçe açığını ve SD özel kesim tasarrufları ile yatırımları arasındaki farkı yansıtan tasarruf açığını temsil etmektedir.

(2.11) numaralı özdeşlik, iki taraf arasındaki eşitliği göstermektedir. Özdeşliğin sol tarafında ticari açık, sağ tarafında bütçe ve tasarruf açıkları yer almaktadır. Açıklar arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi, çift yönlü bir analizin yapılmasını gerektirmektedir. Bu  analizlerden en çok kullanılan da ikiz açık olarak
isimlendirilen bütçe açığı ile ticari açık arasındaki ilişkidir.  67



Keynesyen teoriye göre genişletici bir maliye politikası ile kamu harcamalarının artırılması veya vergi oranlarının düşürülmesi öncelikle harcanabilir gelir miktarını artırarak tüketim harcamalarını tetiklemektedir. Bu noktada ithalat da hızla artarak cari işlemler dengesi üzerinde baskılar oluşturmaktadır. Öte  yandan bütçe açıklarıyla m ücadelede tasarruf artışı ve dış borçlanma yerine yoğun olarak ulusal piyasadan borçlanma seçeneğinin kullanılması özellikle gelişmekte olan ülkelerde faiz oranlarının yükselmesine yol açmaktadır. Tasarruf düzeyinin yetersiz olduğu kamu açıklarının ve ekonomik büyümenin finansmanında alternatif kaynakların son derece kısıtlı olduğu ilgili ülkelerde faizler kamu kesiminin iç piyasadan  yoğun  borçlanması  ile  bir  dışlama  etkisi  meydana  getirerek  yatırım-
tasarruf dengesinin bozulmasına da yol açmaktadır. 68

Yurt içi yatırımların ve yabancı tasarrufların yüksek bütçe açıklarına vermiş oldukları    tepkiler    özellikle    küreselleşme    süreciyle    birlikte    artan    sermaye

67   a.g.e., s. 77.
68  Y. T. Ghebreselassie ve P. Burger, “Twin Deficit Problems in Developing Countries: The Case of Eritrea”, Economic Working Paper Series , Paper No. 3, 2005, s. 3.

hareketliliğine  göre  de  şekillenmektedir.  Ülkede   sermaye  akışkanlığının  yüksek seviyede   olması   durumunda   ul usal   faiz   oranlarının   bütçe   açıkları                           karşısında göstereceği tepki nispi olarak daha zayıf olmaktadır. Bu bağlamda yurt dışı sermaye girişlerinin  bütçe  açıklarının  finansmanı  konusunda  ulusal  tasarruflar  üzerindeki baskıyı hafifletici yönde bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Böylece bütçe açıkları nedeniyle artan faizlerin yatırımları  dışlaması da daha düşük düzeyde gerçekleşmiş olacaktır. 69
IS-LM modelinin açık ekonomi uyarlaması olan Mundell -Fleming modeline göre kamu açıkları nedeniyle meydana gelen y urt dışı sermaye girişlerinin reel kurlar üzerindeki  baskısı  ya   nominal  kurlar  (esnek  kur  sistemi)  ya  da  ulusal  fiyat seviyesindeki  artışlar  (sabit  kur  sistemi)  ile   gerçekleşmektedir.  Mundell -Fleming modeline göre, esnek kur sisteminde bütçe açıkları faiz  oranlarını artırır, artan faizler ulusal  paranın  dış  değerini  yükseltir,  dış  değeri  artan  ulusal  para  ithalatı   teşvik ederken, ihracatı cezalandırıcı etki yapar ve sonuçta cari açıklar meydana gelir. Sabit kur sisteminde ise bütçe açıkları reel gelir ya da  reel fiyat düzeylerini artırmaktadır. Bu  durumda  yine  cari   işlemler  dengesi  bozulmaktadır.  Sonuç  olarak  aktarım mekanizması farklı da olsa hem esnek hem  de sabit kur sisteminde bütçe açıkları nihayetinde cari işlemler dengesi üzerinde etkisini  göstermektedir. 70
Cari açıkların bütçe açıklarını tek yönlü olarak tetiklediği  yönündeki görüşlerde mevcuttur. Buna göre cari işlemler hesabında ortaya çıkan açıkların büyümeyi olumsuz yönde etkilemesi bütçenin açık vermesine neden olabilmektedir. Bu durumun genelli kle gelişmekte olan ülkelerde daha etkili olduğu savunulmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerin, ekonomilerini kalkındırmaları için yeteri kadar iç tasarruf sağlayamamaları, ülkenin, sıcak paraya olan ihtiyacını daha çok arttırmaktadır. Ülkeye giriş yapan sı cak paranın verimli kullanılmaması sonucunda daha çok dış borçlanmaya ihtiyaç duyulacak ve faiz oranlarının yükselmesi konusu
69   Ahmad Zubaidi Baharumshah ve Evan Lau, “Budget and Current Account Deficits in SEACEN Countries: Evidence Based on t he Panel Approach”, (Çevrimiçi) http://econwpa.wustl.edu:80/eps/if/papers/0504/0504002.pdf , (Erişim Tarihi: 21.03.2009), s. 10.
70    Sever ve Demir, a.g.e., s. 48.
üzerinde baskı yaşanacaktır. Artacak olan faiz oranlarının kur üzerinde yapacağı baskılardan dolayı ihracat sektörü bu durumdan ol umsuz yönde etkilenecektir. Bunun sonucunda ülkenin dövize olan ihtiyacının giderilmesi konusunda önemli bir konumda bulunan ihracat sektörünün bu durumdan negatif bir şekilde etkilenmesi ülke açısından önemli bir husustur.
 Ayrıca iktisat yazınında iki yö nlü nedensellik ilişkisinin ortaya çıkabileceği şeklinde görüşler de bulunmaktadır. Başka bir ifade ile bütçe açıkları  cari dengesizliğin nedeni olabileceği gibi, meydana gelen cari açıklar  da  bütçe dengelerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Türkiye’de bütçe açığı ve cari açık arasındaki ilişkinin analiz çalışmalarında, devlet borçlanma senetleri, bütçe dengesi ile birlikte ticaret dengesini de etkilediği ve bütçe açıklarının finansmanı konusunda faiz oranlarının belirlenmesinde önemli etkenlerden biri olmuştur. 71
Akbostancı ve Tunç, 1987–2001 dönemi için eş bütünleşme ve hata düzeltme modeli kullanarak bütçe açıkları ve ticaret açıkları arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. İnceleme sonucunda hem uzun dönem hem de kısa dönem için kamu borçlanmalarının ticaret dengesini bozucu etki yaptığı görülmüştür . 72

2.4.  Dış Ticaret ve Cari Denge Arasındaki İlişki


Dış Ticaret, malların ve sermayenin ulusal sınırların dışına akışıyla ilgilidir. İhracat ve ithalat olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.  İhracat,  üretimi gerçekleştirilen bir malın o ülkenin mevzuatına uygun bir şekilde  başka  bir ülkeye gönderilip, bedelinin yurtiçine  getirilmesidir.  İthalat  ise,  bir  malın bedelinin ödenerek yurtiçine getirilmesidir. İhracatta para akışı içeri, mal  akışı dışarı  doğrudur.
71  Ahmet Zengin, “The Twin Deficits Hypothesis (Turkish Case)”, (Çevrimiçi )   http://www.opf.slu.cz
/vvr/akce/turecko/pdf/Zengin.pdf  , (Erişim Tarihi: 23.03.2009), s. 226.
72   Elif Akbostancı ve Gül İpek Tunç, “Turkish Twin Deficits: An Error Correction Mode l Of Trade Balance”, ERC Working Paper , Paper No. 6, (Mayıs 2002), s. 13.
Dış ticaret, cari işlemler hesabının en önemli kalemlerinden biridir. Cari işlemler dengesinin oluşmasında büyük bir paya sahip olan ihracat ve ithalat oranları dış ticaret dengesini verir. Gelişmiş ve genellikle gelişm ekte olan ülkeler başta olmak üzere gözlenen, cari açıkların oluşmasının altında dış ticaret açıkları yatmaktadır. Bu yüzden dış ticaret ile cari açık arasında pozitif yönlü bir ilişki söz konusudur.

Türkiye’de cari açığın nedeni dış ticaretteki açıklard ır. Dış ticaret haddindeki bu   uyumsuzluk   genel   anlamda   ithalatın   ara   malı   ve   sermaye   malı   ağırlıklı olmasından  kaynaklanmaktadır.  Bundan  dolayı,  ithalat  ile  sanayi  üretimi,  imalat sanayi kapasite kullanım oranları ve ihracat arasında yakın bir ilişki söz k onusudur. Yani  üretimdeki  artma  ya  da  azalma  ithalat  hacmini  bu  da  dış  ticaret  dengesini doğrudan etkilemektedir. İhracat ve ithalat arasındaki dengesizlikten kaynaklanan dış ticaret açıklarının bir diğer nedeni, reel faizin yükselmesiyle ülkeye giren sıca k para döviz kurlarının düşmesine ve TL’nin değer kazanmasına ve tüketicinin iç piyasadan karşılayamadığı  veya  tercih  etmediği  ihtiyaçlarını  ithal  etmesidir.  Değerlenen  TL yüzünden ara malı ve sermaye malı ithalatçıları da bu döngüye dâhil olup yukarıda belirtilen durum daha anlaşılır bir hal almış olur. Yani, Türkiye’nin üretimindeki ithalata olan aşırı bağımlılığı, ara mallarının ithalatına dayalı bir ekonominin ortaya çıkmasına,  düşen  döviz  kurlarına  ve  hızlı  büyüme  ile  birlikte  ithalatın  artmasına neden  olmuştur.  Bu  durumun  tam  tersi  bir  durum  söz  konusu  olduğunda,  yani ülkeden  kısa  vadeli  spekülatif  sermayenin  (sıcak  para)  çıkması,  döviz  kurundaki yükselmeyle  birlikte  TL’nin  değer  kaybetmesine  ve  ihracat  artarken  ithalatın azalmasına neden olur.

Tablo (2)’ deki verilerine göre cari işlemler açığındaki tırmanış özellikle ara malların ithalatının yükselmesine bağlı büyümeden kaynaklanmaktadır. Yani, Türkiye’nin üretimindeki ithalata olan aşırı bağımlılık, ara malların ithalatına dayalı bir ekonominin orta ya çıkmasına, 2002 ile 2008 yılları arasında düşüş gösteren döviz kurunun da etkisi, hızlı büyüme ile birlikte ithalatın da artmasına yol açmıştır.

Tablo 2.  İhracat,   Mal Gruplarına Göre İthalat Dağılımı ve Cari Açık (1999 –2008)

(Milyon ABD Doları)
Yıllarİthalatİhracat
Yatırım Malı İthalatı
Ara Malı İthalatı
Tüketim Malı İthalatı
Cari Açık
199940,47126,5878,73026,5715,064-1,344
200054,50227,77411,36536,0106,928-9,920
200141,39931,3346,94030,3013,8133,717
200251,55336,0598,40037,6564,898-626
200369,33947,25211,32649,7357,813-8,037
200497,53963,16717,39767,54912,100-14,431
2005116,74473,47620,36381,86813,975-22,137
2006139,57685,53423,34799,60416,116-31,893
2007170,062107,27127,054123,63918,694-38,233
2008201,960131,96528,028151,74421,489-41,400

Kaynak: TCMB ve TUİK.

1999–2008  dönemine  ait  yatırım,  ara  malları  ve  tüketim  mallar ı  toplam ithalatına  bakıldığında  toplam  ithalat  rakamları  2008  yılında,  1999  yılına  oranla yaklaşık 5 katı bir artış gösterdiğini ve bu dönem de Türkiye ekonomisinin ithalata bağımlı  bir  ülke  olduğu  görülmektedir.  Tablo  (2)’de  görüleceği  üzere  ithalattaki yükselmenin en önemli nedeni petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının ara malı ithalatının  yıllar  itibariyle  toplam  ithalat  içindeki  payının  giderek  yükselmesidir. 1999 yılında 26,5 milyar dolar olan ara malı ithalatı, 2008 yılında % 471 gibi yüksek bir  düzeyde  artış  göstererek  151,7  milyar  dolar a  yükselmiştir.  Toplam  ithalat içerisinde yatırım mallarının payı  1999 yılı için %21,5 iken 2008 yılında bu oran
%13,8’e gerilemiştir. İthalata yönelik bir diğer sorun ise tüketim malları ithalatının yıllara bağlı olarak  hızla artmasıdır. Bu durum aslında iç  talepte meydana gelen genişlemeden kaynaklanmaktadır.

1999 yılında 5 milyar dolar olan tüketim malı ithalatı 2008 yılına gelindiğin de 21,4 milyar dolara ulaşarak %324 gibi önemli bir seviyede artış göstermiştir. 1999 yılındaki toplam ithalat rakamları 2008 yılında gerçekleşen toplam ithalat  rakamının
%20’si düzeyindedir. On yıllık süreç içerisinde ithalatın hızla yükselmiş olması buna bağlı olarak cari açık ortaya çıkmıştır.
Cari işlemler dengesi 2001 krizinden sonra sürekli açık vermeye başlamıştır. 2001 yılında cari işlemler dengesi 3,717 milyar dolar fazla verirken, 2008 yılındaki cari işlemler dengesi ise 41,400 m ilyar dolar açık vermiş ve rakamlar a rasındaki artış oranı ise %1214 düzeyinde gerçekleşmiştir. 2009 yılının ilk üç ayında ise uluslararası konjonktürdeki gelişmelere bağlı olarak cari işlemler dengesi fazla vermiştir.

Tablo 3. Dış Ticaret Göstergeleri (1999–2008)

(Milyon ABD Doları)
Yıllar
İhracat
İhracat Değişim Oranı (%)


İthalat
İthalat Değişim Oranı (%)
Dış Ticaret Hacmi
İhracatın İthalatı Karşılama Oranı (%)


Cari Açık199926,587
-1,4
40,471-11,467,058
65,5
-1,344200027,774
4,5
54,50234,082,276
51,0
-9,920200131,33412,841,399-24,072,733
75,7
3,717200236,05915,151,55324,587,592
69,9
-626200347,25231,069,33934,5116,591
68,1
-8,037200463,16733,797,53940,7160,706
64,8
-14,431200573,47616,3116,74419,7190,220
62,9
-22,137200685,53416,4139,57619,5225,110
61,3
-31,8932007107,27125,4170,06221,8277,333
63,1
-38,2332008131,96523,0201,96018,7333,925
65,3
-41,400


Kaynak: TCMB ve TUİK.

Tablo (3)’teki verilere göre 1999 –2008 döneminde Türkiye’de ihracatın artmasına bağlı olarak ithalat da hızla artmış ve ihracatın ithalatı karşılama oranı 2001 yılından 2006 yılına kadar olan sürede düşüş göstermiştir. 2007 ve 2008 yılında bu oran yükselmiştir. 2000 yılın da ithalattaki artış oranı % 34 olup, ihracattaki artış oranını geçmiştir. Buna bağlı olarak dış ticaret hacmi yükselmişti r. 1999 yılında 26,5 milyar dolar olan ihracat rakamı, 2008’de % 396 artış göstererek 131,9 milyar dolarına yükselmiştir. 1999 –2008 dönemi dış ticaret hacmi ise % 397 artışla 333,9 milyar dolar olmuştur.

3.  TÜRKİYE EKONOMİSİNDE CARİ AÇIK


Türkiye ekonomisinde cari işlemler dengesizli ğinin ortaya çıkmasına neden olan  birçok  etken  bulunmasının  yanında  ülkenin  dış  borçlarındaki  artışın  altında yatan  temel  sorunun  ödemeler  dengesi  alt  kalemi  olan  cari  işlemler  hesabından kaynaklandığı genel kabul gören bir görüştür. Fakat b u görüşe karşın sorunun sadece Ödemeler bilânçosundan kaynaklanmadığı söylenebilir. Türkiye ekonomisinin 1980 öncesi ve sonrası dönemlerinin verilerine bakıldığında cari işlemler dengesizliğ ini yaratan çok sayıda fa ktör mevcuttur. Bu yüzden cari i şlemler dengesini etkileyen bu faktörlerin nasıl etkide bulunduklarını anlamak açısından   cari işlemler dengesinin Türkiye ekonomisi için veri kaynaklarının neler olduğunun, 1980 öncesi ve 1980 sonrası dönemlerin incelenmesinde yarar vardır.

3.1. Cari İşlemler Dengesinin Türkiye Uygulaması ve Veri Kaynakları


Türkiye’nin ödemeler dengesi istatistikleri, IMF’nin tüm üye ülkeleri  için tavsiye niteliğinde öngördüğü ve çalışmanın birinci bölümde özetlenen uluslararası standart ve ilkelere dayanmaktadır. 1975 yılına kadar Maliye Bakan lığı tarafından derlenen Türkiye’nin öd emeler dengesi istatistiklerini 1975 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) derlemeye başlamıştır. Ödemeler dengesi istatistiklerinin başlıca kaynaklarını;
—    TCMB ve Türkiye’de yerleşik bankalar ın dövizli işlem raporları,
—         Türkiye  İstatistik  Kurumu  (TÜİK)  tarafından  yayınlanan  dış  ticaret istatistikleri,
—        TÜİK’  ten  sağlanan  mal  ticaretine  ilişkin  navlun  ve  sigorta  gelir  ve giderleri,
—   T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, TÜİK, T.C. Merkez Bank ası tarafından yürütülen anketler,
—    Kuruluşlardan doğrudan sağlanan veriler,
—     Yurtdışında yerleşik kişilerin portföy yatırımlarına ilişkin olarak saklama hizmeti veren bankalardan sağlanan stok veriler,
—    Doğrudan yatırım anketleri,
—    Yazılı ve görsel basın oluşturmaktadır.

T.C. Merkez Bankası ve Türkiye’de yerleşik bankaların dövizli işlem kayıtları, işlem mahiyetlerine göre belirlenen yaklaşık 600 istatistik kod esas alınarak aylık olarak elektronik ortamda raporlanmaktadır. Bu kaynak, çoğunluk la Finans Hesaplarının derlenmesinde kullanılmaktadır.

Cari İşlemler Hesabı’nda yer alan önemli kalemlerin veri kaynağı TÜİK’tir. TÜİK tarafından derlenen ihracat ve ithalat verileri dış ticaret rakamlarını oluşturmakta, ayrıca, ihracat ve ithalatın öde me şekillerinden ticari kredilerin belirlenmesinde yararlanılmaktadır. Mal ticaretine ilişkin navlun ve sigorta bedelleri yine TÜİK tarafından aylık olarak gerçekleştirilen çalışmadan sağlanmaktadır. Bavul ticareti ile turizm gelir ve giderleri TÜİK tarafı ndan yürütülen anketlerden elde edilmektedir.

3.1.1. Dış Ticaret Dengesi


Dış Ticaret, malların ve sermayenin ulusal sınırların dışına akışıyla ilgilidir. İhracat ve ithalat olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. İhracat, üretimi gerçekleştirilen bir malın o ülkenin mevzuatına uygun bir şekilde başka bir ülkeye gönderilip, bedelinin yurda getirilmesidir. İthalat ise, bir malın bedelinin ödenerek yurda getirilmesidir. İhracatta  para  akışı  içeri, mal  akışı  dışarı  doğrudur.

Dış ticaret bir ülkenin ekonomik durumunun değerlendirilebilmesi  için en önemli göstergelerden bir tanesidir. Ülkenin ekonomik politikalarının belirlenmesinde, devletin ve işletmelerin gelecekte yapacakları yatırımlarda, doğru karar verilmesinde ithalat ve ihracat verile ri önemli yer tutmaktadır. Ayrıca, ödemeler dengesinin oluşturulması için ülkeler dış ticaretini  hesaplamak zorundadırlar. Dış ticaret verileri her kesim tarafından kullanılmakta, ayrıca ulusal hesap sisteminde de ihtiyaç duyulmaktadır. 87

87    TÜİK,  “Dış  Ticaret   İstatistikleri ”,  (Çevrimiçi)   http://www.die.gov.tr/konularr/disTicaret01.htm , (Erişim Tarihi: 23.07.2008).
Dış ticaret verileri için TÜİK tarafından yayımlanan “Özel Ticaret” sistemine göre saptanan dış ticaret istatistikleri, uyarlama kalemi aracılığıyla, TÜİK’ten ayrıca temin edilen serbest bölge verileriyle “Genel Ticaret” sistemine dönüştürülmektedir. Malların gümrükten geçişleri sırasında kayıt altına alınması, kayıt zamanı açısından ödemeler dengesi istatistiklerinin mülkiyet değişimi ilkesiyle de uyumlu olmaktadır.

TÜİK tarafından ihracat verileri f.o.b. (sigorta ve navlun hariç mal bedeli), ithalat verileri ise c.i.f (sigorta ve navlun dâhil mal bedeli) baz ın da parasal olmayan altın ticaretini de içermek üzere yayımlanmaktadır. İhracat ve ithalat rakamlarının içindeki altın verileri ve ihracat rakamlarının içindeki limanlarda sağlanan yakıt ve kumanya verileri, “Uyar lama: Diğer Mallar” kalemlerinde; c.i.f. olarak değerlendirilen ithalat rakamlarının içindeki navlun ve sigorta ise “Uyarlama: Navlun ve Sigorta” kaleminde gösterilerek düşülmektedir. Böylece altın verileri ile limanlarda sağlanan mallar verileri ayrı bir yerde gösterilmek üzere sırasıyla “Parasal Olmayan Altın” ve “Limanlarda Sağlanan  Mallar”  kalemlerine aktarılmakta; c.i.f. değerde yayınlanan ithalat verileri ise f.o.b. değere dönüştürülerek sadece mal bedelini yansıtmaktadır. 88
Sovyetler Birliği’nin d ağılmasından sonra kurulan ülkelerden ve son yıllarda Doğu Avrupa ülkelerinden gelen yabancı ziyaretçilerin yurtdışında satmak üzere Türkiye’den satın aldıkları ve yolcu beraberi olarak tanımlanan mallar dış ticaret istatistikleri içerisinde yer almamaktad ır. Türkiye için önemli bir döviz  kaynağı haline gelen ve “Bavul Ticareti” olarak adlandırılan bu ihracatın değeri, TÜİK tarafından bavul ticaretini yapan kişilerin çıkış yaptığı kara, hava ve deniz gümrük kapılarında, üçer aylık dönemlerde gerçekleştirile n “Bavul Ticareti Anketi” yoluyla saptanmaktadır.

3.1.2. Hizmetler Dengesi


Hizmetler dengesinde, ülkelerle yapılan hizmet ihracatı ve ithalatı yer alır. Bu hesapta turizm, taşımacılık, navlun, sigortacılık, inşaat ve finansal hizmetler görünmeyen işlemler dengesi (Hizmetler Dengesi) hesabına kaydedilir.  Taşımacılık,
88  TCMB, Ödemeler…, a.g.e., s. 14.
mal ticaretine ilişkin taşımacılık verilerini içeren “Navlun” kalemi ile uluslararası yolcu ve bagaj taşımacılık işlemlerini içeren “Diğer Taşımacılık” kaleminden oluşmaktadır.

Navlun  hizmeti  bir  ekonomide  yerleşik  kişiler  tarafından  verildiği   gibi yurtdışında   yerleşik   kişiler   tarafından   da   sağlanabilmektedir.   Ancak  ödemeler dengesi istatistiklerinde yer alan navlun hizmetlerinde,  ihracat malları için yurtiçinde yerleşik kişilerce gerçekleştirilen taşıma bedelleri gelir olarak; ithalat mallarında  ise yurtdışında yerleşik kişilerce gerçekleştirilen taşıma bedelleri gider olarak kaydedilir. Söz  konusu  veriler,  TÜİK  tarafından  aylık   olarak  yapılan  çalışmayla  gümrük beyanname   formlarıyla   birlikt e   düzenlenen   faturalardan   elde   edilen   bilgiler çerçevesinde                        hesaplanmaktadır.   Diğer    taşımacılık    kalemi    ise    taşımacılık şirketlerinden sağlanan bilgilerden elde edilmektedir.

Turizm gelirleri, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, TÜİK ve TCMB’nin ortak çalışması kapsamında, TÜİK tarafından yürütülen “Çıkış Yapan Ziyaretçiler Anketi”nden elde edilmektedir. Anket çalışmasında ülkemizi ziyaret ederek yurtdışına çıkış yapan yabancılar ile ödemeler dengesi metodolojisi çerçevesinde yurtdışında yerleşik sayılan vatandaşların Türkiye’ de yaptıkları  turizm harcamalarının saptanması amaçlanmaktadır. Anketler, çıkış yollarına göre hudut kapılarında milliyet bazında üçer aylık dönemleri kapsayacak şekilde yılda  dört dönem olmak üzere yapılmaktadır. Anket sonucunda yabancı ziyaretçiler için milliyet bazında, geceleme yapanlar ile günübirlikçiler ayrımlarına göre ve turla gelenlerin tura ödedikleri bedellerin Türkiye’de kalan kısımları da değerlendirilerek elde  edilen  ortalama  harcamalar;  ilgili  döneme  ait  Emniyet  Genel  Müdürlüğü kayıtlarından sağlanan kişi sayılarıyla genişletilmektedir. 89
Aynı şekilde, yurtdışındaki yerleşik Türk vatandaşların anketten elde edilen ortalama harcamaları, kişi sayısının saptanması için gerçekleştirilen anket sonuçları ile genişletilmektedir.

89   a.g.e., s. 15-16.
Turizm giderleri ise yine TÜİK  tarafından  yürütülmekte  olan  “Vatandaş Giriş Anketi” sonuçlarından elde edilmektedir. Üçer aylık dönemler itibariyle yapılan anket çalışmasında, yurtdışı ülkeleri ziyaret edip ülkemize giriş yapan yurtiçinde yerleşik kişilerin yurtdışında yaptıkları harcamaların saptanması amaçlanmaktadır.

Yurtiçinde yerleşik inşaat şirketlerinin yurtdışında gerçekleştirdikleri inşaat hizmetlerine ilişkin gelirler banka raporlarından elde edilmektedir.
Navlun sigortası dışında yurtdışında yerleşik kişil erle gerçekleştirilen diğer sigorta ve reasürans işlemlerine ilişkin veriler, Türkiye’de yerleşik sigorta ve reasürans şirketlerinden doğrudan elde edilmektedir. Navlun sigortası ise (yine navlun hesaplamasında olduğu gibi) TÜİK tarafından aylık olarak yap ılan çalışmayla gümrük beyanname formlarıyla birlikte düzenlenen faturalardan elde edilen bilgiler çerçevesinde hesaplanmaktadır.
Finansal hizmetler yerleşikler ile yerleşik olmayanlar  arasında gerçekleştirilen, sigortacılık kuruluşları ve emeklilik fonl arı hariç finansal aracılık ve yardımcı hizmetleri kapsamaktadır. Yurtiçinde yerleşik bankaların finansal hizmet işlemler nedeniyle yurtdışında yerleşik kişilerden aldığı veya ödediği komisyon ve benzeri gelir ve giderler bu kalemde yer almaktadır. Veriler banka raporlarından elde edilmektedir.

Yurtdışında yerleşik kişilerle gerçekleştirilen mal ticareti nedeniyle sağlanan veya ödenen komisyon  ve  benzeri gelir  ve  giderler bu kaleme  kaydedilmektedir. Veriler banka raporlarından elde edilmektedir. Diplomatik , hükümet dış  teşkilat hizmet gelir ve giderleri yine Hizmetler dengesi içerisinde yer almaktadır. Veriler TCMB ve banka raporlarından elde edilmektedir. Bunların yanında, Posta ve kurye, telekomünikasyon, haber ajansı hizmetleri, telif hakkı ve lisans ücretleri, imtiyaz haklarına ilişkin hizmetler yer almaktadır. Telekomünikasyon ve haber ajansları hizmetleri verileri ilgili şirketlerden, diğer veriler ise TCMB ve banka raporlarından elde edilmektedir.

3.1.3. Gelir Dengesi


Gelir dengesini ücret öde meleri ve yatırım geliri kalemleri oluşturmaktadır. Ücret ödemeleri kalemine Türkiye’de çalışmakta olan yabancıların elde ettikleri ücretler kaydedilmektedir. Ücret ödemeleri verisi, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çalışma izni verilen yabancı sayısı esas alınarak hesaplanmaktadır. 90

Yatırım geliri kaleminde yurtdışında yapılan doğrudan yatırımlardan elde edilen kârlar “Gelir” olarak, yurtiçinde yapılan doğrudan yatırımlar nedeniyle yurtdışına yapılan kâr transferleri “Gider” olarak ka ydedilmektedir. “Gider” kaleminde dağıtılan kârların yanı sıra kârın sermayeye katılımı da yer almaktadır. Dağıtılan kârlar banka raporlarından; sermayeye katılan dağıtılmayan kârlar ise yıllık olarak yapılan “Doğrudan Yatırım Anketi”nden elde edilmektedi r.

Portföy yatırım geliri, doğrudan yatırım amacı dışında gerçekleştirilen hisse ile tahvil ve bono şeklindeki borç senetleri yatırımlarının gelirlerinden oluşmaktadır. TCMB ve bankaların sahip oldukları menkul kıymetlerin kâr ve zararları, kişilerin yurtdışında ihraç edilmiş menkul kıymet varlıklarına ilişkin gelirleri ile Hazine Müsteşarlığı ve bankaların yurtdışında ihraç ettikleri menkul kıymetlere ilişkin giderler bu kaleme kaydedilmektedir. Bu veriler, TCMB ve banka raporlarından elde edilmektedir.

Bu hesap içinde yer alan diğer yatırım gelirleri ise mevduat, kredi ve ticari kredilere ait faiz gelir ve giderleridir. Veri kaynağı, TCMB ve bankaların ayrıntılı raporlarıdır.

3.1.4. Cari Transferler


Cari Transferler, “Genel Hükümet” ve “Diğer Sektörle r” kalemlerinden oluşmaktadır. Genel hükümet kaleminde ülkelerarası hibeler, yabancı ve Türk elçilik ve konsolosluklarının yaptıkları işlemler nedeniyle sağladıkları gelirler, yurtdışında

90   a.g.e., s. 18.
yerleşik  vatandaşlarımızın  bedelli  askerlik  için ödediği  tutarlar  i zlenmektedir.  Bu veriler, TCMB ve banka raporlarından elde edilmektedir.

Diğer sektörler kalemi içinde yer alan işçi gelirleri, yurtdışında yerleşik vatandaşlar tarafından Türkiye’deki bankalar aracılığıyla yakınlarına havale olarak gönderilen TL karşılığı alışı yapılan tutarlardan oluşmaktadır. Bankalar nezdinde ki hesaplarına gönderdikleri tutarlar ise “Finans Hesapları” altında “Mevduatlar” kalemine kaydedilmektedir.  Bu veriler banka raporlarından elde edilmektedir. Sigorta hizmetlerine kaydedilen sigo rta işlemlerinden elde edilen prim ve tazminatlar ile ödenen prim ve tazminatların netleştirilmesinden oluşan veriler bu kaleme kaydedilmektedir.

3.2. Türkiye Ekonomisinin Genel Görünümü  ve Cari İşlemler Dengesi

Türkiye ekonomisi 1923 yılından günümüze gelene kadar çok önemli sorunlarla karşı kaşıya kalmıştır. Bu sorunları bazen ufak  sıyrıklarla  atlatabilmiş bazen de büyük yaralar alarak geçiştirmiştir.

1980 yılına kadar çoğu zaman kendi kendine yetebilen bir ekonomi görüntüsü çizen Türkiye ekonomisi, 1980 yılından sonra büyük bir değişim içerisine girmiştir. 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ile birlikte dış dünya ile hızlı bir entegrasyon aşamasına geçilmiş, Fakat bu hızlı entegrasyon Türkiye ekonomisi için pek iyi olmamıştır. 1990’l ardan başlayan dış borç sarmalı  katlanarak  günümüze kadar gelmiştir. Yaşanan bu olumsuzlukları ve genel yapıyı daha iyi ortaya koyabilmek için 1980 öncesi ve sonrası ekonomik yapının incelenmesinde fayda vardır.

3.2.1. 1980 Sonrası Dönemin İncelenmesi

1970’lerde artan petrol fiyatlarının Dünya ekonomisini bunalıma sürüklediği bir dönemde, kısa dönemli borçlanmalarla büyüyen ve ithalatı artmaya devam eden Türk ekonomisinin, 1977’de dış dengel eri büyük çapta bozulmuştur. 1977’de ihracat önemli oranda gerilerken, ithalat %13 artmış, böylece dış ticaret açığı 4 milyar doları aşarken, ihracatın ithalatı karşılama oranı % 30’lara düşmüştür. Dengelerin bu denli bozulması   dış   kredilerin   kesilmesini   ve     ithalatın   tümünün   peşin   ödemeyle karşılanması  gereğini  doğurmuştu.  Bu  şekilde  dış  kaynakların  önünün  kesilmesi, 1978  ve  1979  yıllarında  ithalatın  durgunlaşmasına  ve  büyümenin  durmasına  yol açmış, ihracatta ise artış eğilimi başlamıştır.

91    Özer a.g.e., s. 11.

                       3.2.1.1. Liberal Politikalarla Dünya Sistemine Entegrasyon (1980 –1989)


1974’de OPEC’nin petrol fiyatlarını art tırması ödemeler dengesi üzerindeki baskıyı önemli ölçüde art tırmış, enflasyonist baskı yaratmış, kriz ortamında dış kaynakların azalması da ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. Ham petrol fiyatlarındaki artış ham petrolün toplam ithalat içerisindeki payını sürekli olarak arttırmıştır. 1980 yılında ham petrol ithalatı 2,9 milyar dolar  olurken,  aynı  yılın toplam ihracat değerinin de 2,9 milyar olduğu göz önüne alınırsa ham petrol ithalatının büyüklüğü daha net ortaya çıkar. Diğer taraftan ihracat; 1960 –1970 yılları arasında ortalama %1,6 oranında, 1970–1977 arasında ise yılda binde 8 oranında büyümüştür. İthalat ise söz konusu dönemlerde sırasıyla ortalama %5,5 ve %13,1 oranında artmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1950’d e %91,9 iken, 1975’de
%29,5’a düşmüş, 1980 de ise % 38 olmuştur. Bu durumun temel üç nedeni olarak; uygulanan sanayileşme modelinin sürekli artan bir ithalat düzeyi gerektirmesi, ithal edilen yatırım ve ara malları fiyatlarının yükselmesi ve ihracatın kompozisyonunda bir değişiklik yaratılamayarak, tarım ürünlerinin ağırlığının 1970’li yıllarda da sürmesi sayılabilir.

1974 yılından sonra ödemeler dengesinde meydana gelen bozulmalar 1977’ de kritik bir hal almıştır. 1977’de ithalat 5,8 milyar dolar, ihracat 1,7 milyar dolar iken işçi  dövizi  girişi  1  milyar  dolar  olmuş  ve  döviz  dengesi  3,1  milyar  dolar  açık vermiştir. Söz konusu sorunlara çözüm bulmak amacıyla 1977 –1980 arası dönemde ekonominin dengelerini düzeltmek yolunda birçok önlemler alınmıştır. Uygulanan ekonomi politikalarının hedefleri; ihracatın artırılması, enflasyonun düşürülmesi ve KİT  açıklarının  bütçe  üzerindeki  yükünün  ortadan  kaldırılmasıydı .  Ancak  alınan önlemler ekonomideki kötüye gidişi durduramamış, 24 Ocak 1980’de alınan kararlar ile Türkiye ekonomisinde yeni bir dönem başlamıştır.

24  Ocak  İstikrar  Programı’nın  uygulanmasına  neden  olan  temel  faktör aslında, 1970’li yılların sonunda gittikçe ağırlaşan dış borç problemi  ve bu problemin üretim için gerekli ithalatın yapılmasını engelleyerek, ekonomik büyüme ve istihdam üzerinde yarattığı olumsuz etkilerdir. Dolayısıyla uygulamaya konan politikalarda, döviz darboğazının aşılması ve ekonomik yapıda döviz gelirlerini arttırıc ı bir değişim yaratılmasına özel bir önem verilmiştir. Bu çerçevede 1980’li yıllar boyunca, ihracatı
teşvik etmek amacıyla birçok politika aracına başvurulmuştur. 1980 –1988 döneminde ihracatı teşvik etmek için uygulanan belli başlı politikalar ; Döviz kuru politikası, İhracatta vergi iadesi politikası, İhracat sektörlerine yönelik prim uygulaması, Sübvansiyonlu ihracat kredileri,  Diğer teşvik önlemleridir. 104

Türkiye, 1980 yılında 24 Ocak Kararları ile “yapısal uyum”, “dışa açılma” ve “ihracata  dayalı  büyüme ”  kavramlarıyla  nitelenen  yeni  liberal  politika  dönemine girdi.   Yeni   Liberal   siyasetin   ilk   tedbirleri   sık   D evalüasyonlar   ile                                                            ihracatı desteklemek, fiyat kontrollerini ve temel mallara yapılan sübvansiyonları kaldırmak oldu. Bu tedbirler ihracatı arttırıp d ış ödemeleri dengelemek amacını gütmekteydi. Hükümetin uyguladığı teşvikler ile  ihracat çok kazançlı hale getir ildiğinden 1980’de mal ihracatı 2,9 milyar dolardan 1985’te 8,0 mil yar dolara ulaştı. 1970’lerde % 5’in altında seyreden ihracat/GSMH oranının 198 3–1989 ortalaması %14 oldu. 1982’de sanayi ürünlerinin ihracattaki payı yarıyı geçmişti .

Öte yandan, dışa açılmanın mantığı gereği, ithalat da 1984’ten itibaren kademe kademe serbestleştirildi. Bu uygulamalarla ekonomiyi dünya sistemindeki iş bölümüne mevcut mukayeseli üstünlükleriyle (ucuz ve vasıfsız işgücü donanımıyla) eklemleyen ve yabancı malların rekabetine mevcut durumda dayanamayan iş kollarının tasfiyesini veya bu nitelikte iş kollarının hiç kurulmamasını fiilen kabul eden bir siyaset benimsenmi ş oldu. Serbestleştirme, mal ithalatının hızlı artışına yol açtı. 1980’de 7,9 milyar ABD dolarından 1985’te 11,3 milyar dolar a yükseldi. İthalat/GSMH oranı da %10’un altında seyrederken 1983 –1989 ortalaması %20 oldu. İthalatta tüketim mallarının payı %5’in altında seyrederken 1985’ten itibaren % 10’un üzerine çıktı.


1980’lerde finansal sisteme yönelik politikalarda değiştirildi. 1981’de banka faiz hadleri üzerindeki sınırlamalar kaldırılınca mevduat ve kredi faiz hadleri yükseldi. Devlet, bankaların kredi tahsisini serbestleştirdi, kredileri kalkınmada öncelikli yatırımlara tahsis etme siyaseti terk edildi. 1984’te döviz alım ve satımının

92    Hasan Ersel, “Structural Adjustment: Turkey (1980 –1990)”, The Central Bank Of The Republic Of  Turkey Discussion Papers, No: 9107, 1991, (Çevrimiçi ) http://www.tcmb.gov.tr/research/discus/9107eng.pdf, (Erişim Tarihi: 03.02.2009).
serbestleştirilmesi,  yabancı  paraların  tasarruf  aracı  olarak  Türk  parasını  ikame etmesine yol açtı.

Uygulanan finans ve ticaret politikaları 1980’lerin ilk yarısında sabit sermaye yatırımlarının milli hâsıladaki payını azalttı. Bu politikalar özel sektör yatırımlarının ağırlığını, dış ticaret rekabetine açık olan imalat sanayi ve tarım gibi sektörlerden, dış ticarete konu olmayan (konut gibi) sektörlere kaydırdı.

Şekil 3. Vadelere Göre Sermaye Akımı (Milyar ABD Doları)


Kaynak: TCMB,“Küreselleşmenin Türkiye Ekonomisine Etkileri”,  (Çevrimiçi) http://www.tcmb.gov . tr/yeni/evds/yayin/kitaplar/kuresel.pdf , (Erişim Tarihi: 02.04.2009), s. 2 6.


Sermaye hareketlerinin liberalleştirilmesinin amacı olarak uluslararası sermaye piyasalarıyla entegrasyonun artırılması gösterilmişse de uygulamada, artan kamu harcamaları üzerindeki finansal kısı tların azaltılması bu kararın altında yatan belirleyici bir unsur olmuştur. Liberalleşme sonrasında ödemeler dengesini finanse etme işlevi gören sermaye akımlarının yapısında önemli değişiklikler olmuş, orta ve uzun vadeli kredilerin yerini kısa vadeli kre diler almıştır. 105
93      TCMB,“Küreselleşmenin  Türkiye   Ekonomisine  Etkileri”,  (Çevrimiçi)    http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/kitaplar/kuresel.pdf , (Erişim Tarihi: 02.04.2009 ), s. 26.
1980’lerin ikinci yarısında, yatırımla desteklenmeyen ihracat artışı yavaşladı ve bazı yıllar durakladı. Emekçiler 1980’lerin ilk yarısında askeri rejim şartlarında gerileyen reel  ücretlerini  1980’lerin ikinci  yarısında arttırmayı  başard ı. Bunun ve petrol fiyatlarının ucuzlamasının etkisiyle reel GSYİH artış oranı yükseldi. Kamu kesimi açığı büyüdü. Enflasyon haddi yükseldi: tüketici fiyatlarının yıllık ortal ama artış oranı 1989-93’te %68 oldu. 1989 yılında hükümet yapısal uyum ve dışa aç ılma stratejisinde önemi bir adım daha attı: yurt dışına ve yurt dışından ülkeye sermaye transferlerini  serbestleştirdi.  Bu  son  kararın  önemli  etkileri  sebebiyle,  Türkiye ekonomisinin 1980 sonrasını dönemlendirmede 1989 yılı bir dönemeç sayılmaktadır.

                        3.2.1.2. 5 Nisan Kararları ve Şubat Krizi (1990–2001)


1984–1989   yılları   arasında   Türkiye   ekonomisinde   bir   genişleme   dönemi yaşanmıştır. Bu dönemde  Batı ekonomilerinde  meydana  gelen canlanma, Türkiye’nin izlediği ihracata dayalı büyüme stratejisi ile de örtü şerek ihracatın artmasına neden olmuş ve Türkiye ekonomisi bir genişleme sürecine girmiştir. Fakat 1990 yılına gelindiğinde dış dünyada iki önemli gelişme Türkiye ekonomisini direkt olarak etkilemiştir. Bunlar, İran – Irak savaşının sona ermesi ve 1990 Körfe z Krizidir. Bu iki dış gelişme Türkiye için önemli iki pazarın kaybolmasına neden olmuş, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren ve etkileyen bu iki gelişmeye ek olarak dünya ekonomisinde de bir daralma süreci yaşamıştır. T abi ki, bu faktörlerin hepsi Türkiye’nin ihracatı üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. Ülke içinde kamu açıklarının enflasyon üzerinde yarattığı baskı ve izlenen kur politikası ile diğer ekonomik kötü gidişat 1994 krizine götüren ortamı hazırlamış ve Nisan ayında ekonomik tedbirlerin alınması kaçınılmaz olmuştur. 106
1994 krizinin iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, 1989 yılında sermaye hareketlerinin liberalleştirilmesi ve bankaların yurtdışından sağladıkları ucuz kaynaklarla Hazine’yi fonlaması ve Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele çerçevesinde TL’yi değerli tutmaya çalışma politikasının yarattığı bankaların açık pozisyonları, diğeri ise 1989 yılında şok olarak verilen yüksek ücret zamlarının iç talebi körüklemesidir.
94    Eroğlu, a.g.e., s. 8.
1994 yılında yaşanan Bankacılık krizi , 5 Nisan kararlarının alınmasına neden olmuştur. Döviz kurundaki yükselme ve kamu mal ve hizmetlerinin fiyatlarındaki artış reel sektör firmalarının işletme sermayelerinin reel bazda oranda azalmasına neden olmuştur. Buna ek olarak reel ücretlerin düşmesi yurtiçi talebi de azaltmış tır. Her iki faktör de 1994 yılının son üç çeyreğinde sanayi üretiminde düşüşe neden olmuştur. 1994 ilkbaharında hükümet kredibilitesini tekrar kazanmak için IMF ile bir stand -by anlaşması imzalamıştır. Bundan başka iki tedbir daha alınmıştır. Bu tedbirler den ilki bankacılık sistemindeki tüm mevduatlar “tam güvence” kapsamına alınmıştır. İkinci olarak hükümet, kamu sektörünün Merkez Bankası’ndan kısa vadeli avans kullanmasına kademeli olarak son verilmesini öngören bir kanun çıkarmıştır. İstikrar programı nın uygulamaya konulmasıyla beraber, KKBG’nin GSMH’ye oranı 1993’teki %11’lik seviyesinden 1994’te %8’e düşmüştür.
1995 yılının başında IMF’yle yeni bir stand -by anlaşması imzalanmıştır. Ne var ki bu anlaşma Eylül 1995’te erken TBMM seçimlerinin ilan edi lmesiyle sona erdirilmiştir. Erken seçim ilanından sonraki dönem Türkiye’de istikrarsızlığının hâkim olduğu  bir dönem olmuştur. Buna karşın, Ekim 1995’te Merkez Bankası Kanunu’nun da değişiklik yapılarak Hazine’ye kısa vadeli avans verilmesine sınırlama ge tirilmesi, 1994’ün ilk çeyreğinde yaşanana benzer bir likidite krizinin önlenmesinde önemli bir etken olmuştur.

1995 yılının son aylarında artan politik belirsizlikler ve faiz politikasındaki değişiklikler 1996’ın büyük bölümünde de devam etmiştir. Bu ol umsuz koşullara rağmen, iki faktör bu dönemde yeni bir finansal bir krizin engellenmesinde etkili olmuştur. Bunlardan birincisi 1995’ten sonra cari işlemler açığının 1993 yılı düzeyinden aşağıda kalmasıdır. Bununla bağlantılı olarak 1995 yılı sonunda ulusl ararası rezervlerin tarihinin en yüksek seviyelerine ulaşmasıdır. Merkez Bankası 1995 yılı başından itibaren döviz rezervi biriktirmekteydi. Hazine bonolarına uygulanan faiz oranlarının düşürülmesine  yönelik geçici gayretleri saymazsak döviz rezervlerinin artması ve Hazine bonolarına uygulanan faiz oranlarının dönemin tamamına yakınında esnek kalması, Merkez Bankası’nın 1998 Rusya  krizine  kadar  önemli  bir  rezerv  kaybı  yaşamadan  dövize  spekülatif  saldırıları önlemesini sağlamıştır. 107
Türkiye ekonomisinde 1995 yılında başlayan hızlı büyüme eğilimi, 1998 yılını Nisan ayına kadar devam etmiş, ancak hem yurtiçindeki siyasi istikrarsızlık hem de Güneydoğu Asya’da ve daha sonra Rusya Federasyonu’ndaki mali kriz nedeniyle sona ermiştir. Bu gelişmelerin sonucunda 19 99 yılının sonuna doğru ekonomik görünüm son derece karamsar  bir yapıya bürünmüş, ekonomik büyüme – % 6,1 olmuş, enflasyon (TEFE) %70’e, Hazine’nin yıllık bileşik faizi ortalama %106’ya ulaşmış, bütçe açıkları ise taşınamaz bir noktaya ulaşmıştır. Artık hiperenflasyon aşamasına gelindiği kanısı hâkim olmaya başlamıştır. Bir de buna 1999 yılının seçim yılı olması nedeniyle ortaya çıkan belirsizliğin yarattığı etkiler ve 17 Ağustos depremi eklenmiştir. 1999 yılında yeni kurulan koalisyon hükümeti ekonomideki bu kötü gidişatı önlemek ve dış kaynak bulmak amacıyla IMF ile anlaşmaya oturmuştur. Ancak yapılan anlaşma yeni bir sürecin başlatılması şeklinde değil de daha önce başlayan stand -by arayışlarının devamı ve sonucu niteliğinde olmuştur. 108

Şekil 4. Büyüme Oranları (Yıllık % Değişim)


Kaynak: TCMB, “Kürselleşmenin Türkiye Ekonomisine Etkileri”, (Çevrimiçi)   http://www.tcmb.gov . tr/yeni/evds/yayin/kitaplar/kuresel.pdf , (Erişim Tarihi: 02.04.2009), s. 40 .
1999 yılı sonunda hükümet IMF rehberliğinde uygulanacak yeni ve kapsamlı bir program ilan etmiştir. 1999 yılı programı 2002 yılı sonuna kadar enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmeyi, reel faiz oranlarını indirmeyi ve böylece ülkenin uzun vadeli büyüme potansiyelini geliştirecek şekilde istikrarlı bir makroekonomik ortam yaratmayı hedefliyordu. Bu program, bir buçuk yıl boyunca döviz kuru sepetinin değerinin ilan edildiği döviz kuruna dayalı bir istikrar programıydı. Daha sonra döviz kurları aşamalı olarak genişleyen bir bant içinde dalgalanmaya bırakılacaktı. Program aynı zamanda bazı bütçe kalemleri ve parasal büyüklüklere de sınırlamalar getirmekte, kamu maliyesi hedeflerine ulaşılması amacıyla da tarım sektörü, sosyal güvenlik sistemi, kamu maliyesi yönetimi ve özelleştirmeye ilişkin önemli yapısal reformlar getiriyordu. Tüm bunlar uygun bir gelirler politikası ile birlikte yürütülmüştür.

Programın  uygulanmaya  başlamasıyla,  döviz  kurundaki  belirsizliğin  ortadan kalkması ve risk primindeki düşüşe paralel olarak faiz ora nlarında da ani bir düşüş yaşanmıştır. Böylece enflasyonla mücadel ede önemli bir aşama kaydedilmiştir . Bu da faiz giderlerinin azalmasını ve dolayısıyla büt çenin rahatlamasını sağlamıştır . Ne var ki, enflasyondaki atalet  TL’nin reel olarak değer kazanmasın a neden olmuştur. Bu reel değerlenme, yurtiçi talepteki artış, uluslararası petrol fiyatlarındaki yükselme ve  Euro’nun  değer  kaybı  ile  birlikte  cari  işlemler  dengesini      olumsuz   yönde etkilemiştir.  Cari  işlemler  açığı,  programın  başlarında  öngörülenin  çok  üs tünde gerçekleşmiştir.       Cari   işlemler   açığının   büyümesi   ve                                                     yılın   ikinci   yarısında özelleştirme çabalarının ve yapısal reformların gecikmesi sermaye akımları üzerinde olumsuz bir etki yaratarak Ağustos 2000’de kısa vadeli faiz oranlarında artışa sebep olmuştur. 109

Kötüleşen cari işlemler dengesine rağmen hükümetin e k önlemler uygulamakta isteksiz davranması IMF’nin Ekim ayındaki 3. dilim kredinin serbest bırakılmasını ertelemesine neden olmuştur. Bu gelişme de uluslararası yatırımcıların beklentilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Faiz oranlarındaki artış, portföylerinde çok sayıda devlet borçlanma senedi bulunduran ve bu kâğıtları daha kısa vadeli kaynaklarla finanse eden bazı bankaların mali yapılarını kötü etkilemiştir. Bankaların bilançolarındaki bu kötüye gidiş finansal piyasalara olan güveni azaltarak Kasım ayında, programın sürdürülebilirliğine ilişkin endişeleri ortaya çıkarmıştır. Yabancı yatırımcılar Türkiye’deki portföylerini azaltmaya başlamışlardır. Hızlı sermaye kaçışı önemli ölçüde yabancı fonlara
bağımlı  olan  bankalar  için  ciddi  likidite  sorunları  yaratmıştır.  Finans  piyasalarındak i çalkantılar ve 5,2 milyar doları  geçtiği tahmin edilen yabancı sermaye kaçışı Merkez Bankası döviz rezervlerinde azalmaya neden olmuştur. Rezervlerin azalmasıyla birli kte faiz oranlarında ani bir artış gözlemlenmiştir. Faiz oranlarındaki bu ani artış  ellerinde önemli miktarda devlet tahvili bulunan ve bunları gecelik repo piyasasında finanse eden bankaları  olumsuz  yönde  etkilemiştir.  Vade  uyumsuzluğu  problemleri  yaşayan   bazı bankalara  duyulan  güvensizlik  bankaların  kısa  vadeli  likidite  ihtiyaçlarının aniden artmasıyla birleşince Kasım’ın ikinci yarısında kısa vadeli faiz oranlarında ani bir artış olmuştur. Kısa vadeli faiz oranlarındaki bu ani artıştan sonra hem devlet tahvillerinin hemde hisse senetlerinin fiyatları düşmüştür . 110

Şekil 5. Cari İşlemler Hesabı (Aylık, Milyon ABD Doları)


KaynakTCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi.
Alınan önlemlerden sonra sermaye girişi belli bir oranda yükseldiyse de Kasım krizi tüm bankacılık sisteminin kırılganlığını art tırmıştır. Kasım krizinden sonra hem iç
110 a.g.e., s. 52.
hem de dış borçların vadeleri kısalmış ve TL’deki değerlenmeye rağmen faiz oranlarının yüksek düzeyde kalması döviz kuru rejiminin sürdürülebilirliğine ilişkin endişelere ne den olmuştur. Ekonomik temellerde hâlâ ciddi sorunların olması nedeniyle istikrar fazla uzun sürmemiştir.  Devlet  iç  borçlanma  senedi  ihalelerinde  vadelerin  kısalması  ve  faiz oranlarının yükselmesi kamu borçlarının  sürdürülebilirliği konusundaki  şüpheleri ortaya çıkarmıştır. Kamu borcundaki artış, yüksek  enflasyon oranları ve TL’nin  sepete oranla değer kazanması, kur çapasının sürdürülebilirliği konusunda endişelere neden olmuştur. IMF yetkilileriyle birlikte program hedeflerinde yapılan düzenlemelerden heme n sonra koalisyon hükümetinde çıkan bir anlaşmazlık tüm piyasa güvenini sarsmış ve  19 Şubat 2001’de 7,6 milyar dolarlık yoğun bir döviz talebine neden olmuştur. Merkez Bankası döviz kurunun seviyesini koruyabilmek için piyasadaki likidite düzeyini daraltmı ş, bu ise kısa  vadeli  faiz  oranlarında  bir  ani  artışa  daha  neden  olmuştur.  Kısa  vadeli  faiz oranlarındaki bu ani artış sermaye kaçışını engelleyememiştir. Kamu bankalarının önemli boyuttaki  likidite  ihtiyacı  tüm  ödemeler  sistemini  kilitlemiştir.  Döviz  kuru   rejiminin sürdürülmesinin  imkânsızlığı  kısa  zamanda  ortaya  çıkmış  ve  1999  yılı  enflasyonla mücadele programının temelini oluşturan kur çapası  rejimi 22 Şubat’ta terk edilmiştir. dolar kuru 23 Şubat’ta 680 bin TL’den 960 bin TL’ye yükselmiştir.

Finansal kriz sonrasında IMF ile yeni bir anlaşma yapılarak yapısal reformların uygulanması konusunda daha kararlı olan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” Mayıs 2001’de ilan edilmiştir. Bu programın genel stratejisi üç aşamayla özetlenebilir: Birincisi, finansal piyasalardaki belirsizliği azaltmak için hayati önlemler alınmıştır; ikincisi, para ve döviz piyasalarında istikrarı sağlamak üzere önlemler alınmıştır; son olarak, makroekonomik dengelerin kurulması için önlemler alınmıştır.

Bankacılık sektörüyle ilgili, Ba nkacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu’nun (BDDK) kurulması gibi bazı önemli tedbirler alındıysa da bankacılık sektörünün kırılganlığına ilişkin sorunlar Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinde derinleşmiştir. Bu nedenle, yeni program, önceliği, bankacılık sektörüne vermiştir. Yeni dönemde faiz oranları üzerindeki baskıları azaltabilmek amacıyla kamu bankalarının ve TMSF’ye devredilen bankaların gecelik borçlanmaları azaltılmıştır. Bankacılık sektörü üzerindeki siyasi etkiyi asgari düzeye indirmek amacıyla kam u bankalarının yönetim yapılarında değişikliğe  gidilmiştir.  Kamu  bankalarının  görev  zararları  iptal   edilerek  kapatılmıştır.
TMSF tarafından devralınan bankaların tasfiyesi için bir plan uygulamaya konmuş ve TBMM Bankalar Kanunu’nda yapılan değişiklikleri o naylamıştır.
2000–01 döneminin ödemeler dengesi verilerine bakıldığında küçük bir ayrıntı gibi görünen “net hata/noksan” kalemi aslında önemli bir olguya işaret etmektedir. Bu kalem, 2000’de 2,8 milyar dolar ve 2001 yılında 2,3 milyar olmak üzere 2000–01 döneminde toplam 5,1 milyar dolar açık vermiştir. Bu olgu, yerleşiklerin kayıtlı ödemeler sisteminde belirlenemeyen kanallardan çeşitli yöntemler kullanar ak yurtdışına 2000–01’de fiilen 5 milyar dolaylarında net sermaye transferi yaptığı şeklinde yorumla nabilir. Bu kalem de dikkate alınırsa, 2001 yılında yurtdışına toplam 16,2 milyar dolarlık net sermaye çıkışı  olduğu  anlaşılıyor.  2000  yılı  fiyatlarıyla,  GSMH’sı  202  milyar  dolar   olan  bir ekonomiden bu ölçekte sermaye çıkışının derin sarsıntılar yaratması kaçınılmazdır. 111

Tablo 4. Büyüme Oranları  (1999–2002)


1999200020012002
Büyüme (%)
Cari Fiyatlarla47,661,042,955,0
Sabit Fiyatlarla-6,4
6,1
-9,4
7,8
Deflâtör57,051,756,343,8
GSMH
Trilyon TL78,242125,971176,484273,463
Milyon $187,3194,9144,3179,9
Kişi Başına Gelir (ABD Dolar)2,8782,9862,1602,584

KaynakTBB,  “2002 Yılında Türkiye Ekonomisi ve Türk Bankacılık Sistemi ”, (Çevrimiçi) http://www. tbb.org.tr/turkce/kitap2002/ekonomi.pdf, (Erişim Tarihi: 09.03.2009). s. 5


Türkiye ekonomisinde 2001 yılında yaşanan çok hı zlı daralmanın ardından 2002 yılında GSMH sabit fiyatlarla %7,8 oranında büyümüştür. ABD Doları bazında GSMH
%25 oranında artışla 180 milyar dolara, kişi başına gelir  ise %20 oranında artışla 2.584 dolara yükselmiştir.


111   Merih Celasun, “2001 Krizi, Öncesi ve Sonrası: Makroekonomik ve Mali Bir Değerlendirme”, (Çevrimiçi) http://www.econ.utah.edu/~ehrbar/erc2002/pdf/i053.pdf ,   (Erişim Tarihi: 08.03.2009), s. 19.

                     3.2.1.3. Ekonominin Yükselişi ve İvme Kaybetmesi (2002 –2008)


2002 yılının ilk  üççeyreğinde  GSYİH önceki yılın aynı dönemine göre  %6,5 oranında  büyümüştür.  Özel  tüketim  harcamaları  aynı  dönemde   %1,1  oranında  artış kaydederken, özel sektörün sabit sermaye yatırımları  %10,5 oranında azalmıştır. Ancak, özel sektörün yurt dışından uzun vadeli kredi kullanımının da artması neticesinde özellikle makine-teçhizat yatırımları yılın ikinci çeyreğinden itibaren artmaya başlamıştır. Y atırım malı ithalatı da yıl içinde yurt içi yatırım harcamalarına benzer bir gelişme göstermiştir.


Türk Lirası, makroekonomik göstergelerin göreli ol arak iyileştiği Kasım 2001’den sonra reel olarak güçlenme eğilimine girmiştir. Bu gü çlenme süreci Mayıs ayına kadar devam etmiş, Ekim 2001-Nisan 2002 döneminde TL’de reel değer kazancı tüketici fiyatları kullanılarak TCMB tarafından oluşturulan endekse göre %48,8 olmuştur. Mayıs- Temmuz döneminde yaşanan yurt içi siyasi gel işmeler neticesinde TL %25,1 oranında reel değer kaybına uğramış, ancak erken seçim kararının alınmasının ardından oluşa n iyimser görünüm yeniden TL’nin güçlenmesine yol açmıştır. Ağustos -Aralık döneminde TL’deki reel değerlenme %16,8 olmuştur. Böylelikle TL 2002 yılında, tüketici fiyatları kullanılarak oluşturulan endekse göre ortalama olarak %11,4 oranında,  toptan  eşya  fiyatları kullanılarak  oluşturulan  endekse  göre  ortalama  olarak   %18,5  oranında  reel  değer
kazanmıştır.  112

Tablo 5. Ödemeler Dengesi (2001–2002)



(Milyon ABD Doları)
Aralık
Ocak-Aralık
2001
2002
2001
2002
Cari İşlemler Dengesi
-208
-1,4533390-1,789
Dış Ticaret Dengesi
-781
-2,252-10,065-15,750
İhracat2,6602,81531,33435,082
İthalat3,4415,06741,39950,832
Karşılama Oranı%77,3%55,6%75,7%69,0
Sermaye ve Finans Hesapları-1,308
26
-1,2742,204
Finans Hesabı(Resmi Rezervler Hariç)
280
133
-3,9688,357
Resmi Rezervlerdeki Değişim-1,588
-107
2,694-6,153

KaynakTCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi.

112  TCMB, “Ödemeler Dengesi Raporu 2002”,  (Çevrimiçi)   http://www.tcmb.gov.tr/resear ch/odemeler
/RaporWeb_200212.pdf , (Erişim Tarihi: 07.03.2009), s. 1.

İhracat bir önceki yılın aynı ayına göre %5,8 oranında artarak 2,7 milyar dolardan 2,8 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde ithalat da %47,3 oranında büyüyerek 3,4 milyar dolardan 5,1 milyar dolara çıkmıştır. Böylece, dış ticaret açığı 2,3 milyar doları olmuş, ihracatın ithalatı karşılama oranı %55,6’ya gerilemiştir. Aralık ayında cari işlemler hesabı 1,5 milyar dolar açık verirken, resmi rezervler hariç finans hesabı 133 milyon dolar fazla vermiştir.


İhracat bir önceki yılın aynı dönemine göre %12 oranında artarak 31,3 milyar dolardan 35,1 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde ithalat da %22,8 oranında büyüyerek 41,4 milyar dolardan 50,8 milyar dolar a çıkmıştır. Böylece, dış ticaret açığı 15,8 milyar dolar olmuş, ihracatın ithalatı karşılama oranı %69’a gerilemiştir. Ocak-Aralık döneminde cari işlemler hesabı 1,8 milyar dolar açık verirken, resmi rezervler ha riç finans hesabı 8,4 milyar dolar fazla vermiştir.

Şekil 6. Cari İşlemler Dengesi, İhracat ve İthalat (Milyon ABD Doları)



KaynakTCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi.

2002  yılı  içinde  Şubat  ayından  itibaren  azalma  eğilimine  giren  cari  işlemler dengesi yılın geri kalanında söz konusu eğilimini d evam ettirmiş ve 1,8 milyar dolar açık vermiştir. Diğer taraftan, TL’nin Ağustos ayından itibaren güçlenmesi ihracatta kısıtlayıcı bir rol oynarken, Euro’nun ABD doları karşısında değer kazanması bu kısıtlayıcı etkiyi telafi etmiştir.  Böylece,  üç  aylık hareketli  ortalamaların  yıllık  yüzde  değişimine  göre hesaplanan ihracatın büyüme oranı Aralık ayında %15,5 olmuştur.


Türkiye 2003 yılına, 2002 yılı Kasım ayında yapılan seçimlerin ardından yeni bir Meclis ve tek parti hükümeti ile girmiştir. Seçimlerde Ak Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi Meclis’te grup kurma yeter sayısına ulaşmışlardır. 1991 seçimlerini takip eden 12 yıllık koalisyon hükümetleri döneminin ardından Ak Parti Meclis’te çok önemli bir çoğunluğa sahip olmuştur. Hükümet, enflasyon ile  mücadeleyi,   kamu kesiminde di siplini,   istikrar
içinde büyümeyi amaçlayan ekonomik programın sürdürüleceğini açıklamıştır . 113



Türkiye bu dönemde bir önceki yıla göre 5,9 oranında büyümüştür. GSYİH ise bu dönemde 5,8 olarak gerçekleşmiştir. TU İK verilerine göre 2003 yılında KBMG 2,598 ABD dolarından 3,383 ABD dolarına yükselmiştir. Bu büyümenin tahmin edilen rakamın üzerinde gerçekleşmesinin altında birçok faktör yatmaktadır. Sanayi ve hizmetler sektöründeki üretim artışı, ekonomik faaliyet finansmanında kullanılan bankacılık sistemi kredilerindeki artış, yurtdışından kaynak kullanımının artması, banka dışı kesimin yurtdışından sağladıkları kaynaklar ile ödem eler dengesinde NHN olarak ifade edilen: finansal sistemin dışından sisteme giren kaynaklardaki artışlar, büyümenin hedeflenen rakamın üzerinde gerçekleşmesinde etkili olmuştur.


Ekonomik faaliyetteki büyümeye rağmen genel i şsizlik oranı yavaş da olsa artmıştır. Genel işsizlik oranı %10,3’ten %10,5’e yükselmiştir. Reel işgücü maliyeti hem kamu sektöründe hem de özel sektörde yaklaşık olarak aynı kalmış, memur maaşları yavaş da olsa reel olarak artmaya devam etmiştir. İmalat sanayinde ise verimlilik artışı duraklamıştır.
113  TBB, “2003 Yılında Türkiye Ekonomisi ve Türk Bankacılık Sistemi”, (Çevrimiçi ) http://www.tbb. org.tr/turkce/kitap 2003/ekonomi.pdf, (Erişim Tarihi: 10.03.2009), s. 1.
Enflasyondaki düşüş seyri hızlanarak devam etmiş ve programda öngörülen tahminlerden daha iyi düzeylere ulaşılmıştır. On iki aylık dönemde enflasyon toptan eşya fiyatlarında %14’e, tüketici fiyatlarında ise %18’e gerilemiştir. Enflasyonda sağlanan başarının en önemli nedenleri, Hükümetin enflasyon ile mücadele progra mının sürdürülmesi yönündeki yaklaşımı, gelir ve harcama politikasının programda öngörülen hedefler doğrultusunda uygulanması, fiyat istikrarını hedefleyen para politikasının kararlılıkla uygulanması ve bütün bunlara bağ lı olarak TL’nin reel olarak de ğer kazanması olmuştur.

2003 yılında ihracat %30 oranında büyüyerek 46,9 milyar dola ra, ithalat ise %33 oranında artarak 68,7 milyar dolara ulaşmışt ır. İhracatın ithalatı karşılama oranı %70’den
%68’e gerilemiştir. İhracatın GSMH’ye %20 düzeyinde sabit kalırken, ithalatın GSMH’ye oranı %28’den %29’a yükselmiştir. Dış ticaret açığı %41 oranında büyüyerek 21,9 milyar dolara yükselmiştir. Dış ticaret açığının GSMH’ye %9,2 olmuştur.

Şekil 7. Enflasyon Oranı (12 Aylık % Değişim)


KaynakTBB,  “2003 Yılında Türkiye Ekonomisi ve Türk  Bankacılık Sistemi”, (Çevrimiçi)  http://www. tbb.org.tr/turkce/kitap2003/ekonomi.pdf, (Erişim Tarihi: 09.03.2009). s. 9.

2003 yılında hem ihracatta, hem de ithalatta artış eğilimi sürmüştür. Dış ticaret hacmi %32 oranında genişleyerek 116 milyar dolara yüks elmiştir. Türkiye’nin dış ticaretinde önemli bir paya sahip olan,  ihracatın önemli bir bölümünün yapıldığı AB’ de

Euro’nun başlıca  güçlü paralar karşısında değer ka zanmasına  bağlı olarak Euro bölgesinden gelen talep artışı, başlıca yabancı paralar karşısında değer kazanan TL’nin Euro’ya karşı değer kazancının göreli olarak daha d üşük düzeyde kalması, iç piyasa da talep artışının yavaş bir ivmeyle artması, reel ücretlerin yaklaşık olarak aynı düzeyde kalması, verimlilik artışı, ihraç ürünlerinin fiyatlarında iyileşme ihracatı olumlu etkileyen gelişmeler olmuştur.


Cari işlemler açığındaki hızlı büyüme sermaye girişind eki artış ve NHN kalemi sayesinde kolaylıkla finanse edilmiştir. 2002 yılsonu itibariyle 1,2 milyar dolar olan sermaye girişi 2003 yılında 5,6 milyar dolara yükselmiştir. NHN kalemi ise 2002 sonundaki 149 milyon dolardan 2003 sonunda 5,1 milyar dolara yükselmiştir.

Şekil 8. Dış Ticaret Dengesi  (Milyon ABD Doları)


KaynakTBB,  “2003 Yılında Türkiye Ekonomisi ve Türk Bankacılık Sistemi”, (Çevrimiçi)  http://www. tbb.org.tr/turkce/kitap2003/ekonomi.pdf, (Erişim Tarihi: 09.03.2009). s. 21.

2003 yılında cari işlemler açığı bir önceki yıla göre %334 oranında genişleyerek 6,6 milyar dolara ulaşmışt ır. Cari işlemler açığının GSMH’ye oranı 2 puan artarak %2,8’e yükselmiştir. Ekonomik faaliyetteki büyüme yanında, ABD dolarının Euro karşısındaki reel olarak değer kaybetmesi ve kaynağı sınıflandırılamayan döviz girişleri 2003 yılında ödemeler dengesini etkileyen başlıca faktörler olmuştur. Bu ar ada, uzun bir aradan sonra Türkiye bu dönemde IMF’ye net ödemede bulunmuştur.

Tablo 6. Ödemeler Dengesi Alt Kalemleri (2001–2003)

(Milyon ABD Doları)
20012002
2003
Cari İşlemler Dengesi3,390-1,522-6,609
Mal Dengesi-4,543-8,337-13,721
Sermaye ve Finans Hesapları-14,6431,1615,597
Net Hata ve Noksan-1,671
149
5,109
IMF Kredileri10,2306,365
-50

KaynakTCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi .

Cari işlemler açığının büyümesine en önemli etki, mal dengesindeki açığın büyümesinden gelmiştir. Nitekim bavul ticareti de dâhil mal ticareti açığı %65 oranında artarak 13,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bavul ticareti 4 milyar dolar düzeyinde yaklaşık olarak aynı kalmıştır. Bu arada, altın ithalatı %84 oranında artarak 2,6 milyar dolar olmuştur.

2004 yılında büyüme hızlanırken enflasyon  düşmeye  devam  etmiştir. Büyüme hızı %9,9 oranı ile program hedefinin ve uzun dönem ortalama büyüme hızının oldukça üzerinde ge rçekleşmiştir. Kişi başına düşen milli gelir ilk kez 4 bin ABD dolarının üzerine çıkmıştır. Enflasyon, tüketici fiyatlarında uzun bir süreden sonra tek haneli düzeye gerilemiştir. Kamu kesiminde mali disiplin korunmuştur. Kamu kesimi açığının ve kamu borç stokunun GSMH’ye oranı düşmüştür. Enflasyondan arındırılan faiz oranları önemli ölçüde düşm üştür. Kamu borçlanmasında ise vade uzamıştır.

Toplam dış borç stoku yaklaşık olarak 16 milyar dolar artarak 162 milyar dolara ulaşmıştır. Dış borç stokunun GSMH’ye oranı %61’den %54’e gerilemiştir.

Mali performanstaki iyileşme sayesinde kamu kesiminin tasarruf açığındaki daralması devam etmiştir. Buna karşılık beklentilerin iyileşmesi, kaynaklar üzerinde kamunun baskısının göreceli olarak azalması ve yurtdışı borçlanma imkânlarındaki

iyileşmenin de etkisiyle yatırım talebi hızla artan özel sektörde tasa rruf fazlası önemli ölçüde daralmıştır. Sonuçta genel tasarruf açığı büyümüştür. Özel sektör de tüketim talebindeki artış da hızlanmıştır.

Ekonomik faaliyetin hızla büyümesi işsizliğin  azaltılm asında  beklenen katkıyı yapmamıştır. İşsizlik oranındaki artı ş durmuş, ancak istihdam artışı çok yavaş olmuştur. Veriler emek verimliliğinin arttığın

Halit Uzan

Merhaba, sitenin yetkilisi benim.


EmojiEmoji